2006 YILI TARIM VE HAYVANCILIK RAPORU

sendika.jpg2004 yılından itibaren kurulmakta olan Çiftçi Sendikalarının oluşturduğu Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu dönem sözcüsü Abdullah Aysu 2006 yılı için tarım ve hayvancılık raporunu açıkladı.

2006 YILI TARIM VE HAYVANCILIK

Yaşadığımız bu dönemde ulusaşırı şirketlerin tamamen serbest davranabilmesi için yeni yapılar inşa ediliyor. Alınteri/yoğun emek ile birikmiş her ama her şey özelleştiriliyor.

Şirket hakları insan haklarının üstüne çıkarılıyor. Yaşama anlam ve değer veren her şey, “ekonomik gereklilikler” öne sürülerek insanların aleyhine şirketlerin çıkarına yeni kurallar içine alınıyor ve yasaklanıyor.

Ulus devletleri yönetenleri yönetenler ile IMF ve Dünya Bankası, ulus aşırı şirketlerin koruyacaklarını yapıyor, bütün dünyayı onlar için değiştiriyor, dönüştürüyorlar…

Bugünkü çiftçilerin yaptığı çiftçilik mesleği, tarım sektöründeki ulus aşırı şirketlerin yeni ihtiyaçlarına göre şekillendirilmeye, dönüştürülmeye çalışılıyor.

Türkiye’de de tarım politikaları ulus aşırı tarım ve gıda şirketlerinin çıkarlarına yanıt verecek şekilde değiştiriliyor, dönüştürülüyor…

2006 yılında da ülkemiz tarım ve hayvancılığında sürdürülen politikalar ulusaşırı şirketlerin çıkarına çiftçilerin aleyhine devam etmiştir. Bir dizi yasal düzenlemeler, fiyat politikaları ile üretimden pazarlamaya çiftçileri baskılayacak yaptırımlar uygulanmış, ulusaşırı şirketlere yeni özgür alanlar açılmıştır.

ŞİRKETLER TARIM VE HAYVANCILIĞA EGEMEN OLUYOR

IMF ve Dünya Bankası’nın yaptırımıyla Et ve Balık Kurumu (EBK), Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) ve Yem Sanayi (YEM SAN) özelleştirilmeden önce 80 milyon olan hayvan sayımız şimdilerde 41 milyona kadar geriledi.

Rakamlar uygulanan neoliberal politikaların yıkımına böylesine tanıklık yapmasına karşın hala kendi iç dinamiklerimizi harekete geçirerek geleceğe umutla bakabilmemizi sağlayacak, yürüttüğümüz/yürütebildiğimiz sektöre ilişkin somut bir projemiz bulunmamaktadır. “Biz önceki hükümetlere göre şöyle şöyle ve daha fazla destek ayırıyoruz” gibi lafın ötesine geçmeyen propagandalar 2006 yılında da devam etti. AKP tarafından sektörü geliştirebilecek, olumlu olarak dönüştürebilecek bir atılım ufukta gözükmüyor.

Diğer hükümetler gibi AKP de, IMF ve DB’nın dediklerini yapmanın dışına çıkmama itaatkârlığına devam etmiştir. Bu nedenle de hayvancılık sektörünün geleceği için ne yazık ki iyimser olamıyoruz.

HAYVANCILIK

Bilindiği gibi, yıllık kişi başına kırmızı et tüketimimiz 5,5 kg, dünya ortalaması ise; 9,9 kg.dır. Hayvancılık sektöründe et fiyatlarının gerçekleşmesine baktığımızda; yetiştiricilerimiz, yaptıkları harcamanın karşılığı olabilecek bir fiyatı al(a)mıyor. Ayrıca bizim yetiştiricilerimiz AB’li hayvan yetiştiricilerine kıyasla devede kulak oranında bir destek almaya devam ediyor.

Et ve süt fiyatları artmazken et ve süt üretimindeki en önemli girdi olan yemin artışı engellenememiş, yükselmiştir.

Bu konuda rakamlar şöyle:
Et fiyatları: 2004–2005 yılında dana kesim fiyatı kilo 7.20 ile 7.50 YTL arası şu an 8–8,5 YTL arası, inek 5,5 ile 6,5 Ytl arası olarak gerçekleşmiştir. Koyun baskül 5 YTL, keçi baskül 3,5 YTL olmuştur.

Süt fiyatları 2004’de 53YKr (530 bin lira), 2005 ortalarından 2006 Eylülüne kadar 42,5 YKr (425 bin lira) şu an 45,5 YKr ( 455 bin lira) olarak gerçekleşmiş, 2004 yılı fiyatlarının gerisinde kalmıştır.

Yem fiyatları: Hayvancılık için en önemli girdi olan yem fiyatları; 2005 yılında 300 milyon TL/ton iken, 2006’da 400 milyon TL/ton’a yükselmiştir.

Süt ile yem paritesi/değer eşitliği

Hayvan yetiştiriciliğindeki giderlerin %70’ni yem oluşturur. Hayvan yetiştiricilerinin mesleklerini sürdürebilmeleri için süt ile yem değer eşitliğinin2 civarında olması arzulanır. Yani 1kg süt parası ile 2kg yem alınabilmelidir. 1997 yılı ile 2001 yıllarında 1kg süt parası ile 1kg yem alınması bile mümkün olamamıştır. Bu dönemlerde hayvan yetiştiricileri batmıştır. Türkiye‘de uzun bir süredir süt ile yem değer eşitliği 1,5 ‘u bul(a)mamaktadır.

Türkiye ve AB’de hayvancılığa yapılan destekler

AB ve Türkiye’deki destekler arasındaki uçurum kapanamayacak kadar derinleşmiştir. Bu uçurumun rakamsal ifadesi şöyledir:

Türkiye’de destekler

En son 2004 yılında Karkas ağırlığı 190 kg ve üzerinde olan hayvanlar için kg başına 1000 TL destek belirlenmiş sonra bu destek 500 bin TL’ye çekilmiştir. Buna göre; 190 kg. karkas ağırlıktaki bir hayvana ödenen destek: 53,3 Euro/ baş tır.

AB’ de destekler

 9 aylık ve 21 aylıkken iki kez pirim veriliyor. Toplam: 248 Euro/baş
 Bu hayvanı yılın ilk 15 haftasında kestirirse bu miktara ilave olarak; 72,45 Euro/baş daha destek veriliyor.
 80 Euro/baş ek bir destek daha veriliyor.
 80 Euro/baş kesim pirimi veriliyor.
 AB’nin hayvan başına toplam desteği 480,5 Euro/baş veriliyor. AB’deki sığır yetiştiricisi hayvan başına 480,5 Euro destek alıyor.

AB’de süt destekleri

Geri ödemeler, müdahaleler, yağsız süt için yardım, yağsız süt depolaması, tere yağ fazlaları ve süt üreticilerine yardımlar olmak üzere toplam 2.672.000.000 Euro destek verilmektedir. Bu oran AB’deki Garanti ve Yönverme Fonu’nun (FEOGA) %5, 97’sine denk gelmektedir. (2003)

Türkiye’de süt teşvik pirimi ise; 2002 yılında 10 Bin TL/kg, 2003 yılında 20 Bin TL/kg, 2004yılında 20 Bin TL/kg dır.

AB’nin sadece süt üretimi için verdiği desteğin, Türkiye’nin tarım ve hayvancılığına ayırdığı bütçenin tamamına yakın bir miktar olduğunu belirtmekle yetinelim.

BİTKİSEL ÜRETİM

Hayvancılık sektörümüz için 2006 yılı iyi geçmedi. Şimdi de bitkisel ürün üreten üretici çiftçilerimiz için 2006 yılı nasıl geçti, bir de, ona bakalım.

BUĞDAY

Asyalılar için pirinç nasıl vazgeçilmez temel besin maddesi ise buğday da Türkiye için vazgeçilmezdir.

Türkiye’de çiftçiler buğdayı üretir. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), tüccar ve sanayici satın alır. Hükümetler, TMO aracılığıyla her yıl buğday hasat mevsiminden önce bir alım fiyatı belirler. Açıklanan bu fiyat üzerinden TMO, piyasayı üretici ve tüketici lehine dengeleyecek/düzenleyecek yeterlilikte alım yapar.

Tüccar ve sanayici TMO’nun açıkladığı fiyatın altında fiyat vermeye kalktığında ise çiftçiler, alınteri dökerek ürettiği ürününü tüccar ve sanayiciye satmaz/vermezdi. Götürür TMO’nun açıkladığı fiyat üzerinden TMO’ya satar(dı). Yani, TMO çiftçinin garantisi, sigortasıydı. TMO’nun açıkladığı fiyat bu manada her zaman anlamlı olmuştur. Çünkü TMO açıkladığı fiyattan buğdayı alır, böylece çiftçiyi tüccara ezdirmezdi. Bu nedenle kurulduğundan bu yana TMO için; “TMO Çiftçinin Kara Gün Dostudur” denir. Bu slogan bütün silolarda da büyük harflerle yazılı olarak yer alırdı.

Ama son yıllarda hükümetler IMF’nin isteğiyle TMO’yu yeniden yapılandırdılar. Yeniden yapılandırma politikaları çerçevesinde TMO’ya piyasayı regüle edebilecek düzeyde değil de daha az destekleme alımı yaptırıyorlar. Yine bu politikalara paralel olacak şekilde fiyatlar maliyetlerin altında belirlen(ebil)iyor. Bunun için çiftçilerin değil, tüccar ve sanayicinin yüzü gülüyor, hep…

TMO 2005 den bu yana alacağı buğdaya kota getirdi. 2005 yılında çiftçinin 30 tona kadar olan ürünlerini aldı, fazlasını almadı. 2006 yılı içinde de 50 tondan fazlasını almama kararı aldı. 2005 yılında çiftçiler, 30 tondan sonraki buğdayını tüccar ve sanayicinin belirlediği fiyattan satmak mecburiyetinde kaldı. Bu nedenle geçen yıl TMO buğday alım fiyatını 350 bin TL/kg olarak açıkladı ama tüccar üreticinin kota fazlası olan buğdayını 260–270 bin TL gibi düşük fiyattan yani ölü parasına düşürüp aldı. TMO bu politikasını 2006 yılında da düzeltmeden sürdürdü.

Hükümetlerin bu yanlış ve çiftçiden yana olmayan politikaları sonucunda çiftçilerde üretecek mecal kalmıyor. Çiftçiler yoksullaşıyor. 2006 yılında ekecek tohum, kullanacak mazot ve gübre için para bulamayan çiftçiler 100 bin hektar araziye buğday ekemedi. Arazileri boş bırakmak zorunda kaldı. Açıklanan fiyatlarla adeta; “çiftçiler, siz üretmeyin, tüccarlar ve sanayiciler sizler de, çiftçinin sırtından semirebildiğiniz kadar semirin” deniliyor!

2006 yılı ürünü buğdayın maliyeti, 0,41 Ykr/kg (410 bin TL/kg) olmuştur. Buna karşın hükümet buğdayın kilogram fiyatını 38,5 Ykr/kg (385 bin TL/kg) olarak açıklayabilmiştir. Üstelik 38,5 Ykr/kg olarak açıklanan durum buğdayı toplam üretimin içinde en az ekimi yapılan buğday çeşididir. Durum buğdayına göre fiyatı daha düşük belirlenen diğer çeşit buğdaylar çiftçiler tarafından daha çok yetiştirilmektedir. Dolayısıyla durum buğdayı fiyatını öne çıkararak buğdayın kilogram fiyatı 38,5 YKr’tur demek son derece yanıltıcıdır. Çiftçilerin mağduriyetini az göstermekten başka bir işe yaramamaktadır. Vicdan sahibi insanları yanıltmaktan ve aldatmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Anadolu kırmızı ve sert buğdayın kilogram alım fiyatını 37,5 Ykr, (375.000 lira), Kırmızı yarı sert buğdayın; 35,5 Ykr (355.000 lira), Beyaz yarı sert buğdayın; 34,5 Ykr (345.000) diğer buğday türlerinin kilosu ise; 33 Ykr (330.000 lira) olarak belirlenmiş ve açıklanmıştır. Yukarıda da söylendiği gibi yeterli alım yapmayan TMO yüzünden çiftçiler, alınteri buğdayını açıklanan fiyatın çok altında tüccar ve sanayiciye satmak zorunda kalmıştır.

Hükümetler ve onların şakşakçıları bazı ekonomistler ile bir kısım medya mensubu her fırsatta Amerika’da buğday verimliliği yüksek, maliyetler düşük, Türkiyeli çiftçilerin buğdayda verimlilikleri düşük, üretim maliyetleri yüksek diyorlar. Dolayısıyla Türkiyeli çiftçilerin devletin üzerinde yük oluşturduğu kimi odaklar tarafından sürekli propaganda edilmektedir. Bu külliyen yalandır. Bu propagandaların hepsi maksatlıdır. İnsaf ölçülerine sığmayacak ölçüde çiftçilere dostça yaklaşımdan uzak bir iddiadır!

Bu yorumları yapan resmi ve sivil kesimler ABD’nin kendi çiftçilerinin üretim girdilerini büyük oranda desteklediğini bilerek veya bilmeyerek bu yorumları yapmaktadırlar. Onlar içimizdeki Amerikalılardır. Bir de bize IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla tarımınızı desteklemeyin diyen gerçek Amerika var ki onlar, üretim girdilerinde kendi çiftçilerini aşırı bir biçimde desteklemektedirler.

Amerikalı çiftçilerin bir dekarda buğday yetiştirmek için yaptığı harcama (tohum, ilaç, gübre ve mazot için) ne kadar olmuş, Türkiyeli çiftçi bir dekar buğday alanı için ne kadar harcama yapmış karşılaştıralım.(2004)

Biz bir dekar alana atacağımız tohum için; 13.500.000 TL ödemekteyiz. Amerikalı çiftçi; 2.649.822 TL ödemektedir.

Biz bir dekar alana saçacağımız gübre için; 11.325.000 TL vermekteyiz. Amerikalı çiftçi; 8.425.067 TL vermektedir.

Biz bir dekar alana kullandığımız ilâç için; 3.500.000 TL vermekteyiz. Amerikalı çiftçi; 2.372.515 TL ödemektedir.

Biz bir dekar alana harcayacağımız mazot için; 25.144.000 TL öderiz. Amerikalı çiftçi; 4.101.404 TL öder.

2004 yılı buğdayda verimlilik ortalaması Amerika’da 1 dekar alandan 289 kg. Türkiye’de 1 dekar alandan 250 kg. olarak gerçekleşmiştir.

Kısacası; 2004 yılı verilerine göre Türkiyeli çiftçi, 1 kg. buğdayı üretebilmek için cebinden 343.616 TL harcama yapmak zorunda kalmıştır. Amerikalı çiftçinin cebinden çıkan para ise, Türkiyeli çiftçinin harcadığının yarısı kadar bile değildir. Yani Amerikalı çiftçinin bir kilo buğday üretmek için cebinden 168.023 TL para çıkmıştır.

Peki, ABD’li çiftçi Türkiyeli çiftçiye göre neden daha ucuza üretiyor? Çünkü ABD kendi çiftçilerinin üretim girdilerine sübvansiyon uyguluyor. Aradaki farkı hazinesinden çiftçilerine destek olarak veriyor. Amerika kendi çiftçilerini böylesine desteklerken bilindiği gibi IMF ve DB aracılığıyla Türkiye benzeri azgelişmiş ülke çiftçilerine destek verilmesin diye yaptırımlarda bulunuyor.

Buğday üreticisi çiftçilerin alım gücünde ve refahında AKP Hükümeti döneminde de azalmalar olmuştur. Şöyle ki;
 1 Litre MAZOT satın alabilmek için, 2002’de 4,0 kg. buğday satarken, 2006’da 6,0 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Dekar alanın SULANMASI için, 2002’de 38,5 kg. buğday satarken, 2006’da 71,4 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Kg. TOZ ŞEKER satın alabilmek için, 2002’de 4,5 kg. buğday satarken, 2006’da 5,2 kg. satmak zorunda kaldı.
 12 Kg. TÜP GAZ satın alabilmek için, 2002’de 57,3 kg. buğday satarken, 2006’da 83,6 kg. satmak zorunda kaldı.

PAMUK

Pamuk, tekstilden barut ve film malzemesi yapımına kadar 50 çeşit sanayi kolunun hammaddesini sağlıyor. Yetiştirilmesi esnasında yoğun emek kullanılır bu yanıyla ülkemizde altı milyon kişiye iş, geçim olanağı yaratıyor. Pamuk ayrıca bir yağ bitkisidir. Gıda sanayinde bitkisel yağ üretiminde kullanılıyor. Arta kalan küspesi yüksek protein içerir. Bu özelliğiyle de hayvan yemi olarak değerlendirilir. Pamuk, sahip olduğu bütün bu özellikleri nedeniyle stratejik bir üründür ve uluslararası ticarette yeri büyüktür.

İthalat Artıyor

Diğer ürünlerde olduğu gibi pamukta uyguladığımız yanlış politikalar sonucu yeterlilikten çıktık/çıkarıldık. İzmir Ticaret Borsasının verdiği bilgiye göre, ithalat da artıyor; 2004–2005 sezonunda 748 bin ton pamuk ithal etmişiz. İthalatın; % 61’ini ABD’den, % 22’sini Yunanistan’dan yapmışız. Pamuk ithalatına ödediğimiz döviz; 883 milyon dolar.

Pamuk fiyatları

Çukurova’da 2005 yılında 450 bin liradan başlayıp 550 bin liraya kadar zorlanarak çıkan fiyat, 2006 yılında ÇUKOBİRLİK tarafından 770 bin lira olarak açıklandı. Hasadın ilk günlerinde uygulanabilen bu fiyat, hasadın yoğunlaştığı Eylül ayında 600 bin liraya kadar geriledi. Yağmurlar yağdıktan sonra fiyatlar hızla düştü. Pamuk fiyatları bu kez 400 bin liraya kadar geriledi. Oysaki pamuğun Çukurova’daki maliyeti 950 bin ile 1 milyon arasındaydı. Bu nedenle çiftçiler 50 Ykr pirim beklentisi içindeyken 34,8 Ykr pirim açıklanması hayal kırıklığı yarattı. Kısacası Çukurovalı pamuk üreticileri 2006 yılında zarar ettiler.

Ege pamuk fiyatını TASRİŞ 2004 yılında 900 bin lira olarak açıklamıştı. 2005 yılında 750 bin lira, 2006 da ise 910 bin lira olarak açıkladı. Yani Egeli pamukçular 2004 yılı fiyatlarını 2006 yılında yeniden yakalayabildiler. Ancak TARİŞ yeterli alım yap(a)madığından serbest piyasada pamuk 650 bin liraya kadar geriledi. Ege’de de 34,8 YKr olarak açıklanan pirim bu nedenle üreticileri memnun etmedi. Egeli pamuk üreticileri bu yıl da elleri böğürlerinde kaldı.

AKP döneminde pamuk üreticilerinin alım gücü ve refahında azalma şöyle gerçekleşmiştir:
 1 Litre MAZOT satın alabilmek için, 2002’de 1,7 kg. pamuk satarken,2006’da 2,8 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Dekar alanın SULANMASI için, 2002’de 52,6 kg. pamuk satarken, 2006’da 111,1 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Kg. ZEYTİN satın alabilmek için, 2002’de 5,2 kg. pamuk satarken, 2006’da 9,2 kg. satmak zorunda kaldı.
 12 Kg. TÜP GAZ satın alabilmek için, 2002’de 24,1 kg. pamuk satarken, 2006’da 38,9 kg. satmak zorunda kaldı.

MISIR

Türkiye mısırda kendine yeterli bir ülke değildir. Yıllık mısır ihtiyacımız 3,3 milyon tondur. 2003 yılına kadar yaklaşık 2 milyon ton mısır ithal ediyorduk.

Son yıllarda uygulanan yanlış politikalar nedeniyle zarar eden pamuk, şekerpancarı, domates, buğday, ayçiçeği üreticileri mısır üretimine yöneldi. Bu yönelimle birlikte bir de hasat dönemi mısır ithalatının serbest bırakılması gibi yanlış ve maksatlı politikalar sonucu TMO’nun deposunda stokların oluşmasına neden olundu. 2004 yılından kalan stok ile birlikte TMO’daki mısır miktarı; 4,5 milyon tona ulaştı. Bununla mısırda yeterliliği yakaladığımız vehmine kapılmayalım.

Bilindiği gibi 57. Hükümet (DSP-MHP-ANAP) döneminde ulusaşırı şirketlerin baskısıyla Şeker Yasası çıkarıldı. Çıkarılan Şeker Yasası ile Türkiye pancar şekeri üretiminin %15’ini mısıra dayalı şeker üretimine terk etti. Pancardan ürettiğimiz şeker de kendimize yeterli bir ülke iken pancar üretimine %15 üretmeme için kota uygulaması getirdik. Yani sözü edilen yasa ile pancar üreticisi çiftçilerimizin %15’ine, siz şekerpancarı üretmeyin! Sizin yerinize (yeterli olmadığımız) mısıra dayalı şeker sanayi kurulacak. Mısıra dayalı sanayinin sahipleri de ihtiyaçları olan mısırı Kanadalı, Amerikalı veya başka bir ülke çiftçisinden mısır alacak, şeker üretecek. Üretilen şekeri de bizim ülkemizde pazarlayacak, satacak, dedik. Bu nedenle mısır fiyatları bizde hep inişli çıkışlı bir hat izler oldu. Mısırdan bir yıl bir miktar gelir elde eden çiftçileri gören yanındaki yöresindeki çiftçiler mısıra yönelince bu kez zarar ediyor. Mısır fiyatları bu nedenle değişkendir ve mısır fiyatlarının değişkenliği çiftçileri vuruyor.

2004 yılında mısırın kilosunu 332 bin liradan alan TMO, 2005 yılında mısırın alım fiyatını 260 bin lira olarak belirledi. 2005 yılında serbest piyasada mısır fiyatı; 200 bin liranın altına bile düştü. 2006 yılında çiftçiler mısır ekiminden vazgeçti. Mısır eken çiftçi sayısı azalınca mısır fiyatları 2006 yılında serbest piyasada 30–36,5 YKr a kadar yükseldi. 2005 fiyatlarına göre yükselmiş gibi görünen 2006 yılı fiyatları aslında 2004 yılı fiyatlarını ancak yakaladı diyebiliriz. 2006 yılında TMO mısır için alım fiyatı açıklamadı. 2004–2006 yılları arasında üretim girdilerine zamlar devam etti. Yapılan bu zamlar karşısında çiftçiler zorda kaldılar, kazanamadılar. Üretim girdisi (tohum, ilaç, gübre, mazot) satan şirketler ise kârlarına kâr kattılar.

AYÇİÇEĞİ

1989 yılına kadar yılda 1 milyon 250 bin ton ayçiçeği üreten Türkiye, tarım alanında uyguladığı yanlış politikalar -Özal’ın “ithalatla yerli üretimi terbiye etme” politikalarını uygulama- sonucu üretimi 500 bin ton seviyelerine kadar düştü.

Bitkisel yağ sektörüne genel olarak bakıldığında Türkiye’nin yıllık bitkisel yağ üretimi 500–550 bin ton, tüketimi ise 1 milyon 200- 1 milyon 250 bin ton arasındadır. Tüketimin yüzde 40’ı iç piyasadan, yüzde 60’ı ithalatla karşılanmaktadır. Yıllık bitkisel yağ açığımız 750- 800 bin tondur. İthalatla karşıladığımız bu açığı gidermek için dışarıya ödediğimiz miktar ise, 550–600 milyon dolardır.

2006 yılı ayçiçeği fiyatının belirlenmesinde izlenen politika geçtiğimiz yıllarda izlenenden farklı değildi. Ayçiçeği üreticilerinin kuruluşu olan TRAKYABİRLİK ayçiçeği hasadı başladığında avans fiyat açıklamadı. Piyasaya müdahale etmeyerek fiyatın iç ve dış piyasaya göre belirlenmesini tercih etti. Bu uygulamayla üreticiler bir avuç yağ sanayicisi ve tüccarın insafına terk edildi. Borç sarmalında olan küçük üreticiler ürününü satmak zorunda olduğundan ilk etapta piyasada oluşan fiyata ürünlerini satmak zorunda kaldılar.

Fiyatlar

TRAKYABİRLİK 2005 yılı ayçiçeği avans fiyatını 48,5 YKr olarak açıkladı. 2 YKr fark vererek taban fiyat 50,5 YKr olarak belirlendi. 2005 yılında hükümet 17,5 YKr destekleme verdi. 2006 yılında TRAKYABİRLİK avans fiyatı olarak 50 YKr açıkladı, 2,5 YKr fark vererek taban fiyatı 52,5 YKr olarak belirledi. Hükümet 20 YKr destekleme verdi. Ama piyasayı düzenlemesi gereken TRAKYABİRLİK zamanında alım fiyatı açıklamadığından ayçiçeği piyasası 46–47 YKr arasında oluştu.

Bu alanda örgütlü olan Ayçiçeği Üreticileri Sendikası (Ayçiçek-SEN) hasad öncesi maliyet fiyatı belirleyerek TRAKYABİRLİK yönetimine bir dosya halinde verdi. Ancak TRAKYABİRLİK fiyatın serbest piyasada oluşmasını bekleyen bir politika izledi. Bu da küçük üreticilerin tüccarın eline düşmesine, zarar etmesine neden oldu.

Diğer üreticilerde olduğu gibi AKP döneminde ayçiçeği üreticilerinde de alım gücü azaldı, refah düzeyi düştü. Şöyle ki;
 1 Litre MAZOT satın alabilmek için, 2002’de 2,9 kg. ayçiçeği satarken, 2006’da 4,8 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Kg. ZEYTİN satın alabilmek için, 2002’de 8,8 kg. ayçiçeği satarken, 2006’da 15,9 kg. satmak zorunda kaldı.
 12 Kg. TÜP GAZ satın alabilmek için, 2002’de 40,9 kg. ayçiçeği satarken, 2006’da 67,1 kg. satmak zorunda kaldı.

ŞEKERPANCARI

Türkiye pancar şekerinde kendine yeterli bir ülke idi. 57. Hükümet (DSP-MHP-ANAP) döneminde çıkarılan Şeker Yasası ile nişasta bazlı şeker sanayine yer açıldı. Nişasta bazlı şeker üretimi için % 10 kota tanındı. Ayrıca bu kotanın her yıl % 50 artırılması yetkisi Bakanlar Kurulu’na verildi. Pancar üreticilerinin aleyhine ulusaşırı şirketlerin çıkarına olan kotaları 59. Hükümet de kaldırmadı, sürdürdü. Bakanlar Kuruluna Şeker Yasası ile verilen bu yetki sonrasında %50 artışı Bakanlar Kurulu her yıl yaptı. Yani nişasta bazlı şeker üretme kotası %15 olarak Türkiye’de uygulanmaktadır. Buna karşılık AB’de nişasta bazlı şeker üretme kotası; %2,5’dir. AB bu kotayı %2’ye çekmek için çalışmalar yürütmektedir.

Nişasta Bazlı üretim sanayi şimdilerde 900 bin tondan fazla şeker üretmektedir. Her 100 bin ton nişasta bazlı şeker üretiminin karşılığında 25 bin çiftçi pancar üretiminden kopuyor, 2000 şeker fabrika işçisi işini kaybediyor. Gerçeklik böyle iken Bursa-Orhangazi ilçesinde birinci sınıf tarım arazisi üzerinde kuran ulusaşırı şirket Cargill, Danıştay kararı ile kapatılması sonrasında çalıştırdığı 190 işçisi işimizi kaybediyoruz diye gösteri yapmış. Bir avuç mısır üreticisi de mısır elimizde kaldı diyerek eyleme kalkışabilmiştir. Çiftçilerin çiftçilerle, işçilerin işçilerle karşı karşıya gelmesini Ankara’daki hükümet seyredebilmiştir. Bu konudaki kargaşayı gidermek için yukarıdaki söylediğimiz gerçekleri açıklayarak onu dayanak oluşturarak 57. Hükümetin neden olduğu yanlıştan dönmek yerine Cargill’in tekrar açılabilmesi için yeni bir yasayı meclisten jet hızıyla geçirmiştir.

Fiyatlar

2004 yılı şekerpancarı fiyatı TŞFAŞ tarafından 98.909 TL/kg olarak açıklandı. 2005 yılı şekerpancarı fiyatı TŞFAŞ tarafından 2004 yılına göre daha düşük belirlendi. 2006 yılında ise artış yapılmadı. Ancak üretim girdilerindeki artış durmadı, sürdü. Ayrıca pancara getirilen üretim kotası nedeniyle üreticilerin birim alandan fazla üretim yaparak zararlarının karşılamaları da engellenmekte adım adım iflasa taşımaktadır. Şöyle ki; pancar üreticilerine dekara 5 ton kota konulmuş durumdadır. Üreticinin dekarda 5 tondan fazla üretim yapması halinde fazla ürünleri TŞFAŞ tarafından alınmamaktadır. Devlet bu politikasıyla birim alandan verimin artmasına engel getirmektedir. Bu durum sektörde faaliyet gösteren ulusaşırı şeker üreten nişasta bazlı şeker sektörüne alan açma amaçlı olduğu cümle âlem tarafından bilinmektedir.

AKP döneminde şekerpancarı üreticileri;

 1 Litre MAZOT satın alabilmek için, 2002’de 16,5 kg. şekerpancarı satarken, 2006’da 26,1 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Dekar alanın SULANMASI için, 2002’de 500 kg. şekerpancarı satarken, 2006’da 1000 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Kg. TOZ ŞEKER satın alabilmek için, 2002’de 18,6 kg. şekerpancarı satarken, 2006’da 22,7 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Kg. ZEYTİN satın alabilmek için, 2002’de 50,7 kg. şekerpancarı satarken, 2006’da 86,9 kg. satmak zorunda kaldı.
 12 Kg. TÜP GAZ satın alabilmek için, 2002’de 235 kg. şekerpancarı satarken, 2006’da 365 kg. satmak zorunda kaldı.

ZEYTİN

İnsan yaşamında zeytinin her zaman önemli bir yeri olmuştur. İlk çağlardan itibaren onur ve gücün simgesi olarak görülmüştür. Eski Yunanlılar herkesi zeytinliklerine sokmadıkları gibi, sadece iyi ve dürüst insanların zeytin yetiştirmesine izin verirlermiş.

İspanya ve İtalya zeytinyağı üreten ülkelerdir. 2004 yılında İtalya ve İspanya’da yaşanan kötü hava koşulları zeytin üretimini olumsuz etkilemiştir.

Fiyatlar, 2005 yılında 5 asitlik zeytinyağı fiyatı 5 milyon lira olarak açıklandı. 2005 yılında dünya zeytinyağı üretimi ihtiyacın altında gerçekleştiği için fiyatların daha da artması beklendi. Ama çiftçinin bekletecek gücü olmadığı için bu kazançtan aracılar ve stokçular yararlandı. TARİŞ 2006 yılı 5 asitlik zeytinyağı fiyatını 2005 yılı fiyatlarının gerisinde; 3 milyon 580 bin lira olarak belirledi. MARMARABİRLİK ise 2006 yılı sofralık zeytin fiyatlarını 2005 yılı fiyatı olan; 4 milyon 200 bin den daha düşük olan 3 milyon 900 TL olarak belirleyebildi.

KAYISI

Dünyada üretilen kayısı en çok sofralık olarak tüketilir. Bilindiği gibi kayısının hasat dönemi kısa ve taze kayısı çabuk bozulur. Bu nedenle kayısı kurutulur veya işlenir öyle değerlendirilir. Dünya yaş kayısı üretiminin yaklaşık % 20-25’lik kısmı kurutulur. Sofralık ve kurutmalık olarak değerlendirilen kayısının dışında kalanı ise işlenir.
Kayısının içindeki çekirdeği ve kabuğu da değerlendirilir. Kayısı çekirdeklerin tatlı olanları çerez olarak tüketilir, acı olanlar ise kozmetik ve ilaç sanayinde hammadde olarak kullanılır. Ayrıca kayısı çekirdeğinin tohum ve kabuğundan badem yağı, yemeklik yağ, benzaldehit (aroma esansı), furfural, aktif karbon, amigdalin ve hidrosiyanik asit elde edilir.
Kayısının gövde, sofralık, çerez ve kozmetik sanayinde kullanılmasının yanında dal ve çekirdek kabukları ise yakacak olarak kullanılır, ağacının yaş ve kuru yaprakları hayvan yemi olarak değerlendirilir.

Fiyatlar

2004 yılında yaş kayısının kilosu 1–1,5 milyon TL’den, kuru kayısı ise 4 milyon TL/kg civarındaydı. 2005 yılı yaş kayısının kilosu 350–400 bin lira, kuru kayısının kilosu ise, 1,5 milyondan satıldı. 2005 yılı fiyatları maliyetin altında kaldı. 2005 yılı kuru kayısı fiyatı, 2004 yılının yaş kayısı fiyatını ancak yakalayabildi! 2006 yılı fiyatları ise çiftçileri perişan etmiş durumda. Üretim maliyetleri artıyor, kayısı fiyatları aynı oranda yükselmiyor.

ÇAY

1938 yılında başlanılan çay bahçesi tesisi çalışmalarına, 1974 yılında yeni izinler verilmemiş, 1982 yılında çaylık kurulması izini tekrar verilmiştir.

Günümüzde ÇAYKUR’un çayda tekelliğinin kaldırılmasının yanında üretim alanlarındaki genişleme ve çay yaprağında kalitenin bozulması en büyük sorun olarak görülmektedir. Bu sorunların kaynağı kim(ler) mi? Biraz üreticiler, en çok da, yönetenlerdir.

Başlangıç dönemlerinde yaş çay yaprağı fiyatları her yıl nisan ayında Rize’de toplanan bir komisyon tarafından belirlenirdi. Bu komisyon; Yerel Ziraat ve Ticaret Odaları, Tekel Genel Müdürlüğü, Tarım Bakanlığı temsilcileri ile üreticilerin temsilcilerinden oluşurdu. Yaş çay yaprağı fiyatı bu komisyon tarafından belirlenirdi. Saptanan fiyatın üreticilerin emeğini koruyacak ve masraflarını karşılayacak düzeyde olması için titizlik gösterilirdi. Her defasında yerel temsilciler fiyata muhalefet eder, bu nedenle fiyat saptanırken oy birliği değil de oy çokluğu fiyatlar belirlenirdi. Ama o dönemlerde alınan kararlar genellikle yetiştiricileri mutlu ederdi. Örneğin, 1947 yılında yaprak fiyatı 180 kuruştu. O yıl bir Cumhuriyet altını 30 TL idi. Yaklaşık 16 kilogram çay yaprağı parasıyla bir Cumhuriyet altını alınabiliyordu. Şimdilerde bir cumhuriyet altını alabilmek için 300 kg dan daha fazla çay satmak gerekir herhalde. Sorun bununla da bitmiyor, üretim girdilerinin ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatının artması da cabası.

Ayrıca Türkiye çay üretiminde kendine yeterlidir. Ancak yurda kaçak yollardan sokulan ve satılan çay sorun yaratmakta, çay üreticileri üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktadır.

Fiyatlar

2005 yılında yaş çay yaprağı fiyatı ÇAYKUR tarafından 585 bin TL/kg olarak, 2006 yılında da, yaş çay yaprağı fiyatı ÇAYKUR tarafından 650bin TL/kg olarak açıklandı.

ÜZÜM

2006 yılında üzüm üreticileri adım adım iflasa zorlandı. Daha çekirdeksiz üzüm hasadı başlamadan “üzümde arz fazlası var” propagandası yapılmaya başlandı. Bu yolla fiyatları düşürmek istediler. Arz fazlası diye ifade edilen kuru üzüm miktarının ise 25–30 bin ton civarında olduğu hesaplanmakta idi. Hâlbuki ABD’nin elinde kuru üzüm stoku kalmamış, İran’da ise 35–40 bin tonlara düşmüş durumdaydı. Güney Afrika’da ise kuru üzüm stoku 25 bin ton civarındaydı. Tüccarların elinde ise stok kalmamıştı. 2006 Temmuz’u başlarında sadece TARİŞ’in elinde stok vardı, o da 20 bin ton civarında idi. TARİŞ tüccarlara kendi stoklarının kapılarını açarak kuru üzüm satmaya başlamıştı. Haziran ayında “Üzüm Borsası” nda kilogramı 1.60–1.65 YTL’ye kadar çıkan kuru üzüm fiyatları Dünya ihracatçılarının Türkiye’den kuru üzüm almak zorunda kalacakları bir dönemde (tıpkı fındıkta olduğu gibi) üreticilerimiz rekolte fazlalığı konusunda ürkütülerek üzüm fiyatları alabildiğine düşürülmeye başlandı.

Peki, üzüm de “arz fazlası” oluştu mu?

Havaların normal iklim koşullarında seyretmesi halinde çekirdeksiz kuru üzümde ortaya çıkabilecek 25–30 bin ton kadar arz fazlasından bahsediliyordu. Ancak hava koşulları hiç de normal seyrini izlemedi. Üzümler bozuldu. Üreticiler bozulan bu üzümlerini ne yapacaklarını bilemediler. Kimileri hayvan yemi olarak kullandı. Kısacası sezon başında arz fazlası olarak bahsedilen çekirdeksiz kuru üzüm “arz eksikliği” ile karşılaştı. Ama buna rağmen kuru üzüm fiyatları maliyetinin % 50 altında oluştu. TARİŞ tam bir tefeci mantığıyla hareket etti. Bağcılara faizle verdiği parayı kurtarma derdinde girdi. Bunun için de, “TARİŞ’e ne kadar borcun var o kadar üzüm alırım, gerisine karışmam” demesi fiyatları daha da düşürdü.

Özelleştirmeler bağcıları vurdu.

Özelleştirilmiş olan Tekel Alkol Fabrikası; üretici yerine toplam sayısı bir elin parmakları kadar olan tüccarlardan alım yaptı. Tüccarlar üreticiden yaş üzümü kilosu 7–8 Ykr’ tan topladı. Fabrika ise tüccarlardan kilosu 15 Ykr dan dan satın aldı. . TARİŞ -Tat ortaklığının kurduğu rakı fabrikası aynı politikayı izledi. Üreticiden doğrudan yaş üzüm alımı yapmadı. Aracı kullanmayı tercih etti. Üzüm üreticileri zarar ederken tüccarların kazancı ise tam iki misli oldu. TARİŞ Üst Birlik yönetimi de üreticiden yana ağırlık koymayarak bu duruma çanak tuttu. Amaç ortada: küçük üreticiyi iflas ettirerek üretimden vazgeçirmek, toprağından koparmak… Alanda örgütlü olan Üzüm Üreticileri Sendikası (Üzüm-Sen) gidişata dikkat çekmek ve uyarmak amacıyla 15 Ağustos 2006 tarihinde Alaşehir’de üreticilerle birlikte bir miting düzenledi.

Satışa sunulan şaraplar, üzümlerin ezilmesinden değil, üreticinin ezilmesinden elde edildi!

TÜTÜN

Tütün yasasının çıktığı 2002 yılından sonra tütün üreticileri açısından her üretim yılı bir önceki yılı aratır olmuştur. Bilindiği gibi yasa sonrası TEKEL özelleştirme kapsamına alınarak destekleme alımı yapmaktan vazgeçirilmiş, TEKEL’in olmadığı bir piyasada üreticiler çokuluslu dev sigara şirketleriyle baş başa bırakılmıştır. Dev sigara şirketleri ve yerli ortakları talep ettikleri tütün miktarlarını alıcı firmalara bildirmişler, bu firmalar da köylere gelerek tek yanlı hazırlanmış ve üreticilerin hiçbir söz hakkı olmayan sözleşmeleri üreticilere imzalatmışlardır. Tütün fiyatları ilk sözleşmelerin imzalandığı 2001 yılı fiyatlarına her yıl enflasyon oranı kadar zam yapılarak belirlenmiştir. Açıklanan enflasyon oranlarından üreticinin ürününü üretebilmesi için kullandığı girdilerin enflasyon oranlarının daha yüksek olması nedeniyle, her yıl üreticiler çok daha kötü koşullarda tütün üretmek zorunda kalmışlardır. Sonuç olarak 2000 yılında 583 bin 474 0lan üretici sayısı, 2005 yılında 255 bin 763’e; 208 bin ton olan tütün üretimi 147 bin tona düşmüştür.

Üreticilerin bu yıl teslim ettikleri ürünlerin fiyatlarına gelince; sözleşmelerde 7 nevi üzerinden fiyat belirtilmektedir. 1. nevi tütünün fiyatı 5.760 YTL iken 7. nevi tütünün fiyatı 1.250 YTL’dir. Yani ortalama fiyat 4 YTL olmuştur. Bu fiyat bir kg. tütünün maliyetinin bile çok altındadır.

İşte Cumhuriyet tarihinin en kötü günlerini yaşayan tütün üreticileri, TÜTÜN-SEN, Kırkağaç Tütün Satış Kooperatifi, Ziraat Mühendisleri Odası, Tütün Eksperleri Derneği, Tek Gıda İş Sendikası ve Kırkağaç Ziraat Odasının 23 Mart 2006’da Kırkağaç’ta birlikte düzenledikleri mitingde, tepkilerini dile getirmişlerdir.

Yine 13 Temmuz 2006’da Tütün-Sen yeni imzalanan sözleşmelere itiraz etmiştir. TAPDK’ya ve alıcı firmalara noter kanalıyla gönderilen itirazda, tek tip sözleşmelerle fiyat tekeli oluşturulduğunu ve bu durumun Rekabet Kuruluna da bildirileceği belirtilmiştir. Yine bu yıl sözleşmelerde artı enflasyon oranındaki zammın yansıtılmamasına karşı çıkılmıştır.

Görüleceği gibi 2006 yılı tütün üreticileri için kötü bir yıl olmuştur. T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun 11. 04, 2006 tarihli Tütün Raporunda da tütün üretimindeki sorunların çözümüne yönelik 15 maddelik öneriler bölümünün 7. maddesinde aynen şunlar söylenmektedir. “Sözleşmeli üretim sisteminde üretici ile alıcıyı eşit konuma getirmek için, üreticinin örgütlenmesinin özendirilmesi ve alıcıların sözleşmeyi üretici örgütleri ile yapması yönünde yasal düzenlemelerin yapılması,”. Ne yazık ki, tam tersi bir süreç işlemekte üreticilerin sözleşmelerde taraf olabilmek için kurdukları Tütün Sen üzerinde yargılama süreci devam etmektedir. Raporda da belirtildiği gibi üreticilerin örgütlenmelerinin önünü açacak düzenlemeler yapılmazsa önümüzdeki yılların tütün üreticileri için daha da kötü geçeceği ve tütüncülüğümüzün bitme noktasına geleceği açıktır.

AKP döneminde tütün üreticilerinin alım gücü ve refahında azalma yaşanmıştır. Tütün üreticileri;
 1 Litre MAZOT satın alabilmek için, 2002’de 0,28 kg. tütün satarken, 2006’da 0,40 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Kg. ZEYTİN satın alabilmek için, 2002’de 0,9 kg. tütün satarken, 2006’da 1,3 kg. satmak zorunda kaldı.
 12 Kg. TÜP GAZ satın alabilmek için, 2002’de 4,0 kg. tütün satarken, 2006’da 5,6 kg. satmak zorunda kaldı.

ÇELTİK
Türkiye çeltik konusunda kendisine yeterli değildir ama iklim ve doğa koşulları bakımından çeltik üretimine uygundur. Çeltikte doğru politikalar uygulanması halinde yeterliliği sağlamamız mümkündür.
Çeltik fiyatlarında durum: 2006 yılı Baldo 760 bin (76 Ykr.) Osmancık 720 bin (72 Ykr.) Venerya ve Reko 720 bin (72 Ykr.). Şu anda ofis alım yapmamaktadır. Fiyatın oluşması piyasaya bırakılmış durumdadır. Piyasada çeltik fiyatları ortalama, 550 ile 600 bin arasındadır. Açıklanan bu fiyatlar ile piyasa da oluşan fiyatlar hem maliyetin altında hem de 2004 yılı fiyatlarının gerisinde kalmıştır. Ancak üretim girdilerindeki yükselme gerilememiş, tam tersi artmıştır.
AKP döneminde çeltik üreticilerinin de alım gücü ve refahında azalma olmuştur. Çeltik üreticileri;
 1 Litre MAZOT satın alabilmek için, 2002’de 1,7 kg. çeltik satarken, 2006’da 3,0 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Dekar alanın SULANMASI için, 2002’de 111,1 kg. çeltik satarken, 2006’da 250,0 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Kg. TOZ ŞEKER satın alabilmek için, 2002’de 1,96 kg. çeltik satarken, 2006’da 2,6 kg. satmak zorunda kaldı.
 1 Kg. ZEYTİN satın alabilmek için, 2002’de 5,3 kg. çeltik satarken, 2006’da 10,2 kg. satmak zorunda kaldı.
 12 Kg. TÜP GAZ satın alabilmek için, 2002’de 24,8 kg. çeltik satarken, 2006’da 42,8 kg. satmak zorunda kaldı.
FINDIK
FINDIĞIN EN KARANLIK YILI

Fiskobirlik’in tasfiyesinin bir adımı olarak AKP hükümeti tarafından arz fazlasının kontrolü amacıyla Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarihinde ilk kez fındık alımlarında devreye sokulmuş ve şimdiye kadar piyasadan 160 bin ton kadar fındık çekmiştir. FİSKOBİRLİK’in (FKB) 12 Eylül’de yapmış olduğu olağanüstü kongresinden sonra seçilen yeni FKB yönetimi de 50 bin tonun üzerinde piyasadan fındık çekmiştir. Her iki kuruluş birlikte piyasadaki tüm arz fazlasını çekmişlerdir. Ancak yine de fındık fiyatlarının 7,00 YTL den 2,00 YTL’ ye kadar gerilemesi engellenememiştir. Çünkü hükümet TMO aracılığıyla piyasayı çiftçi lehine değil, fındık fiyatlarının yükselme eğilimi gösterdiği dönemlerde TMO aracılığıyla piyasaya müdahale ederek veya alımları durduruyorum diyerek fiyatlarının yükselmesini frenlemiştir. TMO alımlar sırasında fındık üreticisine kış ortasında fındık kurutturmuş, nem ve karışılabilirlik oranları gerekçesiyle her türlü alım zorluğunu çıkarmıştır. Oysaki emanetçi ve vekâletçi tüccara kapılarını ardına kadar açtıkları söylentileri yaygın bir şekilde konuşulur olmuş ama bu konuda etkin bir önlem alınmadığı görülmüştür. Bölgedeki yaygın kanı; TMO alımlarında üretici değil tüccarın kazançlı çıktığıdır.

İhracatçılar Birliği daha önceki yıllarda ihracat miktarlarını ve döviz girdilerini haftalık açıklamalarla kamuoyu ile paylaşırken bu yıl bu uygulamadan vazgeçildi. Eylül ayı verileri 5 haftalık bir bölümü içine alacak şekilde açıklandı. Bu verilere göre ihraç edilen fındık miktarı 2005 yılında 48 bin ton iken bu yıl 25 bin ton. Elde edilen gelir de; 100 kg iç fındık da 926 dolardan 460 dolara geriledi. Eylül, Ekim ve Kasım aylarını içeren 3 aylık süre dikkate alındığında geçen dönemde 100 kg iç fındık ortalama 920 dolardan bu dönemde 451 dolara gerilemiştir. 3 aylık sürede ihraç edilen miktar 101 bin tondan 103 bin tona çıkmış nerdeyse yerinde saymıştır. Oysa Tacirler grubu yıllardır ürün fiyatlarını baskılayalım oluşacak düşük fiyatlar ihracatı artıracak diyorlardı. Fındık fiyatları düştüğü halde dış alıcılar fındığa pek rağbet etmemiş ve Eylül ayı verilerine göre alımlarını azaltmışlar, 3 aylık dönemde de geçen döneme göre kayda değer bir artış olmamıştır. Kamuoyunda yanlışlığı tartışılmış olan bu politikalar da diretilmesi sonucu hem ülke ekonomisi zarara uğratılmış, hem de fındık üreticisi gelir kaybına uğramıştır.

Bütün bu olumsuz gidişata dur demek için Fındık Üreticileri Sendikası FINDIK-SEN 24 Temmuz’da Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) Fatsa’da düzenlediği “Fındığına Sahip Çık” mitinginde kürsüyü kullanmış, bu kürsüden halka fındık konusunda dönen kirli oyunları/dolapları anlatmıştır. Bu mitingin ardından 30 Temmuz’da Ordu’da Fındık fiyatlarını protesto eden 100 bin kişilik bir üretici mitingi düzenlenmiştir. Bu mitingde fındık üreticilerinin durumunda bir düzelme olmaması halinde “Canik Dağları Aşılmaz Değildir” veciz sözü ile Ankara’ya gideceklerini miting düzenleyicileri ima etmiştir. Ancak fındık fiyatları miting öncesinden daha geriye gitmesine karşın bu sözün sahiplerinin sessiz ve tepkisiz kalmaları anlaşılmamıştır.

Evet, 2006 yılı geride kaldı. 2006 yılında da çiftçilerin Doğrudan Gelir Destekleri (DGD) yıl içinde verilmediği gibi gecikme faizi de uygulanmadı. Ama çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarına faiz işletildi. Borcunu ödeyemediğinden icralık olan çiftçi sayısı yüz binleri aştı. Ürün fiyatları bu yılda maliyetlerin altında belirlendi. Bu nedenle tarımdan ve kırsaldan kaçış devam ediyor. Kırlar ıssızlaşıyor; 2001–2006 zaman aralığında kırdan kopan nüfus 3 milyonsa yaklaştı.

Bu yıl da, doğayla dost, insan sağlığı için risk oluşturmayacak, toprağı ve suyu zehirlemeyecek olan üretim modelinin uygulanması yerine doğayla dost olmayan endüstriyel üretim tarzında ısrar sürdü. Organik tarım eğitimi için ziraat fakültelerine ders konulması düzeyinde bile bir çaba gösterilmiyor. Çiftçilerin ürün bazında örgütlendikleri üretici sendikalarına yönelik davalar sürüyor. Hükümet iç hukuk düzenlemeleri yapmayarak sendikaları işlemez hale sokmaya çalışıyor. Böylece hükümet ulusaşırı tarım ve gıda şirketlerinin ülkemizde “değneksiz gezmelerine” olanak sağlamaya devam ediyor.

Kısacası; 2006 yılında da çiftçiliği ortadan kaldırmaya, tarımı şirketleştirmeye ve Türkiye tarım hayvancılığına ulusaşırı tarım ve gıda şirketlerini egemen kılmaya kurgulu politikalar sürdü. Bu amaçla hükümet çiftçiyi çiftçilikten çıkaracak olan Tohumculuk Yasasını çıkarttı. Çiftçileri örgütlerinden koparmak için FİSKOBİRLİK ile başlayan kooperatifleri tasfiye edecek politikalar için Başbakan Ordu ve Giresun’daki konuşmalarıyla düğmeye bastı. AKP, kamuoyunda Cargill Yasası olarak bilinen Toprak Yasasını çıkararak çiftçilerden yana değil, ulusaşırı şirketlerden yan olduğunu açık seçik bir biçimde Türkiye kamuoyuna deklere etti.

Abdullah AYSU
Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma
Platform Sözcüsü

Abdullah Aysu Oca 15th 2007 01:27 pm Haber Arşivi, Makale Arşivi No Comments yet Trackback URI Comments RSS

Bir yorumda bulunun

*
Amaç dışı kullanımı önlemek için resimde yazılı olan yazıyı soldaki kutuya tekrar yazınız. yazılı sözcüğü görmüyorsanız dinlemek için tıklayınız.
Click to hear an audio file of the anti-spam word