58.HÜKÜMET VE TARIM PROGRAMI
Abdullah Aysu
Faizin hükümranlığı kırılamıyor. Yoksulluk özellikle kırsal kesimde, tarımda, kol geziyor. Faal nüfusun yüzde 40′ı tarım kesiminde barınıyor ama 2000 yılı itibarıyla milli gelirden aldığı pay ancak yüzde 12 oluyor. Aynı yıl ücretlilerin milli gelirden aldığı pay yüzde 28.7, kar, faiz, kira biçimindeki sermayedar gelirleri ise milli gelirin yüzde 40′ına yaklaşıyor.
Tarım 2001 yılında yüzde 6 küçüldü. Nüfusun yüzde 36’sına iş yaratan tarım, Dünya Bankası’nın yönlendirdiği bir programa tabi tutuldu. Bu projeyle tarım kesimindeki fiyat ve girdi teminindeki destekler kaldırıldı. Tarım tahrip edildi…
Tarıma fiyat ve girdi desteği yerine “doğrudan gelir desteği ” veriliyor. Tarımsal üretimle iştigal ettiğini belgeleyen ve yıl içinde işlediği tarım arazisi toplamı en fazla 500 dekara kadar olanlara dekar başına 13.5 milyon TL’den ibaret olan bu destek sistemi çiftçileri kırlardan koparıyor. Önemli bir iç göç dalgasına, giderek de büyük kent sorunlarının büyümesine yol açıyor.
2001′de 500 trilyon lirası doğrudan gelir ödemesi olmak üzere bütçeden tarımsal destekleme için toplam 938 trilyon lira kaynak aktarıldı. Tarımda 7.3 milyon iş gücü barınıyor. Verilen desteği bu nüfusa pay ettiğimizde kişi başına verilen desteğin 129 milyon lira olduğunu görürüz. Rantiyelere 40.5 katrilyon TL’lik ödeme yanında, 7.3 milyon çiftçiye 1 katrilyon lirayı bulmayan “destek” veriliyor!…
Doğrudan gelir desteği kapsamında, 2002 yılı içerisinde çiftçilere 2.2. katrilyon liralık kaynak ayrılması gerekiyor. Bütçe içerisinde DGD için yalnızca 785 trilyon lira ayrıldı. Kalan 1 katrilyon 415 trilyon ödeme, 2003 yılı bütçesinden yapılacak!…
Tarım kesiminin kullandığı gübre, ilaç, akaryakıt fiyatlarında inanılmaz fiyat artışları yaşandı. Ama tarımsal ürünlerin fiyat artışları, genel fiyat artışların altında kaldıkça, çiftçinin eline geçen reel gelir azaldı. Bu da çiftçiyi üretimden caydırıyor ve kırdan kentlere, hem de -hangi işi yapacağını bilmeden- sorunlu, bir kır yoksulu göçü hızlanmasına neden oluyor!
Gerçek Başbakan karmaşasının yaşandığı bir ortamda hazırlanan program, olması gerekenlerle olamayacakları ustaca içinde birlikte barındıran niteliktedir. Programda, kesinlikle detaya girilmeden, yuvarlak ve perdeleyici ifadeler kullanılmış. Bazı çevrelere seçim öncesi verilen vaatlere hiç değinilmezken, bazı çevrelere güven verirken, kamuoyunu tereddüde sevk etmiştir. Başka bir deyişle; program söyledikleri ve sakladıkları ile bir hatta belirginleşmektedir.
Program, küreselleşen dünyada ekonominin güçlenerek ayağa kalkmasını değil, sermayenin çıkarlarının gözetilmesi esasında Türkiye’yi merkez kapitalizme eklemleme çabasındadır. Bu sürecin yoksulluğu arttıracağı biline, biline hediye paketi gibi sunulmakta ve asıl niyet perdelenmektedir.
Türkiye’nin kırsal alan fotoğrafı -3 kasım seçimleri öncesi hali- AKP’ in de programda belirlediği gibiydi. Şimdi de halen böyle. AKP’ de meclise sunduğu Hükümet Programında tarıma ilişkin sorunları benzer şekilde belirlemiş. Ama ya çözümler; onu da, programda yazıldığı biçimi ile ele alalım.
“Ne yazık ki, ülkemizde köylülerimiz ve çiftçilerimiz yıllarca ihmal edilmiş, özellikle son yıllarda yaşanan derin ekonomik krizden tarımda çalışan vatandaşlarımız çok olumsuz etkilenmiştir. Uygulanmakta olan ekonomik program, maalesef bu kesimin problemlerine gerekli duyarlılığı göstermemiş, çiftçilerimiz daha da zor duruma düşürülmüştür.
Türkiye’de tarım sektörünün GSMH içindeki payı yüzde 14′e gerilemiştir. Öte yandan, toplam sivil istihdamın yaklaşık yüzde 40′ı tarım sektöründe çalışmaktadır. Bu nedenle, tarım sektörü sadece ekonomik politikalar kapsamında değil, öncelikli olarak sosyal politikalar kapsamında ele alınacaktır.”
Evet… Bu fotoğraf doğru. Ama, bunun ana nedeni IMF’in bir dizi dayatmasından biri olan hükümetin kaldırdığı tarımsal destekler sebep olmuştur. Yani; düşük faizli zirai kredi, üretim girdilerinde sübvansiyonun kaldırılması ve destekleme alımlarından vazgeçilmesi, kısacası; fiyat ve girdi destekleri diyebileceğimiz desteklerin tümünü kaldırarak yerine tek başına Doğrudan Gelir Desteğinin (DGD) uygulanması sonucunda bu fotoğraf ortaya çıkmıştır.
Söz konusu programda; kaldırılan tarımsal desteklemelerin sürdürüleceği söylenmemekte, aksine, IMF ve DB’ nın geçmiş hükümetler aracılığıyla başlattırdığı -tüm desteklerin yerine tek başına ikame ettirdiği! -DGD’ ye devam edeceğini açıklamaktadır! Ayrıca, arz açığı olan ürünlerde DGD’ ye devam edileceğini, diğer ürünleri üreten çiftçilerin durumu ne olacağı ise belli değil.
Görüldüğü gibi; durum- tarımda çekilen fotoğraf- tespiti doğru, durumdan çıkarılan vazife ise; sorunu artırıcıdır, içinden çıkılmaz kılıcıdır.
Önce AKP’ in sunduğu Hükümet Programındaki tarıma ilişkin çözüm öngörülerine toplu bir göz atalım.
“Tarım politikalarımızın temel hedefleri; ülkemizin temel gıda ürünleri üretimi bakımından sadece kendi kendine yeterli olmakla yetinmemesi, uluslararası piyasalarda rekabet edebilmesi, verimli tarım arazilerinin sürekli işlenir halde tutulması ve tarımsal üretimde verimliliğin artırılmasıdır…” deniyor.
Dilek güzel… yaklaşım güzel…Ya hükümet programındaki yaklaşımlara çözüm öngörüleri de doğru ve umut var mı bakalım.
Programdan:
” Bu temel hedeflere ulaşmak için aşağıdaki politikalar uygulanacaktır:”
* “…Fiyatların serbest piyasada oluşması esas alınarak, üretimin piyasa koşullarındaki talebe göre yönlenmesi sağlanacaktır. Devlet, tarım ürünlerinin ticaretini yapmayı bırakacaktır…”
Üreticilerin örgütlülüklerini sağlamadan, pazar hakimiyetini sağlayacak yapılara kavuşturmadan, “fiyatların serbest piyasada oluşmasını esas alacağız, üretimin piyasa koşullarında talebe göre yönlenmesini sağlayacağız, devlet olarak, tarım ürünlerinin ticaretini yapmayı bırakacağız” demek: Biz “Uluslar arası Para Fonu’ un (IMF) ve Dünya Bankası’nın (DB) dediklerini yapacağız demektir. Ayrıca, çiftçilerin ekonomik ve demokratik örgütlenmelerini gerçekleştirmeden böyle bir uygulamaya geçmek, Türkiye çiftçisinin lehine değil, gelişmiş ülke çiftçilerin lehine olacaktır.
* “…Ürün borsalarının gelişmesi desteklenecek, bu borsalarda vadeli işlemlerin başlatılması için gerekli önlemler alınacaktır…”
Vadeli işlemler borsasını öngörmek çiftçilerin özellikle küçük ve yoksul çiftçilerin yararına bir uygulama değildir. Çünkü, küçük üreticilerin (kırsal alanın çoğunluğu) büyük çiftçiler gibi ürünlerinin değerini bulması için bekletecek ekonomik güçleri yoktur. Büyük çiftçiler ve tüccarlar gözetilerek programa konulmuş bir maddedir.
* “…Tarımda devlet desteği, her bölge ve her ürün için ayrı ayrı projeler kapsamında ele alınacak, programlar uygulanırken ülkemizin gerçekleri göz önünde bulundurulacaktır…”
Tarımda devlet desteği, üretimden kopuk, üretim ve verimlilikte hiçbir ilişkisi kurulmadan (DGD uygulaması) köylülükten çiftçiliğe geçişin önünü tıkayan irrasyonel bir uygulamadır. Bu uygulama ve diğer uygulamaları ile Türkiye’yi kendi kendine yeterlilikten çıkaran hükümetlerin devamı niteliğinde bir uygulama olacaktır.
Hayvancılık alanında ise;
* “Üretici örgütlenmeleri teşvik edilecek, daha büyük ölçekteki işletmelerin oluşması sağlanacak, böylece ölçekten doğan ekonomi elde edilecektir.
* Entegre hayvancılık işletmelerinin kurulması desteklenecektir.”
Bu madde ile çökmüş hayvancılığı canlandırmayı değil, “büyük ölçekte” hayvancılık yapacakların teşvik edileceği söyleniyor. Önceki hükümetlerin IMF direktifleri ile Et ve Balık Kurumu (EBK) Türkiye Süt Endüstri Kurumu (TSEK) Yem Sanayii ‘ni (YEM-SAN) satarak büyük sermayeye hayvan ve hayvansal ürünlerin pazar payını peşkeş çekmişti. Hayvancılık da çökmüştü. 58. Hükümet de bu büyük işletme sahiplerini teşvik edeceğiz, diyerek hayvancılık sektörüne çözüm değil, onlara çözüm getiriyor. Bu uygulamayla IMF politikalarına devam edileceğinin hem IMF’ ye hem de ilgili yerlere mesajını veriyor.
Seçim sürecinde “tarım reformu” ve sosyal kesimlere daha çok destek sağlama vaadinde bulunan AKP, yukarıdaki çözüm için sundukları -sektörün sorunları karşısında- çok eksik, yanlış ve bir önceki hükümetlerin uyguladığı IMF patentli programın devamı niteliğindedir. Seçim sürecinde AKP’ in seçmenlere söyledikleri de eksikti, ama, şimdiki sunulan programdan çok daha kapsamlıydı.
Çiftçilerin acil sorunları olan; zirai kredi borçları, mazot, elektrik, su fiyatları hakkında tek kelime yok. Tütün, Şeker Kurulu ve özelleştirmelere devam edilip edilmeyeceği belli değil. Bu sorunları yok sayıyor ya da görmezden geliyor. Programda belirsizlik çok fazla, belli olanlarda bilinen, uygulanan IMF programlarının devamı niteliğinde.
Hükümet programı; tarımcının durumunu iyileştirici bir şey getirmiyor. Üretici ve tüketicilerin ihtiyacı olan gıda üretiminin devamını sağlayamayacak. Üreticiler, piyasa koşulları karşısında korumasız kaldıklarından üretemeyecek, tüketiciler de ithal ürünlere mahkum olacağından pahalı tüketmek zorunda kalacaktır…
Kısacası; hükümetin sunduğu programda tarım sektörünün durum tespiti doğru ama, çözümler başkalarının yararına. Söz konusu Programda Türkiye çiftçisinin sorunları belirlenmiş ama, çözümler üretilmemiş, sektör ciddiye alınmamış, dış dinamiklerin yönlendirmesine, gelişmiş ülke çiftçilerine ve uluslararası büyük tarım ve gıda şirketleri yararına bir program olmuş…
3 Aralık 2002/İNADİNA





