Hakkımızda

Yaşamın temel kaynağı olan gıda hepimizin temel ihtiyacıdır. Sağlıklı ve güvenilir gıdalara ulaşmak en temel hakkımızdır.

Ne yazık ki, dünya gıda zinciri giderek daha az sayıda ulusaşırı dev tarım şirketlerinin kontrolüne giriyor.

Bu şirketler milyonlarca küçük çiftçinin/köylünün üretmesine engel olurken milyonlarca insanın gıda hakkını elinden alıyor.

Tarımsal üretimin girdilerini ve tarımsal ürünleri pazarlayan dev tarım şirketleri İMF, Dünya Bankası ve DTÖ gibi uluslar arası örgütler aracılığıyla ulusal hükümetlere telkinde bulunarak onların tarımsal yapılarının dağıtılmasını sağlıyorlar. Tarımı şirketleştirerek kendi denetimlerini güçlendiriyorlar.

Türkiye tarımı dünya tarımının yaşadığı bu değişimden etkileniyor ve değişiyor, değiştiriliyor.

Değişimden en büyük acıyı köylüler ve çiftçiler çekiyor. Onlar şirketlere sözleşmeli üretim yapan köleler veya üretici olmaktan çıkartılıp şirketlerin patentlediği ürünlerin tüketicisi haline getiriliyor. Küreselleşme ve “serbest ticaret” adı altında yerel pazarlarımız ve ulusal pazarımız çökertiliyor.

AMACIMIZ ;

Tarımda yaşanan/yaşatılan değişimin ve karşı duruşun;

• haberlerini duyurmak,
• bilgilerini vermek,
• tartışmalarını yansıtmaktır.

En önemlisi de, küçük çiftçilerin/köylülerin ve onların ilk defa bağımsız olarak örgütlendikleri sendikalarının  vb. örgütlenmelerinin sesi olabilmektir.

16 cevap için “Hakkımızda”

  1. alper diyor ki:

    Merhaba, biz genel olarak Türkiye’de tarım ve özelinde tütün üreticilerinin ve Türkiye’de tütünün durumu hakkında bir belge-araştırma yapıyoruz. Sizlerle yüzyüze görüşmek için ulaşabileceğimiz bir adresiniz var mıdır?
    teşekkürler
    alper

  2. arda diyor ki:

    bende alpercik gibi tarım işleriyle uğraşıyorum sizinlede görüşmek istiyorum en kısa zamnda

  3. arda diyor ki:

    bu arada

    do you love mee?????????????

  4. mustafa diyor ki:

    Sosyal devlet alan el degil veren el dir!
    Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasini millete veren devlete “Sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el degil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandasa verilecek sosyal yardimlarin basinda Vatandaslik Maasi gelir. Sosyal devlet demek, issizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalici ve surekli bir buyumeyi saglar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

    Gercek sosyal devlet vergi almaz!
    Gercek sosyal devlet hayata gectiginde tuketiciden vergi almayan bir devlet anlayisi ortaya cikar. Her gelir grubundan ayni oranda vergi almanin yanlis oldugunu ifade ediyoruz. 100 milyarin altinda geliri olandan vergi alinmaz. Bu tuketici grubuna devletin bir destegidir.

  5. yılmaz diyor ki:

    merhaba canlar..
    mücadelenizi destekliyoruz tarım işçilerinin ve anadolu çiftçilerinin örgütlü mücadele vermeleri gerektiğine inanıyor ve yürekten kutluyoruz çiftçi sen emekçilerini.
    neoliberal emperyalist imf güdümlü tüm politikalrın karşısında omuz omuza mücadeleye.dostçakalın…
    HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER CEPHESİ

  6. fatma diyor ki:

    Böyle bir siteyi kurmuş olmanızdan dolayı öncelikle sizi
    kutlarım.
    Ancak daha fazla benimsenmesi ve haberlerin daha rahat ulaşması
    için özellikle sitenizden haberdar olmak için, sitenizde bir üyelik
    kısmının
    oluşturulmasını temenni ederim.
    Saygılar ve Başarılar…..

    Ziraat Mühendisi
    Fatoş Yılmaz

  7. eylül diyor ki:

    6. sınıf öğrencisiyim ve arıların yok olma sebeplerini arştıran bir ödev hazırlıyorum. Umarım sizin sitenizden aldığım bilgilerle daha da iyi bir ödev hazırlamış olurum. Teşekkürler!!!!

  8. hasan cengiz yazar diyor ki:

    Sevgili Eylül, linkteki yazımıza bir göz atabilirsin
    http://www.karasaban.net/arilar-yok-oluyor-tarim-uygarliginin-sonu-geliyor/

  9. ilhami diyor ki:

    ARKADAŞ NERDESİNİZ?TRAKYA ÇİFTÇİLERİ BİTTİ..NİYE KÖYLERİ DOLAŞIP MİLLETLE GÖRÜŞMÜYORSUNUZ?

  10. Turan Aydın diyor ki:

    Degerli Dostlar,

    Çiftçilere değerli katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim, ancak bir konudaki görüşünüze muhalif olarak fikrimi söylemek isterim. Dev şirketlerden yakınmaktasınız fakat aksine bizimde onlarla başaçıkabilmek için şirketleşip, koparatifleşip güçlerimizi birleştirmemiz gereğine değinmediğiniz gibi aksini de savunmuşsunuz.

    Ben eskiden çiftçi, bizim değimimizle ailesi rençber olan bir babanın çocuğuyum. Eskiden diyorum çünkü şu an tüm aile bireylerimiz kentlerde yaşam süren insanlardır. Bunada sebep olarak Aile varlığının (toprak, hayvan ve diğer malzemelerin) miras sebebi bölünmesinden sebep gittikçe küçülmesi nedeni yetersiz kalarak tatmin edici olmamasından kaynaklandığını düşünmekteyim.

    Geçmiş zamanda çiftçilik insanların sadece karınlarını doyurup diğer ihtiyaçlarını karşılamalarını gerektiren en ideal ve en güvenli uğraş idi. Oysa günümüzde insanların farklı idealleri oluşmakta, sadece karınlarının doyması başlarını sokacak bi yerlerinin bulunması yeterli gelmemekte. Bunada sebep elbetteki iletişimin sınır tanımaması olmaktadır. Bu sebeplerden ötürü çiftçiliği dünya yaşam sıtandartlarının yakalanabileceği bir kazanç kapısı yapmadığımız sürece ve genç nüfusu, idealleri ve hayalleri olan genç nüfusu, çiftçi oğullarını ve kızlarını, karın tokluğunun yanısıra birçok ideallerini ve hayallerini elde edecekleri gelir kapısı olarak çiftçiliği görmedikleri sürece ülkemizde tarıma dayalı dışa bağımlılığın artacağını görmek gerek.

    Sizinde gayet açık bi şekilde bahsettiğiniz gibi dev tarım şirketleri ülkelerin politikalarını bile yönlendirebilmekte ise köylünün bu tür tarım şirketleri ile başaçıkmalarını beklemek saçma olur kanısındayım.

    Aklın yolu birdir, Güçlü ile başa çıkmanın yolu aynı oranda güclü olmayı gerektirir, buda şirketleşme, koporatifleşme, ve birleşme ile olur. Bugün ülkemizde birçok ülkede olduğu gibi çiftçilik aile şirketlerince yapılsa, Profosyonelce yönetilmeye çalışılsa, miras sebebiyle işletme sermayesi bölünerek küçülüp yokolmak zorunda kalmasa daha güçlü çiftçilerimiz olurdu diye düşünmekteyim.

    Örnek verecek olursam Benim Dedemin babasının 1000 ad büyükbaş hayvanı, uçsuzbucaksız çayırları olduğu söylenir, dedemlerin 7 kardeş olduğuna göre adam bası 150 baş hayvan ve ona anca yetecek kadar da çayır pay edildiğini kabul ediyorum. Babamlarda 5 kardeş bu durumda babama düşen payda 30 baş hayvan ve o oranda da çayır. bizimde 5 krdeş olduğumuz gerçeğinide göz önünde bulundurduğumuzda şu an ben köyde olsaydım 6 adet büyük baş hayvanla ve onlara anca yetecek kadar çayırla 2 çocuk okutmaya ve geçindirmeye çalışıyo olacaktım.

    Ama zincir bizden evvelki jenerasyonda kırılmış, babam ve diğer 3 kardeşi hayvanları satarak, çayırları para etmediğinden satamayarak şehre göçmüşlerdir. En küçük amcamda onlardon 10 yıl sonra pes ederek istanbula göç etmiştir. Çayırlar Tanrıya emanet, Tanrı ekiyo biçen yok belkide birileri biçiyordur, umarımda biçiyorlar ve hayvanlarına yediriyolardır.

    Evvel için ağlamanın sızlanmanın faydası yok, ama gelecek için düşünmek gerek. Bu dünyada ayakta kalmanın tek yolu kendi kendine yetebilmekten geçer buda Tarımdan öte başka yoldan geçmez. Tarımda şirketleşme ve geçimden ziyade kazanç kapısı olarak lanse etmek ve oluşturmak bu amaç ve gaye için devletçe cazip teşvikler oluşturmak gerek.

    Ülkemizde ziraat mühendisleri iş bulamıyor, Oysa istihdamda %40 paylarında bir sektörde bu konunun profosyonelleri olan ziraat mühendisleri iş bulamıyor bulsada ne kadar tatminkar olduğu tartışılır, büyük oranda yine kamuda istihdamı sözkonusu. Bu ne kadar mantıklı. Bu durumda ayakta kalmak mümkünmü. Tabiki dev tarım şirketlerinin altında eziliriz.

    Nacizane fikirlerimdir.

    Saygıyla sunarım.

  11. imece evi diyor ki:

    Başka bir dünyanın mümkün olduğunu hayata geçirilmeye çalışılan, insanların “ortak kazan,ortak kasa ve ortak karar” ilkesi ile birlikte yaşadığı, kendi kendine yeten bir üretim döngüsünü takas ile destekleyen doğa ile uyumlu yaşamın sade ve sömürüsüz yaşamaktan geçtiğini dünyanın her yerinden gelen binlerce insanla antikapitalist ekolojik çözümlerin paylaşıldığı “imece evi”nden bu siteyi üretenlere,yaşatanlara ve okuyanlara kucak dolusu sevgiler.
    İmece Evi Kolektifi
    http://www.imeceevi.org
    imeceevi@gmail.com

  12. gülhan kara diyor ki:

    Toprağımızın bereketini; bereketin sunduğu çeşitliliği ve ölçülemeyecek kadar kıymetli bir değer olduğunu hala göremiyor oluşumuza çok üzülüyorum. Elimizden kayıp gidiyor hepsi birer birer.
    Anadolu topraklarının, herşeye rağmen halen dünyanın en bakir kalmış ürünlerine ulaşılabilecek bir gen bankası olduğunun bizden başka herkes farkında. Zamanında Erciyes eteklerinden kırmızı mercimeklerimizi, Silifke-Çanakkale-Bursa’dan domateslerimizi, Tosya’dan sarı pirincimizi, Kastamonu’dan-Kars’tan- Gaziantep’ten-Konya’dan buğdayımızı alıp alıp gittiler. Ürettiler, şimdi bize satıyorlar… içler acısı bir durum.
    Hani bizim kendi tohumlarımız? Domatesin, salatalığın çekirdeği kaldı mı?
    Gidin bakın, ister pazara, ister aktara ister tohumcuya… Hepsi hazır hibrit tohumlar.
    Eğer varsa hala köyünüzde yaşayan, az buz da olsa eski tohumlarla ekip biçen, tohumlara sahip çıkın, ufak ufak çoğaltın yaşatın. Eğer bir gün insanlık açlık ve kıtlık yaşayacaksa işte bu sahip çıkmayış, toprağı işlemeyiş yüzünden yaşayacak…
    Okullara tarım dersleri konmalı, çocuklara ağaçlar, ekinler, tohumlar, çekirdekler öğretilmeli. Yeni nesil hepsinden bihaber.
    Sitenizin adı öyle güzel ki… Tebrikler. Karasabanı kaç kişi gördü acaba? Anadolu’nun tarım simgesidir oysa.
    Acilen tarım kültürümüze sahip çıkmak için tüm duyarlı kişilerin bir araya gelmesi, güçlenmesi ve uğraşması gerekiyor. Bu zenginliğin elden gitmesine küresel ısınma, kimyesel tarım ilaçları ve gübereleri zaten yeterince yardım ediyor. Elimizden geleni yapalım.
    Tatil zamanı şimdi, gelin biraz Orta Anadolu’ya ordan biraz güneyine biraz kuzeyine, biraz doğusuna doğru uzanan bir-iki günlük seyahatler yapın. Hiç gitmediğiniz bilmediğiniz köy yollarından gidin.
    Uzaklada kalan köylerin hepsi bizim köylerimiz…Bizim tarlalarımız, ekinlerimiz, mısırlarımız, buğdaylarımız…
    Sağlıkla kalın.

  13. A.Turan Güneş diyor ki:

    Merhaba,
    Sömürgeleştirmenin önündeki en önemli engellerden biri de toprağın mülkiyetidir.Türkiye de toprağın çok parçalı olması ve mülkiyetinin yaygın olması bu bakımdan bizim için avantajdır.Her ne kadar üretim açısından dezavantaj olsada.Ekonomik değer yaratma açısından bu dezavantaj,avantaja da çevrilebilir olmasına rağmen :Atatürk ün ölümünden sonra milli programlı hükümetlerin iş başına gelmemesi,sürekli dışardan dayatılan programların ,bünyeye uyup uymadığına ve gelişme sağlayıp sağlamadığına bakılmaksızın uyugulanması,bu gün çifçimizin ve tarım sektörünün geri kalmasına neden olmuştur.

    Son zamanlarda bu geri kalmışlıkla birlikte çifçiyi toprağından söküp atma aşamasına getirecek tarım politikaları uygulanmaktadır.Milli semayenin temeli olan torağın terk edilmesi ve verimli tarım arazilerinin çok uluslu şirketlerin eline geçmesi sömürgeleşmenin som aşaması olacaktır.

    İnsana değer veren,insani olan yaşam biçimini herkese hak gören ,duyarlı ve onurlu insanlar elbette bunun onurlu mücadelesini yapacaktır yapmalıdır. Bu açıdan :bu siteyi yaşatanları ve toprağa dayalı insanımızın hak ve hukukunu savunucu faliyetlere katkı sağlayanları yürekten kutluyorum. Kişisel ve siyasal olarak bu mücadelenin yanındayım.
    Saygılarımla
    A.Turan Güneş

  14. suna diyor ki:

    Sol gosterip sag vurmayın da, ekoloji, doğa maskeleriyle baska amaclar pesinde kosanlar suruyle, aman dikkat!!!!

  15. numan diyor ki:

    Değerli meslektaşlar,bizler de birer çiftçiler olarak sesimizi daha sık duyurmalıyız.Örgütlenmeliyiz.Ve ayrıca tarımsal kooperatifçiliğimizi geliştirmeliyiz.Rekabetçi düzene karşı ürünlerimizi geliştirmeliyiz.Karasaban.net.tr çiftçinin sesi olacaktır.Başarılar.

  16. Faruk Üstün diyor ki:

    Sayın Abdullah Aysu’nun Bianet.org de yazı yazdığını gördüm. Rockefeller bilindiği gibi gdo üzerine en önemli çalışmaları yürüten şirketlerdendir. Dünya Bankası’nı anmaya bile gerek yok sanırım.
    BİANET künyesinde “Bu web sitesi IPS İletişim Vakfınca İsveç Uluslararası Kalkınma Ajansı (SIDA) desteğiyle yürütülen, “Haklar İçin Habercilik, Haberciler İçin Özgürlük” -kısa adıyla BİA3 – projesi kapsamında yayınlanmaktadır. Bu web sitesinin içeriği yalnızca IPS İletişim Vakfı’nın sorumluluğundadır ve hiçbir biçimde SIDA’nın tutumunu yansıtmamaktadır.”
    Şeklinde yazmıştır.

    Monthly Review dergisinde Samuel Grove bu (SIDA nın) vakfın Rockefeller ve Dünya Bankası tarafından desteklediğini bildirmiştir.
    Bu bilgiler ışığında sayın Aysu’yu Bianet yazarı olarak görmek bizleri üzmektedir. Teşekkür ederiz.

    **************

    http://mrzine.monthlyreview.org/2008/grove150808.html

    15 Department for International Development (DFID), International Development Research Centre (IDRC), The MacArthur Foundation, Ministry of Foreign Affairs, Denmark Ministry of Foreign Affairs, Netherlands Norwegian Agency for Development Cooperation (NORAD), Rockefeller Foundation, Swedish International Development Cooperation Agency (Sida/SAREC), Swiss Agency for Development and Cooperation (SDC), US Agency for International Development (USAID), William and Flora Hewlett Foundation, The World Bank (IBRD) (according to “About AERC”).

Yanıtla

*
Amaç dışı kullanımı önlemek için resimde yazılı olan yazıyı soldaki kutuya tekrar yazınız. yazılı sözcüğü görmüyorsanız dinlemek için tıklayınız.
Click to hear an audio file of the anti-spam word