<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Toprak Onur Yaşam &#187; Makale</title>
	<atom:link href="http://www.karasaban.net/category/makale-arsivi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.karasaban.net</link>
	<description>Toprak Onur Yaşam</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 10:20:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Balık çiftliklerine dair: Gölgesini satamadığın ağacı keseceksin!/Bülent Korman</title>
		<link>http://www.karasaban.net/balik-ciftliklerine-dair-golgesini-satamadigin-agaci-keseceksinbulent-korman/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/balik-ciftliklerine-dair-golgesini-satamadigin-agaci-keseceksinbulent-korman/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 08:54:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[balık çiftlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Korman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=11070</guid>
		<description><![CDATA[Doğayı emrine verilmiş bir işletme sananların bir gecekondu gibi hesapsız-kitapsızca kuruldukları o kıyılarda &#8216;kirletmeyip, bulandırdıkları su&#8217;, tek tek her bir insanoğlu için var&#8230;
İskender Aruoba’nın 30 Ağustos 2010’da Radikal gazetesindeki köşesinde yayımlanan Balık Çiftlikleri hakkındaki, “Can Dündar, epistemoloji ” başlıklı yazısına zorunlu bir yanıt:
İskender bey,
30 Ağustos’ta Radikal’de yayımlanan “Can Dündar, epistemoloji”  başlıklı hayli iddialı yazınızdan [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/bilincsiz-balikcilik-kaynaklari-tehdit-ediyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bilinçsiz balıkçılık kaynakları tehdit ediyor'>Bilinçsiz balıkçılık kaynakları tehdit ediyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/sakaryada-baliklar-oluyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sakarya&#8217;da balıklar ölüyor'>Sakarya&#8217;da balıklar ölüyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/40-yila-kadar-balik-nesli-bitecek/' rel='bookmark' title='Permanent Link: &#8220;40 yıla kadar balık nesli bitecek&#8221;'>&#8220;40 yıla kadar balık nesli bitecek&#8221;</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/golge.jpeg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-11071" title="golge" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/golge-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Doğayı emrine verilmiş bir işletme sananların bir gecekondu gibi hesapsız-kitapsızca kuruldukları o kıyılarda &#8216;kirletmeyip, bulandırdıkları su&#8217;, tek tek her bir insanoğlu için var&#8230;</p>
<p>İskender Aruoba’nın 30 Ağustos 2010’da Radikal gazetesindeki köşesinde yayımlanan Balık Çiftlikleri hakkındaki, “Can Dündar, epistemoloji ” başlıklı yazısına zorunlu bir yanıt:</p>
<p>İskender bey,</p>
<p>30 Ağustos’ta Radikal’de yayımlanan “Can Dündar, epistemoloji”  başlıklı hayli iddialı yazınızdan benim özetle anladığım şu: Size kalırsa, balık çiftlikleri çok iyi bir şey.</p>
<p>Kamuoyunun bunun tam tersini düşünmesinin nedeni, biz sıradan Türkiye vatandaşlarının bir türlü ‘bir Batılı gibi düşünmeyi’ kıvıramamamız.</p>
<p>Yani, siz tam öyle demiyorsunuz ama pekala anlaşılıyor, yeterince balık yiyemediğimiz için  ‘kalın kafalı’  oluşumuz.</p>
<p>Size göre kimi gazeteciler de tutmuş, bilir bilmez bu olumsuzluk değirmenine su taşıyor.</p>
<p>Oysa bu biraz pis işe bulaşanların, geçmişte de, bugün de yaptıkları hiçbir yanlış, hiçbir ‘açıkgözlük’, hatta ‘açgözlülük’ filan da yok ortada. Söylenenler külliyen “laga luga&#8230;”</p>
<p>İskender bey, sizin içinde yaşadığınız hayâl alemi beni ilgilendirmez ama, gerek bu tezler, gerek onları draje etmek için  kullandığınız ve 2010 yılında hâlâ düşünce omurganızı oluşturduğu anlaşılan o kaba pozitivizm artık çok köhne; ve zannettiğiniz gibi olan biten her şeyi açıklamaya filan da yetmiyor.</p>
<p>Hele, Batı düşünce gelişiminden yerli-yersiz örnekler vererek ‘bizi bize şikayet etmeye’  kalkmanıza rağmen, balık çiftlikleri denen karmaşık konuyu ‘pürü pak’ göstermenize hiç yetmiyor.</p>
<p>‘Batılı’</p>
<p>Ama haklısınız, o görüşte kırk yıllık ezberini inatla sürdürerek &#8211; yazınızda sizin de yaptığınız gibi- kendi halkını ‘bütün yanlışların müsebbibi’ gibi görüp işin içinden çıkabilen, bu küçümseme cüretini pervasızca yol edinmiş bir pseudo Batılı insan tipi var bu ülkede. Bu bir kurnazlık türü. Bundan çok ekmek yenildi bu memlekette. Eh, ne yapalım, her toplumda her türlü insan yaşar. Gel gelelim, vahim olan ne biliyor musunuz?</p>
<p>“Batılılaşamadılar ”, “bilgiyi kullanmayı öğrenemediler ” diye kendi insanını sizin de kalkıştığınız gibi kaba bir edayla yerenlerin kahir çoğunluğu, o halkın kendi  kültürüne hakiki olarak vakıf kimi düşünce erbabının yanında, geride kalanın asıl ‘kendileri ’ olduğunun farkında bile değiller.</p>
<p>Öte yanda, yere göğe koyamadığınız anlaşılan Batı düşünce dünyası da sizin bıraktığınız yerde yerinde saymıyor.</p>
<p>‘Modern insanın’ belki de en büyük yanılgısının/yanlışının, o büyük harfle yazdığınız ‘Akıl’ın “doğaya tümüyle hükmederek onu alabildiğine değiştirebileceğini düşünmek ve buna kalkışmak” olduğunu irdeleyen pek çok hatırı sayılır görüş var bugün.</p>
<p>Bunun, gittikçe daha çok yüzleştiğimiz onulmaz büyüklükte kimi sorunların temelini oluşturduğunu öne sürenler var. Çünkü doğa onunla çok oynamaya gelmiyor. İnsanlar oralardaki eğitim kurumlarında bunları tartışıyor. Çünkü gelecek için bir umut da varsa eğer, insanoğlunun hakikati dürüstçe idrak edebilme ihtimalinde var.</p>
<p>Bizde ise, o malum düşünme metodunun daha ilkokul sıralarında ‘eksik’ bıraktığı bir sürü yarı aydın, konu ister siyaset olsun, ister balık çiftlikleri- televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde ve de ortalıkta (yazınızda “çiftlikler yeterli olmadığı için balık yiyemeyen” insanımız için mahcubiyet duymadan kullandığınız deyimle) “sersem sepelek” boy gösteriyor.</p>
<p>‘Doğayla iç içe’</p>
<p>Ama mesele bu da değil. Bilir misiniz, ‘tek doğrunun biricik tapu sahibi’ bu Türk pozitivistlerinden daha da fenası, ruhen ‘ilkel kapitalist’ ama esasta sonradan olma bir tür ‘yarım yamalak küçük burjuva girişimci’ tipidir. (İsteyen Oğuz Atay’ı açar, ne demek istediğimi öğrenir.) Bunların bir bölüğü kapağı Bodrum’a, benzer kıyı kasabalarımıza atmıştır. Oralara başlangıçta sözüm ona, “doğayla iç-içe, güzel güzel, insan gibi yaşamak” özlemiyle gelirler.</p>
<p>Ama bir de bakarsınız, bunu bir kış bile geçmeden çarçabuk unutup, topukları kıçlarına vura vura  denizde ve karada, ormanlarda ve sit alanlarında ‘rant  peşinde’ koşmaya başlamışlar!</p>
<p>Eminim Bodrum’a yerleşmiş biri olarak- bu ‘karakter’ size hiç mi hiç yabancı gelmiyordur. En büyük eksiği ‘o konuyla ne gibi bir akçeli ilişkinizin olduğunun belirtilmemesi’ olan köşe yazınızda, ‘Balık çiftliği’ meselesine adamakıllı vakıf olduğunuzu ifşa etmişsiniz.</p>
<p>Bundan benim hiç şüphem yok. Okurlar da emin olabilirler. O nedenle -okurlar bilemeyebilir ama- siz  mutlaka şunu da bilirsiniz: Bu ilginç insanların bir kısmı (ciddi ve büyük kurumları tenzih ederim) -kokuyu anında alıp balıklama atlayarak- Ankara’nın ‘bürokrasi klanları’yla her daim sürdürülen ‘sıcak ilişkilerini’ kullanıp, yıllar önce ilk izinleri koparan ve durup dururken birer ‘balık çiftçisi’ oluverenlerdir. Bilmem bu uyanık girişimciler arasında tanıdıklarınız var mı?</p>
<p>Bir de, gene siz yazmadığınız için, şunu hatırlatmam kaçınılmaz oldu:</p>
<p>O günlerde (80’li yıllar sonları), o insanların bir kısmı (hem de bu alan, onların ne işleri-güçleri, ne de uzmanlıklarıyken) ‘yasal düzenlemeymiş’, ‘sorumlu kurummuş’ düşünmek hak getire, “istim arkadan gelsin” diyerek kendilerini bu işlere atıverdiler. Hem de uyarı filan dinlemeden, balıklama! Tıpkı mal bulmuş mağribiler gibi!</p>
<p>Ama aradan yıllar geçti, insanlar bu başıboş pervasızlığa feryat etti, bir de baktık, bir Şark kurnazlığıyla, mesela sizin “Batılı kafa yapısı”ndan dem vuran köşe yazınızda “epistemolojik öncelikten” kapı açıldı!</p>
<p>Gene sizin yazınızda “El-alemde bu işin bakanlığı var, biz de bir şube müdürlüğü bile yok” diye yakınılmalar öne sürülüverdi!  Pek  Uzatmayıp toparlayacak olursam, andığım bu iki olgunun ‘ortak mahsulü’, “doğayı kendi ait bir ‘w işletme’ gibi görebilen” izan yoksunu, tehlikeli bir kafa yapısıdır. Bu kafa dara düşünce, giriştiği zorlamalarla ilgili olarak -esasında kerameti büyük para babaları düzeninin çıkarlarından menkul- öyle ‘akılcılık’, ‘verimlilik’, hatta ‘insanlık’ tezleri uydurur ki, şaşar kalırsınız. Kendi küçük hesapları için kendini kandırdığı yetmezmiş gibi, başkasına da bunları satmaya kalkışır.</p>
<p>Bodrum’da kapının önündeki güzelim denizi satamıyor musun, öyleyse “akılcılık” mavalları uydurup içine eder, kirletirsin! Gittiği yere kadar gider, gerisini sonra düşünürsün. Öyle ya, ağaç değil ki bu meret, gölgesini satamadığın için kesesin! Bu zihniyet öyle zararsız bir oyun gibi, gülüp geçilecek bir şey değildir.</p>
<p>Neticede bir gazete köşesinde tesadüfen okuduğum çiftliklerinin denizin içine ettiği şey için, “buna kirlilik denmez, bulanma denir” kabili, ‘akıllara ziyan’ bir abuklamaya karşı duyduğum, o satırın yazarı olarak size pekâlâ şaşırtıcı gelebilme ihtimali yüksek tepkimin nedeni de özünde budur.</p>
<p>Çünkü, İskender Aruoba bey, doğa, -ağaçlar, denizler, balıklar, vs- ‘gölge satıcılarının’  işletmesine teslim edilmiş bir ‘sermaye ’ değildir. Ve dikkat buyurun, ‘deniz’ denilen o şey, siz dahil, hiç kimsenin ‘babasının çiftliği’ de değildir.</p>
<p>Doğayı emrine verilmiş bir işletme sananların bir gecekondu gibi hesapsız-kitapsızca kuruldukları o kıyılarda “kirletmeyip, bulandırdıkları su” ise, tek tek her bir insanoğlu için vardır. Onu -diyelim ki  geçici bir an için bile olsa- ‘bulandırmakta’ bir beis gör/e/meyen; dolayısıyla da başkalarının haklarına alenen ‘saldırgan’ davranan bir tuhaf ‘akıl’dan (bana göre demagoji, yazınızda  büyük akıl kavramlar altında bu saldırganlığın gizlenmeye çalışılmasındaydı) koruma görevi de yarın benim torunlarımındır.</p>
<p>Size şu son cümleyi, ola ki bir yerlere değer diye, yüzmeyi küçük yaşta Boğaz’da öğrenmiş ama şimdi akşamları o kıyıda yürürken bazen kahrolan biri olarak yazacağım:</p>
<p>Bir takım insanlar çocuklarına, artık ‘denize girmek’  diye bir şeyin ancak masal kitaplarında okunduğu günlerde yemeleri için, tertemiz denizler yerine, denizden kazanılmış leş gibi suni yem kokan servetler bıraksa ne yazar, bırakmasa ne yazar?</p>
<p>Kaynak : Radikal &#8211; 2 Eylül 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/bilincsiz-balikcilik-kaynaklari-tehdit-ediyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bilinçsiz balıkçılık kaynakları tehdit ediyor'>Bilinçsiz balıkçılık kaynakları tehdit ediyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/sakaryada-baliklar-oluyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sakarya&#8217;da balıklar ölüyor'>Sakarya&#8217;da balıklar ölüyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/40-yila-kadar-balik-nesli-bitecek/' rel='bookmark' title='Permanent Link: &#8220;40 yıla kadar balık nesli bitecek&#8221;'>&#8220;40 yıla kadar balık nesli bitecek&#8221;</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/balik-ciftliklerine-dair-golgesini-satamadigin-agaci-keseceksinbulent-korman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Et Balık Kurumu’na günaydın /Orhan Çelik</title>
		<link>http://www.karasaban.net/et-balik-kurumu%e2%80%99na-gunaydin-orhan-celik/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/et-balik-kurumu%e2%80%99na-gunaydin-orhan-celik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 12:03:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[deli dana]]></category>
		<category><![CDATA[ebk]]></category>
		<category><![CDATA[et ithali]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan çelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=11050</guid>
		<description><![CDATA[Et fiyatlarını aşağı çekmek amacıyla ithal edilen etler piyasada fiyatları aşağı çekmediği gibi yeni vurgunlara kapı araladı. Et Balık Kurumu tarafından kasaplara karkas olarak 13 liradan verilen etlerin 17 liraya mal edilen yerli ırk hayvan etleriyle birlikte yüksek fiyattan satılması et ithalatındaki vurgunu gözler önüne serdi.
Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi ‘bu etler yüksek fiyattan satılır [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/et-ve-balik-kurumu-mudahale-kurumu-olsun/' rel='bookmark' title='Permanent Link: &#8220;Et ve Balık Kurumu, müdahale kurumu olsun&#8221;'>&#8220;Et ve Balık Kurumu, müdahale kurumu olsun&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/et-fiyatlarina-hukumet-mudahalesi-et-balik-kurumu-meger-faydaliymis/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Et fiyatlarına hükümet müdahalesi : Et Balık Kurumu meğer faydalıymış!'>Et fiyatlarına hükümet müdahalesi : Et Balık Kurumu meğer faydalıymış!</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/et-ithalatina-one-minuteorhan-ozbey/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Et ithalatına &#8220;one minute&#8221;/Orhan ÖZBEY*'>Et ithalatına &#8220;one minute&#8221;/Orhan ÖZBEY*</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Et fiyatlarını aşağı çekmek amacıyla ithal edilen etler piyasada fiyatları aşağı çekmediği gibi yeni vurgunlara kapı araladı. Et Balık Kurumu tarafından kasaplara karkas olarak 13 liradan verilen etlerin 17 liraya mal edilen yerli ırk hayvan etleriyle birlikte yüksek fiyattan satılması et ithalatındaki vurgunu gözler önüne serdi.</p>
<p>Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi ‘bu etler yüksek fiyattan satılır ve büyük rantlar elde edilirse bunun sorumlusu kim olacak?’ diye sormuştum. Gelinen nokta bu konuda haklı çıktığımı gösterdi.</p>
<p>Etler kasaplara verildi.</p>
<p>Ancak yeterli bir denetim mekanizması kurulamadı. Bu etlerin hangi kasaplarda ya da hangi kurumlarda satışa sunulduğu konusunda da kamuoyu yeterince aydınlatılmadı. Et Balık Kurumuna bu konuda çağrı yapmak istiyorum.</p>
<p>Bu etler hangi kasaplara, hangi kurumlara ya da hangi zincir marketlere verildi. Bunların tek tek açıklanması gerektiğini düşünüyorum. Şeffaf yönetimin gereği de bu değil mi?</p>
<p>Son yapılan ihale kapsamında Bursa’nın payına 4 bin tonun üzerinde ithal et düştü. Et Balık Kurumu yetkilileri Bursa’ya 4 bin 500 ton et verileceğini açıklamıştı. Şimdi Et Balık Kurumu’na bir görev daha düşüyor. Son derece şeffaf biçimde bu etlerin kimler aracılığıyla tüketiciye ulaştırılacağını açıklamalıdır.</p>
<p>Ayrıca çok önemli bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Yurt dışından getirilen bu sığırların hastalıklardan arî olduğu kesin biçimde belirlendi mi? Çıplak gözle yapılan kontrollerin gelen hayvanların ne denli sağlıklı olup olmadığını belirlemek açısından herhalde mümkün olmaz.</p>
<p>Çünkü ABD ve Avrupa ülkelerinde zaman zaman bir deli dana hastalığı ortaya çıkıyor. Acaba bu ithal edilen sığırlar böyle bir risk taşıyor mu? Bu soruların mutlaka yanıtlanması gerekiyor.</p>
<p>Bu konuda Veteriner Hekimler Odası Bursa Şubesi Başkanı Sinan Sağlam da çok önemli uyarıda bulundu. Sağlam, deli dana hastalığının kuluçka süresinin 20 yıl olduğunu, dolayısıyla ithal edilen hayvanların bu hastalığı taşıyıp taşımadığının tam donanımlı laboratuarlarda yapılan tetkiklerle ortaya konması gerektiğini, Türk hayvancılığının geleceği açısından da bu durumun büyük önem taşıdığının altını çizdi.</p>
<p>Sağlam’ın bu uyarısına mutlaka kulak vermek gerekiyor. Hükümet yetkililerinin bu konuda hassasiyet göstermeleri kaçınılmazdır. Bunca zorluklarla uğraşan ülkemiz bir de deli dana riskiyle karşı karşıya bırakılmamalıdır.</p>
<p>Bu arada Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya da, et fiyatlarındaki hızlı tırmanışı sonlandırmak için siyasi iktidarın canlı hayvan ve karkas ithalinin yolunu açtığına işaret etti. Nisan ayında yapılan yasal düzenlemeye rağmen tüketicinin beklediği ucuzluğun sağlanamadığını belirten Kaya, halen kıymanın kilosunun ortalama fiyatlarla 22-25 arasında satıldığını söyledi, büyükşehirlerde kıymanın daha pahalı olduğunu altını çizdi.</p>
<p>Öte yandan, Et ve Balık Kurumu ithal hayvan etlerinin yüksek fiyattan halka ulaştırılmasını önlemek için yeni bir uygulamaya gitti. Federasyonlar aracılığıyla kasap ve marketlere eti ulaştıracak kurum, alacağı taahhütle kıymanın 18, kuşbaşının ise 20 liradan satılmasını sağlayacak.</p>
<p>Bu uygulama ile kasap ve marketler, Et ve Balık Kurumundan doğrudan et alamayacak, bağlı oldukları federasyonlara talep formu doldurarak başvuruda bulunacak. Federasyon aracılığıyla ithal hayvan eti alacak kasap ve marketler, zorunlu olarak kıymayı 18, kuşbaşını ise 20 liradan satacak.</p>
<p>Peki, ben de Et Balık Kurumu’na günaydın diyorum. Daha önce neredeydiniz? Aklınız başınıza yeni mi geldi? Bu durumu fırsat bilen kasaplar ya da diğer kurumlar kârlarına kâr kattı. Olan yine benim vatandaşıma oldu.</p>
<p>Şunu da belirtmek istiyorum ki; et fiyatlarındaki baş döndürücü artışa çözüm arayan hükümet çareyi kolaycılığa kaçarak ithalatta buldu. Ancak bu günlere gelineceğini hesap edemeyen ya da daha önceden önlem almayan hükümet kanımca tam bir vizyon eksikliği göstermiştir.</p>
<p>Kaynak : Kent Gazetesi- 1 Eylül 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/et-ve-balik-kurumu-mudahale-kurumu-olsun/' rel='bookmark' title='Permanent Link: &#8220;Et ve Balık Kurumu, müdahale kurumu olsun&#8221;'>&#8220;Et ve Balık Kurumu, müdahale kurumu olsun&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/et-fiyatlarina-hukumet-mudahalesi-et-balik-kurumu-meger-faydaliymis/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Et fiyatlarına hükümet müdahalesi : Et Balık Kurumu meğer faydalıymış!'>Et fiyatlarına hükümet müdahalesi : Et Balık Kurumu meğer faydalıymış!</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/et-ithalatina-one-minuteorhan-ozbey/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Et ithalatına &#8220;one minute&#8221;/Orhan ÖZBEY*'>Et ithalatına &#8220;one minute&#8221;/Orhan ÖZBEY*</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/et-balik-kurumu%e2%80%99na-gunaydin-orhan-celik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye şapa teslim oldu!../ Ali Ekber Yıldırım</title>
		<link>http://www.karasaban.net/turkiye-sapa-teslim-oldu-ali-ekber-yildirim/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/turkiye-sapa-teslim-oldu-ali-ekber-yildirim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 07:27:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Ekber Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvancılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=11009</guid>
		<description><![CDATA[Hayvan alım ve satımının yapıldığı, hayvancılık sektörünün kalbinin attığı hayvan pazarları peş peşe kapanıyor. Gerekçesi, şap hastalığı. Böyle giderse bütün hayvan pazarlarına “şap nedeniyle kapalıyız!” tabelası asılacak. Yıllardır önlenemeyen kaçak hayvan girişi nedeniyle şap, bruselloz başta olmak üzere hayvan hastalıkları konusunda Türkiye’nin karnesi berbat. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı koltuğunda veteriner hekim olmasına rağmen hayvan hastalıklarıyla [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/hayvancilik-stratejisine-ne-oldu-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hayvancılık stratejisine ne oldu / Ali Ekber Yıldırım'>Hayvancılık stratejisine ne oldu / Ali Ekber Yıldırım</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/sap-hastaligi-pazarlari-kapattiriyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Şap hastalığı pazarları kapattırıyor'>Şap hastalığı pazarları kapattırıyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/hayvancilikta-yeni-bir-kriz-daha-kapida/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hayvancılıkta yeni bir kriz daha kapıda'>Hayvancılıkta yeni bir kriz daha kapıda</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayvan alım ve satımının yapıldığı, hayvancılık sektörünün kalbinin attığı hayvan pazarları peş peşe kapanıyor. Gerekçesi, şap hastalığı. Böyle giderse bütün hayvan pazarlarına “şap nedeniyle kapalıyız!” tabelası asılacak. Yıllardır önlenemeyen kaçak hayvan girişi nedeniyle şap, bruselloz başta olmak üzere hayvan hastalıkları konusunda Türkiye’nin karnesi berbat. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı koltuğunda veteriner hekim olmasına rağmen hayvan hastalıklarıyla mücadelede hiçbir dönem bu kadar acz içinde kalınmadı. Son birkaç ayda Türkiye’deki pek çok hayvan pazarı şap hastalığı nedeniyle kapatıldı. Hayvan alım satımı yapılamıyor.</p>
<p>Banvit’in kurucusu Vural Görener’in söylediği gibi Edirne’den Kars’a Türkiye’de şap olmayan köy yok. Türkiye şaplı et tüketiyor.</p>
<p>Vural Görener’i haklı çıkaracak bir tablo ile karşı karşıyayız. İnternetten bir tarama yapıldığında gerçekten de şap olmayan il,ilçe,köy neredeyse yok.</p>
<p>Şu tabloya bir bakar mısınız?</p>
<p>Erzurum’da Narman, Çat, Hınıs, Oltu, Şenkaya, Hınıs, Palandöken, Yakutiye ve Aziziye ilçelerinde görülen şap hastalığı ve hastalığın en hızlı yayılan türü olması nedeniyle, 25 Haziran-9 Temmuz tarihleri arasında kente hayvan giriş ve çıkışı yasaklandı. Ayrıca tüm ilçelerdeki hayvan pazarlarının da bu tarihler arasında kapatılması kararı alındı.</p>
<p>Avrupa Birliği’nin desteği ile şap hastalığından aşılı Arilik statüsü kazanan Trakya’da bile hayvan pazarları kapatılıyor.Edirne’nin Havsa ve Keşan ilçelerinde kurulan hayvan pazarları 9 Temmuz’da şap hastalığına karşı önlem amacıyla geçici süreyle kapatıldı. Hayvan tacirlerine yerleşim birimlerinde hayvan alım satımı yapması yasaklandı. Damızlık amaçlı hayvan alım satımının ise sadece Tarım Bakanlığından ihale almış firmalara yapılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde bulunan hayvan pazarı hızla yayılan şap hastalığını önlemek üzere Tarım İlçe Müdürlüğü ekiplerince 27 Ağustos’ta 1 ay süreyle kapatıldı.</p>
<p>Tokat’ta 24 Ağustos itibariyle şap hastalığı nedeniyle iki hayvan pazarı kapatıldı. Tokat Valisi Şerif Yılmaz, Tokat merkez ve Niksar ilçesinde şap hastalığının görüldüğünü 24 Ağustos 2010 gününden itibaren küçük ve büyükbaş hayvanların satıldığı pazarlar belli bir süre kapatıldığını açıkladı. Yılmaz. “Tedbir amaçlı olarak ilimiz genelindeki tüm hayvan pazarlarını ikinci emre kadar kapattık. Şap hastalığı bittiğinde yeniden hayvan pazarlarını açacağız. Komşu illerimiz Amasya ve Çorum’da da hayvan pazarları kapalı.”</p>
<p>Sivas’ın Suşehri ilçesinde şap hastalığının tespit edilmesi üzerine hayvan pazarı iki hafta süreyle kapatıldı. Herhangi bir aksaklık olmazsa Pazar 2 Eylül’de tekrar açılacak.</p>
<p>Aydın’ın Nazilli ilçesinde şap hastalığının görülmesi üzerine 7 Temmuz’da Nazilli Hayvan Pazarı bir ay süreyle kapatıldı.</p>
<p>Adana’da görülen şap hastalığı nedeniyle Ceyhan Hayvan Pazarı mayıs ayında süresiz kapatıldı.</p>
<p>Çorum canlı hayvan pazarı 16-31 Ağustos tarihleri arasında şap hastalığı nedeniyle kapandı.</p>
<p>Samsun’un Salıpazarı, Kavak, Bafra ,Tekkeköy, Havza ve Vezirköprü’de Ağustos’ta görülen şap hastalığı nedeniyle hayvan pazarları kapatıldı.</p>
<p>Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarda görülen şap hastalığı nedeniyle hayvan sağlığı zabıta komisyonunun 03.08.2010 günlü kararıyla, ilçedeki hayvan pazarının 15 gün süre ile kapatılmasına karar verildi. Ayrıca ilçeye küçükbaş ve büyükbaş hayvanların giriş ve çıkışı da yasaklandı.</p>
<p>Denizli Acıpayam, Adıyaman Kahta, Adana Yüreğir, Kütahya Tavşanlı, Kars, Kastamonu Tosya, Bolu, Ağrı, Tokat Turhal, Kırklareli, Kırşehir, Bursa İnegöl, Aydın Söke ve Çine, Sinop, Erzincan, Burdur, Balıkesir ve daha pek çok il ve ilçede şap hastalığı nedeniyle hayvan pazarları kapatıldı.</p>
<p>Kapatılma kararı verilen pazarların hepsini yazsak sayfalar yetmez.</p>
<p>Tarım Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’nin yer aldığı bölgenin özellikleri sebebiyle 2009 yılı Aralık ayından bugüne kadar yeni alt tipi kaynaklı hastalık sayılarında tedrici bir artış gözlenmekle beraber bu oranın, şapla mücadelede çok başarılı bir eşik kabul edilen yüzde 2′ye kadar gerilediği belirtiliyor. Açıklamada, bu nedenle ‘Hastalık Edirne’den Kars’a kadar tüm köylere yayıldı’ ifadesinin kesinlikle gerçeği yansıtmadığı ifade ediliyor.</p>
<p>Tarım Bakanlığı’na sormak gerekiyor. Madem mücadelede bu kadar başarılısınız, Edirne’den Kars’a kadar hayvan pazarları neden kapatılıyor?</p>
<p>Özetle, Avrupa Birliği’nin zorlaması ile 2008-2010 dönemini kapsayan 3 yıllık proje kapsamında Türkiye’nin Avrupa yakası( Trakya bölgesi) şap hastalığından aşılı ari bölge ilan edildi. Bu bölgede kullanılan şap aşısını Avrupa Birliği karşılıyor. Proje kapsamında Türkiye’ye mali yardım da sağlıyor. Fakat bu bölgeyi şaptan ari tutan Tarım Bakanlığı ülkenin geri kalan kısmını deyim yerindeyse şapa teslim etmiş.</p>
<p>Bakanlık için önemli olan Avrupa’dan geçer not almak, Türkiye’deki tüketici kimin umurunda.</p>
<p>Kaynak : Tarım Dünyasından &#8211; 31 Ağustos 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/hayvancilik-stratejisine-ne-oldu-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hayvancılık stratejisine ne oldu / Ali Ekber Yıldırım'>Hayvancılık stratejisine ne oldu / Ali Ekber Yıldırım</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/sap-hastaligi-pazarlari-kapattiriyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Şap hastalığı pazarları kapattırıyor'>Şap hastalığı pazarları kapattırıyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/hayvancilikta-yeni-bir-kriz-daha-kapida/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hayvancılıkta yeni bir kriz daha kapıda'>Hayvancılıkta yeni bir kriz daha kapıda</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/turkiye-sapa-teslim-oldu-ali-ekber-yildirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gönüllü çiftçi kadının ikilemi /Meyvelitepe</title>
		<link>http://www.karasaban.net/gonullu-ciftci-kadinin-ikilemi-meyvelitepe/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/gonullu-ciftci-kadinin-ikilemi-meyvelitepe/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 06:51:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[meyvelitepe]]></category>
		<category><![CDATA[Permakültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=11000</guid>
		<description><![CDATA[Nereden, nereye? Bazen bir geçmişi, bir de bugünü düşünüyorum, kendi kendime şaşıyorum. Bağ, bostan aşkına külkedisine dönüşen kişi ben miyim? Oysa her mutfağa girişimde aynı tabağı bilmem kaçıncı kez yıkarken, aklıma hep Yunan mitolojisindeki tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlamaya mahkûm edilmiş kral Sisifos&#8217;un öyküsü gelirdi. Öyküde, Sisifos kayayı yuvarlayarak tam [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/catalimin-ucunda-donuyor-dunyameyvelitepe/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Çatalımın Ucunda Dönüyor Dünya!/Meyvelitepe'>Çatalımın Ucunda Dönüyor Dünya!/Meyvelitepe</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/karnabaharin-makus-talihi-meyvelitepe/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Karnabaharın Makûs Talihi/ Meyvelitepe'>Karnabaharın Makûs Talihi/ Meyvelitepe</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/bitkilerin-fantastik-dunyasi-meyvelitepe/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bitkilerin Fantastik Dünyası / Meyvelitepe'>Bitkilerin Fantastik Dünyası / Meyvelitepe</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nereden, nereye? Bazen bir geçmişi, bir de bugünü düşünüyorum, kendi kendime şaşıyorum. Bağ, bostan aşkına külkedisine dönüşen kişi ben miyim? Oysa her mutfağa girişimde aynı tabağı bilmem kaçıncı kez yıkarken, aklıma hep Yunan mitolojisindeki tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlamaya mahkûm edilmiş kral Sisifos&#8217;un öyküsü gelirdi. Öyküde, Sisifos kayayı yuvarlayarak tam tepenin doruğuna ulaştığında kaya her defasında elinden kaçarak başladığı noktaya döner ve o, her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. Artık Sisifos&#8217;u düşünmüyorum, değiştim. Lakin, kentin keşmekeşinden, kimileri için kapalı, yapay ışıklandırmalı ofis hücresinden, saatler süren trafik kabusundan, bizim deyişimizle &#8220;çılgın kalabalıktan&#8221; kaçıp, sessizlik, doğa, bitki, gübre, çamur, mutfak ve kavanoz içeren kır hayatına geçince, zaman zaman insanın kendisini adeta boyut değiştirmiş gibi hissetmesi, dolayısıyla da sorgulaması kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>Işınlanmışcasına mekan ve hayat tarzı değiştirmiş kişinin, kendi kendisiyle halleşirken zihnini &#8220;Buraya nasıl geldim?&#8221; &#8220;Ne yapıyorum?&#8221; &#8220;Nereye Gidiyorum?&#8221; soruları işgal ediveriyor. Eskiden olsa, hasat edilen çilekler ziyan olmasın diye, rekor sıcaklarda, kaynayan reçel tenceresi başında, çok da yemeye düşkün olmadığı halde, kavanozlar dolusu reçel yapmaya çalışan, ya da 250 kg. elma ile sirke yapmaya kalkışan, ya da her şeyin soyunun devamı ondan sorulacakmış gibi tohum çıkarmaya savaşan birine olsa olsa çılgın derdim. Oysa şimdi kırlara kaçıp, kendine münhasır bir hayata teslim olarak, yorucu ama son derece keyifli, akla ziyan işlerle uğraşmayı normal ve olağan buluyor, ancak eski hayatımdan ve genelgeçer düzenden bu kadar farklı düşünmenin ve yaşamanın doğru olup olmadığından zaman zaman kuşku duyuyor, kendimi bir ikilem içinde buluveriyorum.</p>
<p>&#8220;Yalnız mıyım?&#8221; sorusu böyle ikilem durumlarında yanıtı aranması gereken ilk sorudur. Araştırıyorum, soruşturuyorum ve &#8220;hayır, yalnız değilim.&#8221; Dünyanın çeşitli yerlerinde, megakentlerdeki hareketli ve bereketli kariyerlerini bırakıp, vites küçültmeyi bilinçli olarak seçmiş, hatta çoluğunu çocuğunu da düzenin çarklarından kaçırmaya cesaret edebilmiş, bir çiftlikte sürdürülebilir yaşam arayışına girmiş pek çok insan olduğunu keşfediyorum. Kariyerini bırakmış yerli, yabancı kadın, anne, eş çiftçilerden bir çoğu internet ortamında günce tutuyor, deneyimlerini paylaşıyor. Onların da mutfakları sebze, meyve ve kavanoz dolu, onlar da daha önce yapmadıkları işleri yapıyor, deniyor, yanılıyor, öğreniyorlar. Bu gönüllü çiftçi kadınların hemen hepsinin ortak noktası çevre sorunlarına son derece duyarlı, zehirsiz ve doğal tarıma düşkün, içine dahil oldukları yeni kırsal ortama katkıda bulunmaya gönüllü ve hevesli olmaları.  Hatta, misyonu dünyadaki sefalet ve haksızlığa son vermek olan &#8220;Action Aid&#8221; sayıları giderek artan bu kadın çiftçileri, , yeryüzündeki açlık sorununu çözecek güç olarak tanımlıyor. Bununla da kalmıyor, yazar Temra Costa, Farmer Jane: Women Changing the Way We Eat adlı kitabında çiftçiliği iş edinip eğitim, destek ve dönüşüm yoluyla Amerika&#8217;nın beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye soyunan 30 kadın çiftçinin öyküsünü anlatıyor. Kısacası gönüllü kadın çiftçiler benzer duygu ve düşüncelerin yanısıra benzer ikilem ve şaşkınlıkları da yaşıyor, paylaşıyorlar. O halde hiç, ama hiç yalnız değilim.</p>
<p>Cevabını merak ettiğim ikinci soru &#8220;doğru zamanda, doğru yerde miyim? Doğru ve iyi işler yapıyor muyum? Kısacası &#8220;Nereye gidiyorum?&#8221; Arada sırada kaf dağından çıkıp etrafıma baktığımda, çoğunluğun bambaşka, daha çok siyasi, konulara kilitlendiğini görüyorum. Oysa benim baktığım yerden görünen en büyük sorun küresel ısınma. Bir avuç insanı, bir veya bir kaç ülkeyi değil, tüm dünyayı pençesine almış, insan nesli ile yetinmeyip dünyadaki yaşamı tehdit edecek boyutlara hızla ilerleyen bu devasa sıkıntının şimdilik sadece mevsim normallerinin üzerinde sıcaklar, uzak ülkelerdeki facia boyutunda seller ve yangınlar olarak algılanıyor olmasına şaşırıyorum. Oysa Rusya&#8217;da yangınlarla pişen buğdayın ne bize ne de onlara düşeceğini, pahalılığından dem vurulan yiyecek fiyatlarının fırlamaya hazır roket gibi istim aldığını herkes farketmiş olmalı. Hala durumun vehametini kavramamış olanlar için haydi o kadar uzağa gitmeyelim, örneğin köyümüzde dönümlerce taze fasulye sıcaktan çiçeğini döküyor ürün veremiyor, biz domateslerimizi zor kurtardık ama ticari amaçla eken komşularımız çoğunu sökmek zorunda kaldı, karpuzlar sıcaktan satılacak boyutlara gelemedi, sökülüp atıldı. Bu gerçeklerin ışığında yukarıdaki sorulara bir daha bakınca yanıtı bulmak zor değil. Biz bir avuç toprakta doğal ve sürdürülebilir, zehirsiz tarım yaparak dünyayı mı kurtarıyoruz? Evet, çünkü yalnız değiliz, bizim gibi binlerce bir avuç toprak temiz kalırsa, daha az kimyasal ve zehir sulara, yere karışır, daha az toprak ve canlı kaybedilir. Nitekim uzun vadeli bir çalışmada organik ve konvansiyonel ekim sistemleri karşılaştırılmış; organik tarımın atmosferdeki sera gazları ve karbondioksiti yararlı organik malzeme aracılığıyla toprağa hapsettiği anlaşılmış. Öyle ki Amerika&#8217;da 10.000 orta boy çiftliğin organik tarıma geçmesinin 1.174.400 otomobilin trafikten kalkmasına eşdeğer bir etki yaratabileceği hesaplanmış. Bu durumda doğru yerde, doğru zamanda, doğru işi yapmaya çalıştığımı, insanlara, dünyaya faydalı olduğumu düşünüyor, bir nebze daha rahatlıyorum.</p>
<p>Zihnime takılan diğer bir soru, &#8220;mümkün olduğunca her şeyi kendi kendimize yetiştirip, sonra da saklamanın bir yolunu bulmak zorunda mıyız?&#8221; Bakıyorum, içinde ne olduğunu bilmediğimiz şeyleri yemenin nelere yol açabileceği öğrenildikten; besin endüstrisinin tek derdinin para ve güç olduğu, insanların sağlığını hiç dert etmedikleri anlaşıldıktan; yıllardır GDO&#8217;lu mısır, kanola ile beslenerek kobay olarak kullanılan Amerika&#8217;daki zavallı yeni nesillerin başına gelenler görüldükten; ortalıkta ardı arkası kesilmeyen, başedilmesi hatta telaffuzu zor hastalıkların çoğunun tarımsal zehirlerin vücutta birikmesi sonucunda oluştuğu kanıtlandıktan sonra bu sorunun cevabı da haliyle &#8220;Evet.&#8221;</p>
<p>Evet, evet, evet! Üstelik tüm bu evetlerin üzerine önlenemeyen bir &#8220;merak&#8221; öğesi de eklenince, insanın kendisini peynir kilerinde bulmuş fare misali bir oraya, bir buraya atlayıp, her şeyi denemeye kalkışmaktan alıkoyabilmesi pek mümkün değil. Ne kadar yorucu olursa olsun insanın hergün yeniden &#8220;mutluluğun resmini&#8221; çizmeye çalışırken yaptığı işten zevk almaması imkansız. O halde, şimdilik ikilemi rafa kaldırıp kavanozların başına dönebilir, tüm gönüllü kadın çiftçilerle birlikte dünyayı kurtarmaya bir avuç temiz topraktan ve mutfaktan devam edebiliriz.</p>
<p>Kaynak : Meyvelitepe- 30 Ağustos 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/catalimin-ucunda-donuyor-dunyameyvelitepe/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Çatalımın Ucunda Dönüyor Dünya!/Meyvelitepe'>Çatalımın Ucunda Dönüyor Dünya!/Meyvelitepe</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/karnabaharin-makus-talihi-meyvelitepe/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Karnabaharın Makûs Talihi/ Meyvelitepe'>Karnabaharın Makûs Talihi/ Meyvelitepe</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/bitkilerin-fantastik-dunyasi-meyvelitepe/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bitkilerin Fantastik Dünyası / Meyvelitepe'>Bitkilerin Fantastik Dünyası / Meyvelitepe</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/gonullu-ciftci-kadinin-ikilemi-meyvelitepe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Referandumunda Hukukilik/Yerindelik Denetimi Tartışmalarına Dair Bir Not /Ilgın ÖZKAYA</title>
		<link>http://www.karasaban.net/anayasa-referandumunda-hukukilikyerindelik-denetimi-tartismalarina-dair-bir-not-ilgin-ozkay/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/anayasa-referandumunda-hukukilikyerindelik-denetimi-tartismalarina-dair-bir-not-ilgin-ozkay/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 07:11:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojistler]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[yerindelik denetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10945</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa paketinin bizce en önemli maddesi kamu emekçilerinin sendikal hakları üzerine yapılması düşünülen değişiklik. Bu konuda her örgütlü kesimden güçlü birleşik mücadele çağrıları yükselmesini beklerken son günlerde okuduğumuz her üç yazıdan birinin anayasanın 125. maddesine yapılan yargı yerlerinde yerindelik denetimi yapılamayacağına dair ek ile ilgili olması pek şaşırtıcı ( belki de değil).  Ancak madem bu [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/anayasa-referandumu-gecerse-mayinli-araziler-gider-mi-tayfun-ozkaya/' rel='bookmark' title='Permanent Link: ANAYASA REFERANDUMU GEÇERSE MAYINLI ARAZİLER GİDER Mİ? / Tayfun Özkaya'>ANAYASA REFERANDUMU GEÇERSE MAYINLI ARAZİLER GİDER Mİ? / Tayfun Özkaya</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/akp%e2%80%99nin-anayasa-taslaginda-tarim-orman-ve-koylu-yok/' rel='bookmark' title='Permanent Link: AKP’NİN ANAYASA TASLAĞINDA TARIM, ORMAN VE KÖYLÜ YOK!'>AKP’NİN ANAYASA TASLAĞINDA TARIM, ORMAN VE KÖYLÜ YOK!</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/balik-ciftliklerine-dair-golgesini-satamadigin-agaci-keseceksinbulent-korman/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Balık çiftliklerine dair: Gölgesini satamadığın ağacı keseceksin!/Bülent Korman'>Balık çiftliklerine dair: Gölgesini satamadığın ağacı keseceksin!/Bülent Korman</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa paketinin bizce en önemli maddesi kamu emekçilerinin sendikal hakları üzerine yapılması düşünülen değişiklik. Bu konuda her örgütlü kesimden güçlü birleşik mücadele çağrıları yükselmesini beklerken son günlerde okuduğumuz her üç yazıdan birinin anayasanın 125. maddesine yapılan yargı yerlerinde yerindelik denetimi yapılamayacağına dair ek ile ilgili olması pek şaşırtıcı ( belki de değil).  Ancak madem bu konu bu denli heyecanlı bir tartışma yarattı tarihe bir not düşmenin biz ekolojistler açısından da önemi olması gerekir. Seçilen kavram setlerinin ideolojik bir tercih olduğu hatırlanacak olursa geriye dönüp referandum günleri hatırlamaya çalışanlar açısından bu konuda da yalnızca  evet – hayır yazısı yazmak gibi bir niyetimiz olmadığı da anlaşılacaktır. Elbette konunun anayasa hukuku kadar hukuk felsefesi alanına giren yanları da var. Ancak konuyu bu denli geniş ele almak bu yazının haddi değil.<br />
<strong><br />
Ey iktidar mesajın kime?</strong></p>
<p>Belki de filmin sonunu söyleyen sabırsızların yarattığı o yavan tadı verecek ama öncelikle bu tartışmanın kolay bir yanıtı olduğundan sondan başa gitmek da yarar olacak. Birincisi anayasanın 125. maddesine yapılması planlanan ve referanduma sunulan ek cümlenin Türk hukukunda yeni bir yanı yok. İdari yargılama usulü Kanunu’nun 2. maddesi bu ek cümleyi başka bir şekilde zaten barındırıyordu. Bu nedenle konunun ele alınışı ile ilgili ilk yanlış yargı yerlerinin “artık” yerindelik denetimi yapamayacağının söylenmesidir. Ancak bu konuyla ilgili olarak yapılan ikinci büyük yanlış ise, yargı yerlerinin yalnızca “hukukilik” denetimi yaptığını söylemektir. Çünkü her ne kadar İYUK 2. maddesinde yalnızca hukukilik denetimi yapılacağı belirtilmiş olsa da hukukilik ve yerindelik denetimi denen süreçlerin kesin ayrımları olamaz. Demem o ki salt hukukilik denetimi yapan bir yargılama süreci olamaz. Bunun temel nedenlerinden biri de belirsiz kavramların ( ya da gölgeli alanların mı denmeli) ve ilkelerin hukuk dilindeki yer ve değeridir. Bu kavramlar oldukça geniş kullanım alanlarına sahip olmakla birlikte üzerlerinde uzlaşılmış hiçbir anlamları olmadığı da düşünülmemeli. Gerek hukukun genel standartları gerek evrensel ilkeler bu belirsiz kavramlara bir çekirdek oluşturuyor. İşte bu çekirdeğin mahiyeti ya da ne olduğuna dair tartışma tam da yukarıda sözünü ettiğim haddin içine girdiğinden buna girmeyeceğim. Ancak söylemek gerekir ki hukukun evrensel ilkeleri ve genel hukuk standartları denilen alanın kabul edilen evrensel çerçevesi var. Yani tamamen belirsiz ve flu bir alandan söz etmiyoruz.   Hart ve Dworkin bu bağlamda incelenmesi gereken düşünürler. Neyse ki bu yazıda biz bu çetrefilli kısımdan muafız. Bir diğer yanlışı da söyleyip konuya giriş yapmak artık elzem görünüyor. Bu son yanlış da anayasa paketinde yapılması düşünülen değişiklik yapılmazsa yargıçların pozitif hukuku uygulamaktan vazgeçtikleri ve tamamen “serbest” (ne demekse),  oldukları anların ve kararların yargılama sürecinden çıkarılamayacağı iddiasıdır. Öncelikle söylemek gerekir ki türk hukuk sistemi yalnızca içtihatlara dayanan bir hukuk değildir. Yargıçların kararlarına esas teşkil etmek üzere kullandıkları yazılı hukuk ve bu yazılı hukukta kararlara yol göstermek üzere temel yöntemler bulunur. Kısaca hakim yazılı bir kural varsa ilk elden hukuk yaratamaz.<br />
<strong><br />
Yargı Hassas Terazi mi?</strong></p>
<p>İşte geldik konuşulmasından/yazılmasından imtina edilen önemli düğüme. Medeni Kanunu’ nun 1.maddesinin 2. fıkrasında hakimin hukuk yaratmasından söz edilmektedir. Buna göre kanunda uygulanabilir “bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.” Bu hükümle ilgili olarak yapılan tartışmalar neticesinde gelinen noktada doktrinin büyük bir çoğunluğunun söz konusu düzenlemenin yalnız medeni hukuk alanına ilişkin olarak kullanılamayacağını ve fakat ceza hukukundaki “kanunsuz suç ve ceza olmaz” evrensel ilkesi dışında bu kuralın tüm yargılama alanlarında kullanılan genel bir kural olduğudur. Tekrar etmek de yarar var ki bu kural Türk hukuku açısından ne yenidir ne de yeni keşfedilmiştir. Hakim karar verirken hukuk yaratmak, takdir ve yorum kullanmak zorundadır. Kavramların anlamlandırılmasından gerçek ve gerçek dışı boşluğu doldurmaya kadar hakim verdiği kararın içinde tüm sosyal/ toplumsal/siyasal kimliği ile vardır. Bu herkes tarafından bilinen ve yüksek sesle söylenmesinden korkulan gerçekliği hukuk yazını dillendireli çok uzun zaman oldu. Hukukun yaşayan yanından, her geçen günle her geçen iktidarla yeniden şekillendiği ve toplumla birlikte evrilen ve dönüşen yanından bahsedenlerin neden sürekli yasama sürecinden söz ettiklerini anlamak güç değil. Bu şekilde ele almak yargılamayı “tarafsız”, “ gözü bağlı, kılıçlı ve daha estetik” kılıyor. (Belki de bu yüzden geçen sene bakanlık binası önüne yapılan gözü açık köylü kadını motifli hafif toplu themis heykeli bu denli tepki topladı) Ama bu imaj gerek iktidar akıl açısından gerekse muhalefetin bir kısmı açısından birbirlerine durumun farkındayım der gibi göz kırpa kırpa kabul ediliyor.</p>
<p>Bu nedenle de “ ya hakim takdir hakkını kullanır ya da yerindelik denetimi yapar da hakkımı yerse” minvalli endişelerin altında hakim orda olmasın onun yerinde bir hassas altın terazisi konularak bir bilgisayar yoluyla mahkeme salonlarına taşınan çekişme ve bu çekişmeye uygulanacak en adil yazılı hukuk kuralı verileri girilsin sonuç bir çıktı olarak elimize gelsin gibi bir kara mizah hukuk algısı çıkıyor. Ama bir kez daha söylemek de yarar var ki böyle bir hukuk, böyle bir yargı olamaz. Bunun için Kıta Avrupa’sı hukukunun çağdaş eğilimleri ve bu eğilimlerin örneklendirildiği külliyata bakmaya gerek dahi yok. Hakim, toplumsal ilişkilerin ürünü bir insan ve kavramlar da soyuttur. Yargılama bir süreç, hakimin hukuk yaratması bir olgu ve hukukun ilkeleri evrensel ve tarihseldir.</p>
<p><strong>Tarafsız Yargı Dediğiniz</strong></p>
<p>Peki İYUK 2’nin varlığına rağmen hukukilik yerindelik denetimi kesin sınırlarla ayrılamaz demek ve yargılama sürecinde hukukun iktidarla/ sosyo ekonomik yapı ile birlikte sürekli yeniden yaratıldığından bahsetmek tezat mıdır? Yazılı hukuka rağmen içtihat hukukun geliştiğini söylemek çelişki midir? Hakim hukuk yaratır demek yazılı kuralları çöpe mi attırır? “Yargı yerleri yerindelik denetimi yapamaz” gibi bir cümle anayasaya konulması yargıyı tarafsız hale mi getirir yoksa hukuk dünyasında yılların kazanımlarını çöpe attırmayı gerektirir? Bu ek cümle başbakan ve hükümet üyelerinin iki günde bir yaptığı açıklamalarda belirttiği gibi “ sermayenin önünü tıkayan kararlara son, “kamu yararı” gerekçesi ile özelleştirmelerin önünü tıkayan yargı artık sermayeye ve hükümete düşmanca tavır takınamayacak, gelsin sermaye gelsin “tarafsız yargı”, gitsin “kamu yararı” ” mı? Yoksa bazı çevrecilerin iddia ettiği gibi böyle bir değişiklik “kafaları kumda olan diğer çevrecilerin” farkında olmadan yılların mücadelesi ile kazandıkları hak ihlalinden menfaat ihlaline doğru evrilen dava ehliyetinin kaybedilmesine mi neden olacak? Artık yurttaşlar, hakları ihlal edilmeden sırf yurttaş ya da bölge sakini olmaktan kaynaklanan çevre davaları açamayacak mı?</p>
<p>Soruların yanıtlarını vermeye gayreti içinde asıl sorunumuza (yukarıda sözünü ettiğim kavram setlerine) dokunmaya başlamanın tam zamanı. Yargı ve yargıç dokunulmaz, hissedilmez, erişilemez yerine koyulurken ve tarafsızlık halesi ile donatılırken adili yarattığına dair inançtan beslenir. Bu sağlıksız algı, “adaleti kuracak” olanı yeryüzünde  bir insan olarak kabul etmez, tarafsızlığı ise “tanımlanamaz” olarak görür. Oysa ki, adalet yeryüzündedir. Karar merciindeki bir insandır. Adalet sorunu ise çözümü bekleyen bir gerçekliktir. Yasama sürecinden geçen kanunlar, kurallar kadar evrensel ilkeler, standartlar birer enstrüman olarak yargıcın elinde kavramlar olarak bekler; içtihatlar somut sorunu “adili” bulma gayreti içinde çözme gayreti içinde oluşur. Öyleyse hakimin hukukilik denetimi yaptığı an ile yerindelik denetimi yaptığını anı ayırması mümkün değildir. Bu an çoğu zaman iç içedir. Ancak bu içiçelik elbette ki yazılı hukukun aşılması ve aksine kararlar verilmesi demek değildir. Üzerinde uzlaşılmış kavram ve çözümler üzerinde hakimin yeniden hukuk yaratması oldukça zor ve uzun zaman isteyen bir süreçtir.. Ancak bu uzlaşının da yıllarca süren bir “yerindeliğin” neticesinde oluştuğu unutulmamalıdır.</p>
<p>Somut sorunu çözmek için yargıç her gün yeni toplumsal ilişkiler, teknolojik gelişmeler ve yepyeni dengeler ile karşılaşır. Bu nedenle “adil” toplumsal ilişkilerde, farklı tarihsel dönemeçlerde dönüşüme uğrar. Buna göre adalet, tek başına yargılama süreci değildir. Bu toplumsal, siyasal yapı ile ekonomik yapı ile doğrudan ilgilidir.</p>
<p>Ancak hemen söylemek gerekir ki yargılama sürecinin ele geçirilemez olduğunu söyleyenlerin de en büyük hatası yargıya yükledikleri o “dokunulmaz, erişilmez tarafsızlık” konumudur. Tarafsız yargı iddiası, adil olma halini yeryüzünden silme iddiası anlamına gelir. Ya da şöyle diyelim, adil olanı “tarafsızlık halesi” altında yeniden üretmek ve adalet kavramını temellük etmenin bir aracıdır, bu tarafsızlık.</p>
<p><strong>Tarafsızlık Halesi ve Kamu Yararı</strong></p>
<p>Tarafsızlık ideolojisinin örttüğü diğer bir gerçek, adaletin taraflarının, devletle – toplumun ve bunların sınıfsal konumlanış biçimlerinin, kavramların konumlanışının yeniden inşa edildiğinin görünmez hale getirildiğidir.</p>
<p>Kamu yararı kavramı ve onun anlamının da tam da bu açıklamalar ışığında değerlendirilmesi gerekir. “Kamu yararı” tek ve kesin bir tanıma sahip değildir; diğer yandan hukuk dünyasından ve dilinden çıkarılabilecek bir kavram ise hiç değildir. Yalnızca son on yıl içindeki yargı kararlarında kamu yararı kavramının anlamı ve yeri incelemeye alınacak olunursa bile kavramın içeriğindeki dönüşümü reddetmek mümkün değildir. Yargı kararlarının doğa ve emek lehinde olması için yıllardır yürütülen mücadelelerle bu yargı kararlarının ve kamu yararı kavramının biçimlendiğini de hatırlatmak gerekir. Ancak bu yönde verilmeyen kararlar nedeniyle de tek başına yargının veya tek başına hakimin “suçu/sorumluluğu”ndan söz etmek mümkün değil.</p>
<p>Dememiz o ki, sorumluluğu “dokunulmaz, erişilmez” kılınmak istenen yargıya devretmek kolay; onun güvenilirliğini “toplumsal vicdanlarda” sürekli sorgulatacak imaları taze tutmak ise genellikle muktedirlerin işine gelendir. Bu nedenle iktidar, kendi ideolojisinden uzaklaşan kararları gördüğünde sürekli “halka rağmen/ çoğunluğa karşı yargı olamaz” demek noktasında duruyor, kimi siyasal muhalefet odakları ise “adalet” mücadelesinin bir aksı olacak yargıyı mücadelesinin tek alanı olarak sunuyor. Siyasal mücadele içinde “adalet” arayışını, yargı süreçlerine indirgeyen çevre mücadelesi benzeri alanlar, kazanılan davaları “tarafsız” yargı önünde birer zafer, kaybedilenleri ise “ iktidar yanlısı” yargının saldırısı olarak görmeye başlıyor. Oysaki yargının doğa lehine verdiği kararları uygulatamayan çevre mücadelesi, hiç kendini, politik mücadele düzlemlerini sorgulama ihtiyacı duymuyor. Açtığı çevre davalarını maddi pazarlık konusu haline getirenleri teşhir etmiyor. Siyasal alanı yargı mücadelesine daraltmanın getirdiği zafiyet içinde kendi gölgesinde dünyayı kurtarıyor.</p>
<p>Bu noktada yerindelik denetimi ile çevre davalarındaki ehliyet sorunu arasında düz kontak kuran söylemlere karşı da birkaç kelam etmeli. Bu konuda yaşanan olumlu değişimde mahkemelerin “yerindelik denetimi” yapmasının değil, iyuk&#8217;un ehliyet ile ilgili düzenlemelerinin geçirdiği evrimin, bu konuda başta Danıştay&#8217;ın olmak üzere, doktrinin ve bu konuda yılmadan ısrar eden avukatların  payı olduğu unutulmamalıdır. Yani anayasanın 125. maddesine yapılacak söz konusu ek cümlenin, menfaat ihlali yaşayanların çevre davası açmasına engel bir yanı yok. Böyle bir sonuçtan bahsetmek “aman gdo yemeyin solungacınız çıkar, aman dünyanın son 5 yılı kaldı Kyoto’yu imzalayın, nükleer santral patlar yüzünüz saçınız akar (bu konuda çok veciz greenpeace klipleri var şevval samlı, bedüklü)”gibi salt korku salma yoluyla insanlardan duyarlılık yaratılabileceğini sanan “aydınların” işi. Bu yaklaşımların söz konusu  konuların özü ile ilgili söyleyecek sözü, gerçekleri ile yüzleşecek gücü yok. Bu “aydınlar” gdoya mülkiyet ilişkileri ile yüzleşerek, nükleer santral ile enerji politikalarını tartışarak, kürt sorunundan söz ederek,  iklim değişikliği ile kapitalizmle çarpışarak mücadele etmeye ne yanaşırlar ne de insanları bu mücadeleye davet ederler. Halkın bu konuları “anlamayacağından”, çevreciliğin &#8216;politik&#8217; olamayacağından söz ederler. Bu nedenle de bu aydınlar “çok politiktirler”. Hem de iktidarla aynı safta olduklarını göremeyecek kadar politik.</p>
<p><strong>Hayır’ın Ekolojisi</strong><br />
Gelelim bunca anlattıklarımızdan sonra peki AKP neden anayasanın 125.maddesine “yargı yerleri yerindelik denetimi yapamaz” cümlesini eklemek istiyor? Peki bu değişikliğe neden karşı çıkılmalı?</p>
<p>Bilindiği gibi katılım süreci iki aşamalıdır. Bunlardan ilki kararların alınmasına katılım ikincisi ise alınmış kararlara katılım sürecidir. Karar alım süreçlerine katılımın sağlanması kendi geleceğini kurma iradesi taşıyan tüm halkların en temel taleplerinden biri olarak Türkiye’deki muhaliflerin mücadele önceliklerinden birini oluşturuyor. Ancak Türkiye hukuk sistemi sınırları içinde, siyasal katılım süreci kararların alınması aşamasında değil, alınan kararların yargı yoluyla denetlenmesine sıkıştırılıyor. Diğer bir deyişle alınan kararların karar alımında ve uygulamasında yer alamayan halkın söz konusu kararlara katılımı ancak yargı yoluyla denetlenmesini sağlamak suretiyle mümkün oluyor.</p>
<p>Mevzuatta açıkça yer aldığı halde mahkemelerin yerindelik denetimi yapamayacağına ilişkin kuralın Anayasada yeniden yazılmasındaki amaç ise işte tam da bu katılım araçlarına yapılan bir müdahaledir. Buna göre, referanduma götürülen madde değişikliği ile  halka, yargı yerlerinin verdikleri kararların “yanlı, taraflı” olduğu ima ediliyor. Seçilmişlerin oluşturduğu meclisin yaptığı kanunları, idarenin aldığı kararları iptal eden mahkemelerin “yerindelik denetimi” yaptığı için “bu yanlı” kararları verdiği ifade ediliyor. Anayasa değişiklikleri referandumda kabul edilecek olursa mahkemelerin verecekleri kararların  “tarafsız” ve “hukuki”  olacağını söylüyor AKP. Aslında neolibarilizmin yeni kavramlarından, kamu yararı kavramındaki dönüşümden “korkan ve çekinenler” kapitalizmin serin sularına Anayasal boyutuyla da alıştırılıyor.</p>
<p>Yasama sürecinin ellerin kaldırıldığı ve indirildiği bir süreçten ibaret olduğunu meclis tv’den kolaylıkla gören halklara son mesaj da anayasanın derin lafzından bir kez daha veriliyor: “katılım işini büyütmeyin, yargı kimsenin ‘değemeyeceği’ bir mertebede olduğundan orayı da kamu düzeni, kamu yararı gibi kavramlarla meşgul etmeyin, malum ya bu kavramlar yerindelik denetimine gireceğinden “halka rağmen”/ “seçilmişlere inat” alınan kararlardan kurtulmak için yargıyı da bu kavramlardan kurtarmak lazım.”</p>
<p>Aslında bu mesajlar, çoğunluğun çoğulculuğu engellemeye meyilli olduğu bir siyasal ortamda şaşılası değil. Yani aynı mesajların (yöntem belki farklılaşır) şu an meclisin muhalefet koltuklarını dolduranlar tarafından iktidar olununca verilmeyeceğinin de garantisi yok. Çünkü verilen bu mesaj sayısal çoğunluğun gücünden beslendiği kadar iktidarın kudretinden büyüyor. Yasama sürecine egemen olan “seçilmişlerin” halkın tüm kesimlerine eşit olduğu iddiası, referandum sürecinde olduğu gibi kolayca boşa düşüyor. Gazetelerde “ koçun uykusunu kaçıran davalar sona erecek”  başlıklı haberler, başbakan ve devlet bakanlarının ”Bugüne kadar mahkemeler ‘yerindelik’ kararı ile oturduğu yerden yıllarca Türkiye’nin özelleştirme konusu başta olmak üzere birçok konuda önünü tıkadı”  açıklamaları, iktidarın halka mesafeli sermayeye dost bir iktidar olduğunu açıkça gösteriyor. Öyle ilişkiler ki devletin yeni kamu yönetimi anlayışında “yönetişim”,  kararların alınması aşamasında doğayı ve toplumu düşünmüyor, sermayeyi kutsuyor. Yargı aşamasında “kamu yararı” tartışmalarını lanetliyor.</p>
<p>Sonuçta iktidar, yargının “tarafsız” olmasını değil; yargının usul ve esas açısından da egemenden yana olmasını istiyor. Bunun için de adaletin tarafı olma iddiasında ki toplum kesimlerinin oyun bahçesindeki kumlar kamyonlarla çekiliyor.</p>
<p>Yerindelik denetiminin hukukilik denetiminin içinden çekip çıkarılamayacağını ise orta düzey bilgi sahibi her hukukçu bilir, öyleyse istedikleri yerindelik denetimine son verecek ilahi gücü bulmak değil, iktidardan olmayan kararların “ yerinde “ kararlar olmadığını göstermek. Kamu yararı kavramı hukuk literatürüne yeni giren bir kavram olmadığı gibi çıkarıyorum denilince çıkacak bir kavram da değil, demek ki istenilen kamu yararı kavramını çıkartmak değil, yargının kamu yararı kavramını yasama çoğunluğunu elinde tutan iktidarın yazılı kurallarında gösterilen sınırların dışına çıkartılmasını engellemek. Kanun benim diyen egemen, “kamu yararı da benim kanunumda yazandır” demek istiyor. Yargıçların başları üstünde sallanan bir kılıcı anımsatan hukukilik/yerindelik tartışması ile yapılmak istenen, “kamu yararını” sayısal çoğunluğun sözü gibi göstermektir. Bu nedenle ekoloji mücadelesi betonda mücadeleye hazırlansın, kumsal bitti. Sonuç ne olursa olsun.</p>
<p><strong>27 Ağustos 2007- ekolojistler.org</strong></p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/anayasa-referandumu-gecerse-mayinli-araziler-gider-mi-tayfun-ozkaya/' rel='bookmark' title='Permanent Link: ANAYASA REFERANDUMU GEÇERSE MAYINLI ARAZİLER GİDER Mİ? / Tayfun Özkaya'>ANAYASA REFERANDUMU GEÇERSE MAYINLI ARAZİLER GİDER Mİ? / Tayfun Özkaya</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/akp%e2%80%99nin-anayasa-taslaginda-tarim-orman-ve-koylu-yok/' rel='bookmark' title='Permanent Link: AKP’NİN ANAYASA TASLAĞINDA TARIM, ORMAN VE KÖYLÜ YOK!'>AKP’NİN ANAYASA TASLAĞINDA TARIM, ORMAN VE KÖYLÜ YOK!</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/balik-ciftliklerine-dair-golgesini-satamadigin-agaci-keseceksinbulent-korman/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Balık çiftliklerine dair: Gölgesini satamadığın ağacı keseceksin!/Bülent Korman'>Balık çiftliklerine dair: Gölgesini satamadığın ağacı keseceksin!/Bülent Korman</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/anayasa-referandumunda-hukukilikyerindelik-denetimi-tartismalarina-dair-bir-not-ilgin-ozkay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayvan ithalatında büyük skandal…./Ali Ekber Yıldırım</title>
		<link>http://www.karasaban.net/hayvan-ithalatinda-buyuk-skandal%e2%80%a6-ali-ekber-yildirim/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/hayvan-ithalatinda-buyuk-skandal%e2%80%a6-ali-ekber-yildirim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 07:19:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Ekber Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[et ithalatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvancılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10929</guid>
		<description><![CDATA[Hayvan ithalatında ipin ucu kaçtı. Et ve Balık Kurumu Genel Müdürü Bekir Ulubaş beraberindeki heyetle Sırbistan’a gidiyor. Hayvan ithalatı için bir anlaşma imzalıyor.
Anlaşmanın içeriği henüz bilinmiyor. Bilinen, ithalata rağmen et fiyatını düşüremeyen Et ve Balık Kurumu’na biri Sırbistan’dan diğeri Sivas’tan iki teşekkür geliyor.
Sırbistan, satamadığı büyük baş hayvanları satın aldığı için Et ve Balık Kurumu Genel [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/canli-hayvan-ithalati-20-mayis%e2%80%99ta/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Canlı hayvan ithalatı 20 Mayıs’ta'>Canlı hayvan ithalatı 20 Mayıs’ta</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/et-ithalati-nereden-ve-nasil-yapilacak-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Et ithalatı nereden ve nasıl yapılacak? / Ali Ekber Yıldırım'>Et ithalatı nereden ve nasıl yapılacak? / Ali Ekber Yıldırım</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/damizlik-ithalati%e2%80%a6-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Damızlık ithalatı…/ Ali Ekber Yıldırım'>Damızlık ithalatı…/ Ali Ekber Yıldırım</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayvan ithalatında ipin ucu kaçtı. Et ve Balık Kurumu Genel Müdürü Bekir Ulubaş beraberindeki heyetle Sırbistan’a gidiyor. Hayvan ithalatı için bir anlaşma imzalıyor.</p>
<p>Anlaşmanın içeriği henüz bilinmiyor. Bilinen, ithalata rağmen et fiyatını düşüremeyen Et ve Balık Kurumu’na biri Sırbistan’dan diğeri Sivas’tan iki teşekkür geliyor.</p>
<p>Sırbistan, satamadığı büyük baş hayvanları satın aldığı için Et ve Balık Kurumu Genel Müdürü Bekir Ulubaş’a teşekkür mektubu gönderdi. Mektup, kurumun internet sayfasında manşette.</p>
<p>Et ve Balık Kurumu’nun kendi internet sayfasına koyduğu Balkanlar Sancak Bölgesi Sjenica Belediye Başkanı Muriz Turkovic’in mektubu aynen şöyle:</p>
<p>“Muhterem,</p>
<p>Bekir Ulubaş Beyefendi,</p>
<p>Et ve Balık Kurumu Genel Müdürü</p>
<p>Şahsınızın ve heyetinizin Sjenica’ya gelerek satışında sıkıntı çektiğimiz ve bölgemizin en önemli gelir kaynağı olan büyükbaş hayvanlarımızın alımı hususunda yapmış olduğu alım anlaşmasının halkımız açısından anlam ve önemi çok büyüktür.</p>
<p>Sırbistan Sancak halkı adına, şahsınıza ve Kurumunuza teşekkür eder, şükranlarımızı sunarız. 20.08.2010”</p>
<p>Mektuptan da anlaşılacağı üzere Et ve Balık Kurumu Genel Müdürü Bekir Ulubaş Sırbistan’a bir heyetle gitmiş ve canlı sığır ithalatı için bir anlaşma imzalamış. Teşekkürü de hak etmiş.</p>
<p>Belediye Başkanının mektubunda da açıkça yazıldığı gibi, “satışında sıkıntı çekilen” hayvanlar Et ve Balık Kurumu’na satılmış. Belediye Başkanı açısından önemli bir başarı.</p>
<p>Fakat, Türkiye açısından önemli sorular ve sorunlar var.</p>
<p>Bakanlar Kurulu tarafından verilen yetki doğrultusunda sıfır gümrükle besilik ve kasaplık canlı hayvan ithalatı ile görevlendirilen Et ve Balık Kurumu, ihaleler açarak bu görevi yerine getiriyor.</p>
<p>Et ve Balık Kurumu’nun ihale açmadan, genel müdür imzası ile anlaşma yaparak doğrudan hayvan ithal etme yetkisi var mı? Varsa, bu yetkinin dayanağı nedir?</p>
<p>Bugüne kadar açılan ihalelerde, açıklanan ihale şartnamelerinde hayvan ithalatının yapılacağı ülkeler açıklandı.</p>
<p>Şartnamelerde kasaplık ve besilik canlı hayvan ithal edilecek ülkeler şunlar: ABD (Teksas, Alabama ve Washington eyaletleri hariç), Brezilya (Parana bölgesi hariç), Uruguay, Arjantin (Corrientes ve Misiones bölgeleri hariç), Şili, Yeni Zelanda, Avustralya, İzlanda, Norveç, Estonya, Litvanya, Letonya ve Macaristan.</p>
<p>Listede Sırbistan yok.</p>
<p>Fakat, Et ve Balık Kurumu Genel Müdürü Sırbistan’a giderek hayvan ithalatı için anlaşma imzalıyor. Anlaşmayı, kendisine yazılan teşekkür mektubundan öğreniyoruz.</p>
<p>Genel Müdür’ün imzası ile başka ülkelerden de ithalat yapmak üzere yapılan anlaşma veya anlaşmalar var mı?</p>
<p>Sırbistan ile yapılan anlaşmanın içeriği, koşulları nedir?</p>
<p>İthal edilecek hayvanlar kasaplık mı, besi hayvanı mı?</p>
<p>Miktar olarak ne kadar( kaç baş veya kaç ton) ithal edilecek?</p>
<p>İthal edilecek hayvanların özellikleri nedir?</p>
<p>Fiyatı ne kadardır? İhalelerde olduğu gibi pazarlık yapıldı mı?</p>
<p>Soruları çoğaltmak mümkün.</p>
<p>Et ve Balık Kurumu aldığı teşekkürle övünürken Sırbistan’da yaptığı anlaşmayı varsa diğer anlaşmaları da kamuoyuna hemen açıklamalı.</p>
<p>Açıklamazsa zan altında kalır.</p>
<p>Hayvancılık sektöründe konuştuğumuz pek çok kişi, yapılan anlaşmayı “skandal” olarak nitelendiriyor. Et ve Balık Kurumu’nun bu şekilde ithalat yapma yetkisi olmadığını, yapılan işin yasal olmadığını ifade ediyor.</p>
<p>Öyle anlaşılıyor ki, bu ithalat furyasında ülkeye yasal ve yasal olmayan yollardan çok sayıda hayvan girecek. İnsan sağlığı ciddi olarak tehlike altında. Hayvan sağlığı tehlike altında.</p>
<p>Yazının başında belirttiğimiz gibi Et ve Balık Kurumu Genel Müdürü Bekir Ulubaş’a bir teşekkür de memleketi Sivas’tan.</p>
<p>Sivas’ın teşekkürü daha anlamlı!</p>
<p>Et ve Balık Kurumu Genel Müdürü Bekir Ulubaş, Sivaslı hemşerilerini anguslarla tanıştırdığı için teşekkür aldı.</p>
<p>Sivas’ta yerel gazetelerde ve internet sitelerinde yer alan haberlere göre, Bekir Ulubaş, ithal edilen 12 bin angutsan 64’ünü iki tırla Sivas’a göndermiş. Anguslar, Sivas Ticaret Borsası Başkanı Abdülkadir Hastaoğlu tarafından teslim alınmış. Borsa, hayvanları kestikten sonra kasaplara dağıtacakmış.</p>
<p>Sivaslılar kendilerini anguslarla tanıştıran hemşerileri Bekir Ulubaş’a teşekkür ediyor. Genel Müdür bu teşekkürü de hak ediyor.</p>
<p>Fakat, bildiğimiz kadarıyla yapılan ihalelerin şartnamesinde ithal edilecek hayvanlar Et ve Balık Kurumu kombinalarına teslim edilecek ve kurum tarafından kesilerek dağıtılacaktı.</p>
<p>Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğü istediği gibi hayvanları tırlara yükleyip Sivas’a veya başka illere gönderebiliyor mu?</p>
<p>Ticaret Borsaları hayvan kesimi yapıp, kasaplara dağıtabiliyor mu?</p>
<p>Yoksa hem Sırbistan hem de Sivas’ta bizim bilmediğimiz başka işler mi dönüyor. Bunları da elbette öğrenip yazarız.</p>
<p>Özetle, Sırbistan ve Sivas örneğinde görüldüğü gibi ithal hayvan konusunda büyük bir skandal yaşanıyor. Halkın sağlığı ciddi olarak tehdit altında. Özel anlaşmalarla hayvan ithal ediliyorsa, yasalar hiçe sayılıyorsa ve bunu da piyasayı düzenleme görevi verilen Et ve Balık Kurumu yapıyorsa, başkaları neler yapmaz ki?</p>
<p>Kaynak : Tarım Dünyasından- 26 Ağustos 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/canli-hayvan-ithalati-20-mayis%e2%80%99ta/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Canlı hayvan ithalatı 20 Mayıs’ta'>Canlı hayvan ithalatı 20 Mayıs’ta</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/et-ithalati-nereden-ve-nasil-yapilacak-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Et ithalatı nereden ve nasıl yapılacak? / Ali Ekber Yıldırım'>Et ithalatı nereden ve nasıl yapılacak? / Ali Ekber Yıldırım</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/damizlik-ithalati%e2%80%a6-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Damızlık ithalatı…/ Ali Ekber Yıldırım'>Damızlık ithalatı…/ Ali Ekber Yıldırım</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/hayvan-ithalatinda-buyuk-skandal%e2%80%a6-ali-ekber-yildirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bitlis’in sigarasından sonra tütünü de tarihe karışıyor/Güngör Uras</title>
		<link>http://www.karasaban.net/bitlis%e2%80%99in-sigarasindan-sonra-tutunu-de-tarihe-karisiyorgungor-uras/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/bitlis%e2%80%99in-sigarasindan-sonra-tutunu-de-tarihe-karisiyorgungor-uras/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 08:46:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[özelleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[bitlis]]></category>
		<category><![CDATA[Sendikal Belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[Tütün]]></category>
		<category><![CDATA[tekel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10843</guid>
		<description><![CDATA[Bitlis’teki TEKEL sigara fabrikası kapatıldı. Bir zamanların efsane sigarası Bitlis marka sigara artık üretilmiyor. Üretici bundan sonra kaliteli Bitlis tütünü yerine ucuz Amerikan tütünü üretmeye zorlanıyor. Tütünü tütün yapan, tohumu, toprağı, havası, mikro kliması ve üretim şartlarıdır. Bitlis  tütünü ekonomimiz için önemli, Bitlis için önemli, Bitlis’te topraklarında tütünden başka ürün yetişmeyen aileler için önemlidir. [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/tekelin-stoklari-eridi-tutun-yakmak-tarihe-karisacak/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tekel&#8217;in stokları eridi, tütün yakmak tarihe karışacak'>Tekel&#8217;in stokları eridi, tütün yakmak tarihe karışacak</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tekelde-ozellestirme-yanlislari-gungor-uras/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tekel&#8217;de özelleştirme yanlışları / Güngör Uras'>Tekel&#8217;de özelleştirme yanlışları / Güngör Uras</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/sigara-zammi-yabanci-sigara-ureticilerine-verilecekgungor-uras/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sigara zammı yabancı sigara üreticilerine verilecek/Güngör Uras'>Sigara zammı yabancı sigara üreticilerine verilecek/Güngör Uras</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bitlis’teki TEKEL sigara fabrikası kapatıldı. Bir zamanların efsane sigarası Bitlis marka sigara artık üretilmiyor. Üretici bundan sonra kaliteli Bitlis tütünü yerine ucuz Amerikan tütünü üretmeye zorlanıyor. Tütünü tütün yapan, tohumu, toprağı, havası, mikro kliması ve üretim şartlarıdır. Bitlis  tütünü ekonomimiz için önemli, Bitlis için önemli, Bitlis’te topraklarında tütünden başka ürün yetişmeyen aileler için önemlidir. Tütün ekilen topraklarda alternatif ürün denemesi yapıldı. Elma ve kiraz ağacı dikildi. Başarı sağlanamadı.</p>
<p>Bitlis’te 26 bin aile tütün üretirdi. TEKEL’in Bitlis fabrikasında tütün işlenir ve sigara yapılırdı. Önce tütün üretimine kota geldi. 13.500 aile tütün üretimini bırakarak başka bölgelere göç etmek zorunda kaldı. 12.500 aile kota çerçevesinde yılda 5 bin ton Bitlis tütünü üretiyordu. TEKEL özelleştirildi. Bitlis yaprak tütün işleme tesisi ve sigara fabrikası kapatıldı. 600 çalışan işsiz kaldı. Bitlis tütününde yıllık üretim bin tona düştü.</p>
<p>Tek alıcı yabancı sigara fabrikaları. Onlar ise sözleşme ile tütün alıyor. Onlar Bitlis tütününe ilgi duymuyorlar. Bitlis Tütün Birliği Başkanı Maşallah Doymaz’dan aldığım bilgiye göre yabancı alıcılar bu yıl sadece 116 ton tütün için anlaşma yaptılar. Mukti’de 86 ton, diğer köylerde 30 ton Amerikan tütünü tohumu ile deneme üretimi yaptırıyorlarmış. Yabancı sigaracıların arayışı pahalı Ege tütünü yerine Bitlis’te ucuz Amerikan türü tütün ürettirmek.</p>
<p>Bitlis, Ecevit’in sigarası idi</p>
<p>Ben sigara içmem. Bitlisli değilim. Ama Bitlis tütününün ve sigarasının benim için ve benim çalıştığım dönemde Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışanlar için önemi büyüktür.</p>
<p>1960’ların başında Ankara’da Devlet Planlama Teşkilatı kuruldu. Odacısından müsteşarına topu topu 85 kişi idik. Ankara’da oturarak ülkeyi planlamıyorduk. Köy köy geziyorduk. Bitlis’e giden plancı arkadaşlardan bazıları TEKEL fabrikasında üretilen Bitlis sigarasından getirdiler. O yıllar solcu enteller ya Fransızların Goluvaz marka sigarasını ya da TEKEL’in Asker veya Birinci markalı sigaralarını içerlerdi.</p>
<p>Bitlis marka sigaranın tütününün kokusu o kadar beğenildi ki Ankaralı entel solcular Bitlis’ten başka sigara içemez oldu. Sigara sadece Bitlis yöresinde satılıyordu. Özel sipariş ile büyük paketlerle Bitlis’ten sigara getirtilmeye başlandı. Bülent Ecevit de Bitlis’e alıştı. Sigara içmeyen benim gibilerin bile arada sırada Bitlis tüttürdükleri görüldü.</p>
<p>Tütüne de üreticiye de yazık</p>
<p>Bitlis sigarasının paketi en adi ambalaj kâğıdındandı. Üzerine en iptidai matbaada yeşil fon ile baskı yapılmıştı. Ama tütünü diğer sigaralarınkinden farklı idi. Sigaranın dumanından etrafa mis gibi tütün kokusu yayılırdı. Unutmayınız o yıllar Türk halkının Amerikan sigarası ile tanışmadığı, o sigaraların tadına alışmadığı yıllardı.</p>
<p>Tekrar dönelim bugünlere ve de Bitlis’teki üreticilerin sorunlarına. Dr. Gülden Yazan isminde bir tütün uzmanının öncülüğü ile Bitlis’te Tütün Üreticileri Birliği kuruldu. Birlik, Bitlis tütününe ve tütün üreticisine sahip çıkacak.</p>
<p>Tütün üreticisi ciddi denetim altında. Kota yok ama sözleşme şartı var. Alıcı ile sözleşme yapan istenilen miktarda tütün üretebilir. Üreticinin kendi kullanımı için 50 kg’a kadar işlenmiş kıyılmış tütüne izin var, fazlası ticari sayıldığı için yakalandığında ağır para cezası uygulanıyor. Üretici tütünü tarladan evine taşırken, kıydırmaya, kıyıcıya götürürken jandarma üreticiyi kaçakçı olarak yakalıyor. Üretici ya para cezası ödüyor ya da hapis yatıyor.</p>
<p>Bitlis’in kıyılmış tütünü, sarma sigara tiryakilerinin arayıp da bulamadıkları tütün. Güneydoğu Anadolu’da ve Doğu sınırına komşu ülkelerde kıyılmış Bitlis tütününe</p>
<p>hele hele Bölükyazı ve Arıdağı tütününe büyük talep var.</p>
<p>Kaynak : Milliyet &#8211; 24 Ağustos 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/tekelin-stoklari-eridi-tutun-yakmak-tarihe-karisacak/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tekel&#8217;in stokları eridi, tütün yakmak tarihe karışacak'>Tekel&#8217;in stokları eridi, tütün yakmak tarihe karışacak</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tekelde-ozellestirme-yanlislari-gungor-uras/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tekel&#8217;de özelleştirme yanlışları / Güngör Uras'>Tekel&#8217;de özelleştirme yanlışları / Güngör Uras</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/sigara-zammi-yabanci-sigara-ureticilerine-verilecekgungor-uras/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sigara zammı yabancı sigara üreticilerine verilecek/Güngör Uras'>Sigara zammı yabancı sigara üreticilerine verilecek/Güngör Uras</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/bitlis%e2%80%99in-sigarasindan-sonra-tutunu-de-tarihe-karisiyorgungor-uras/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Et kuyruğu!../Ali Ekber Yıldırım</title>
		<link>http://www.karasaban.net/et-kuyrugu-ali-ekber-yildirim/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/et-kuyrugu-ali-ekber-yildirim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 07:29:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Ekber Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[et ithali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10825</guid>
		<description><![CDATA[Yaşı 35&#8242;in altında olanlar hatırlamaz. Yıllar önce pek çok ürün karaborsada satılırdı.
Şeker kuyruğu, çay kuyruğu, yağ kuyruğu, benzin, sigara, tüpgaz ve daha bir çok ürünü satın almak için kuyrukta saatlerce beklenirdi. Bu bekleyişin sonunda istediği ürünü alan tüketici şanslı sayılırdı. Bazı ürünleri almak için torpil gerekiyordu. Paranız olsa bile ürün almanız kolay değildi.
Yıllar sonra Türkiye [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/hayvanciligi-politikasizlik-bitirecekali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hayvancılığı politikasızlık bitirecek/Ali Ekber YILDIRIM'>Hayvancılığı politikasızlık bitirecek/Ali Ekber YILDIRIM</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/besicilerin-eylemleri-ithalati-durdurur-mu-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Besicilerin eylemleri ithalatı durdurur mu/ Ali Ekber Yıldırım'>Besicilerin eylemleri ithalatı durdurur mu/ Ali Ekber Yıldırım</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/ithalat-hayvanciligi-kurtarmaz-cokertir%e2%80%a6-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İthalat hayvancılığı kurtarmaz, çökertir… /  Ali Ekber Yıldırım'>İthalat hayvancılığı kurtarmaz, çökertir… /  Ali Ekber Yıldırım</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşı 35&#8242;in altında olanlar hatırlamaz. Yıllar önce pek çok ürün karaborsada satılırdı.</p>
<p>Şeker kuyruğu, çay kuyruğu, yağ kuyruğu, benzin, sigara, tüpgaz ve daha bir çok ürünü satın almak için kuyrukta saatlerce beklenirdi. Bu bekleyişin sonunda istediği ürünü alan tüketici şanslı sayılırdı. Bazı ürünleri almak için torpil gerekiyordu. Paranız olsa bile ürün almanız kolay değildi.</p>
<p>Yıllar sonra Türkiye yeniden kuyruklarla tanıştı. İnsanlar bir kilo kıyma almak için saatlerce kuyrukta bekliyor.</p>
<p>Bu noktaya nasıl gelindi?</p>
<p>Türkiye, 1980 öncesi, bulunduğu coğrafyanın et tedarikçisiydi. Doğu ve Güneydoğu&#8217;da yetiştirilen küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar canlı olarak veya Et ve Balık Kurumu mezbahalarında kesilerek Ortadoğu ülkelerine ihraç edilirdi.</p>
<p>Canlı hayvan ihracatı önemli bir iş kapısıydı. Bölgenin en önemli geçim kaynağıydı. Fakat, 1980 sonrası uygulanan yanlış politikalar sonucunda tarım ve hayvancılık kontrolsüz bir biçimde dışa açıldı. Yerli üretimi ithalatla terbiye etme anlayışı benimsendi. Bu politika ülkeye pahalıya patladı. Hayvancılık çöktü. Hayvancılıkla geçimini sağlayanların bir bölümü hayvanlarını satıp büyük kentlerin varoşlarına göç etti.</p>
<p>Bölgede 1980&#8242;lerin ilk yarısında başlayan terör olayları Doğu ve Güneydoğu hayvancılığına bir darbe daha vurdu. Hayvanları meralara çıkarmak, yaylaya çıkmak tehlikeli hale geldi. Köyler yakıldı, boşaltıldı ve büyük bir göç dalgası daha yaşandı. Doğu ve Güneydoğu&#8217;nun kırsalında hayvancılık yapanlar, hayvanlarını sattı. Diyarbakır&#8217;ın, Mardin&#8217;in, Bitlis&#8217;in, Tunceli&#8217;nin,Ağrı&#8217;nın, Kars&#8217;ın ve diğer illerin  kırsalı boşaldı. Gücü olan İstanbul&#8217;a, İzmir&#8217;e göçtü. Gücü olmayanlar Diyarbakır&#8217;a, Van&#8217;a, Adana&#8217;ya, Mersin&#8217;e yerleşti. Kent merkezlerinin nüfusu katlandı. İşsizler ordusu kentlerin ana caddelerini doldurdu.</p>
<p>Aynı dönemde ülkeyi yönetenler, &#8220;tarımla kalkınma olmaz&#8221; &#8220;sanayileşerek kalkınacağız&#8221; diyerek tarımı gözden çıkardı. Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Yem Sanayi, özelleştirme adı altında adeta yağmalandı. İşletmeler yok pahasına satıldı. Bir kısmı kapatıldı.  Meralar yağmalandı. Mera alanları amaç dışı kullanılır oldu. Hayvancılık yapmak olanaksız hale gelince en büyük göç dalgası yaşandı. İstanbul&#8217;a yeni bir İstanbul eklendi. Ankara&#8217;ya yeni bir Ankara, İzmir&#8217;e yeni bir İzmir. Diyarbakır, Adana, Mersin gibi illerde yeni mahalleler oluştu.</p>
<p>Üreten insanlar, katma değer yaratanlar, alım gücünden yoksun kentin varoşlarında tüketici konumuna düştü.</p>
<p>Gazetelerde okumuşsunuzdur. Ramazan ayında oruçlu insanlar 40 derece sıcakta iftar sofrasına et alabilmek için saatlerce kuyrukta bekliyor. Et ve Balık Kurumu&#8217;nun az sayıdaki satış merkezlerinin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Bayılanlar, kriz geçirenler. Bütün bu eziyet, bir kilo kıymayı 16.5 liraya almak için. Üstelik aldıkları kıyma da ithal hayvan etinden.</p>
<p>Kuyruklar uzayınca, Et ve Balık Kurumu kıyma satışına sınırlama getirdi. Saatlerce kuyrukta bekleyenler sırası gelince sadece 30 liralık yani 1 kilo 800 gram kıyma alabiliyor. Daha fazlası verilmiyor.</p>
<p>1970&#8242;li yıllarda günlük yaşamın bir parçası olan, Azizi Nesin&#8217; in mizah öykülerine, televizyon parodilerine konu olan kuyruklar 40 yıl sonra AKP Hükümeti ile yeniden başladı. Hem de Türkiye&#8217;nin bir zamanlar en güçlü olduğu hayvancılıkta, ette.</p>
<p>Et ve Balık Kurumu önünde kuyrukta bekleyenler,  büyük bir olasılıkla bir zamanlar hayvancılık yapan ülkeye ve ihracata hayvan yetiştirenlerin kentteki çocukları, torunları. Bir kuşak önce hayvancılık yapanlar,şimdi ithal et kuyruğunda.</p>
<p>İki yıl önce de Toprak Mahsulleri Ofisi&#8217;nde ucuz pirinç kuyruğundaydılar.</p>
<p>Türkiye bu hale nasıl geldi, nasıl getirildi?</p>
<p>Yaklaşık 8 yıldır iktidarda olan AKP Hükümeti, daha düne kadar hayvancılığa verdiği desteklerle, 2002&#8242;de yılda 80 milyon lira olan hayvancılık desteklerini 1.3 milyar liraya çıkarmakla övünürdü. Doğrudur. Yılda 1.3 milyar lira yani yaklaşık 1 milyar dolar hayvancılığa destek veriliyor. Bu destek nereye gidiyor?</p>
<p>Her yıl 1 milyar dolar destek vereceksiniz ve halk 1 kilo ithal kıyma almak için 40 derece sıcaklıkta saatlerce kuyrukta bekleyecek. Bu işte bir yanlışlık yok mu?</p>
<p>Et yakında karne ile satılırsa kimse şaşırmasın. Kaldı ki, Et ve Balık Kurumu&#8217;nun satış noktası her ilde yok. Toplam 12 satış noktası var. Bunun 4&#8242;ü Ankara&#8217;da. İstanbul, Adana, Ağrı, Erzurum, Diyarbakır ve Van dışındaki illerde satış noktası yok.</p>
<p>Gazetelerde et kuyruğunu tamamlayan bir haber daha var. Habere göre, et fiyatı artınca, hazır yemek firmaları etin içine soya, hindi ve tavuk sakatatı karıştırıyor.</p>
<p>Etin içine konulan soya büyük olasılıkla  genetiği değiştirilmiş (GDO) soyadır. Çünkü, Türkiye, yılda sadece 35-40 bin ton soya üretiyor. İhtiyacı olan 1.5 &#8211; 2 milyon ton soyayı da ithal ediyor. İthal edilen soyanın neredeyse tamamı genetiği değiştirilmiş soya, yani  GDO&#8217; lu.</p>
<p>Yemeğe gidiyorsunuz. Et yemeği istiyorsunuz. Önünüze gelen et değil GDO&#8217; lu soya. Afiyet olsun.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi 40 yıl öncesinin kuyruklarına götüren ve et diye GDO&#8217;lu soya yediren  bir hükümet var. Hayvancılık politikasını yöneten daha doğrusu yönetemeyenler bu durumdan memnun mu?</p>
<p>Bu işin asıl sorumlusu konumundaki Tarım Bakanı istifa etmek için daha neyi bekliyor?</p>
<p>Kaynak : Tarım Dünyasından- 24 Ağustos 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/hayvanciligi-politikasizlik-bitirecekali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hayvancılığı politikasızlık bitirecek/Ali Ekber YILDIRIM'>Hayvancılığı politikasızlık bitirecek/Ali Ekber YILDIRIM</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/besicilerin-eylemleri-ithalati-durdurur-mu-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Besicilerin eylemleri ithalatı durdurur mu/ Ali Ekber Yıldırım'>Besicilerin eylemleri ithalatı durdurur mu/ Ali Ekber Yıldırım</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/ithalat-hayvanciligi-kurtarmaz-cokertir%e2%80%a6-ali-ekber-yildirim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İthalat hayvancılığı kurtarmaz, çökertir… /  Ali Ekber Yıldırım'>İthalat hayvancılığı kurtarmaz, çökertir… /  Ali Ekber Yıldırım</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/et-kuyrugu-ali-ekber-yildirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suyla ilgili doğru bildiğimiz 5 temel yanlış/ Yücel Sönmez</title>
		<link>http://www.karasaban.net/suyla-ilgili-dogru-bildigimiz-5-temel-yanlis-yucel-sonmez/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/suyla-ilgili-dogru-bildigimiz-5-temel-yanlis-yucel-sonmez/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 08:47:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[hes]]></category>
		<category><![CDATA[Su]]></category>
		<category><![CDATA[yücel sönmez]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10808</guid>
		<description><![CDATA[Suyla ilgili doğru bildiğimiz 5 temel yanlış:
Türkiye’deki su kaynakları tehlike altında ve her geçen gün biraz daha azalıyor.
Bu azalışın nedeni sandığınız gibi küresel iklim değişikliği değil. Ne yazık ki suyun yanlış yönetilmesi.
Türkiye’nin su politikaları 5 temel yanılgı üzerine inşa ediliyor.
Bu yanılgılar kodlanmış mesajlar halinde pek çoğumuzun zihnine kazınmış durumda.
Ancak bunlar bilimsel olarak doğru DEĞİL.
Bu nedenle [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/tekel%e2%80%99de-yanlislar-yanlisin-sahipleri-abdullah-aysu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tekel’de yanlışlar, yanlışın sahipleri /Abdullah Aysu'>Tekel’de yanlışlar, yanlışın sahipleri /Abdullah Aysu</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/issizlik-guneydogu-cukurova-ve-sanayi-illerini-kavurdu-mustafa-sonmez/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İşsizlik, Güneydoğu, Çukurova ve Sanayi İllerini Kavurdu/ Mustafa Sönmez'>İşsizlik, Güneydoğu, Çukurova ve Sanayi İllerini Kavurdu/ Mustafa Sönmez</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tarim-politikalarindaki-temel-ihtiyac-entelektuel-birikim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tarım politikalarındaki temel ihtiyaç: Entelektüel birikim'>Tarım politikalarındaki temel ihtiyaç: Entelektüel birikim</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Suyla ilgili doğru bildiğimiz 5 temel yanlış:</p>
<p>Türkiye’deki su kaynakları tehlike altında ve her geçen gün biraz daha azalıyor.</p>
<p>Bu azalışın nedeni sandığınız gibi küresel iklim değişikliği değil. Ne yazık ki suyun yanlış yönetilmesi.</p>
<p>Türkiye’nin su politikaları 5 temel yanılgı üzerine inşa ediliyor.</p>
<p>Bu yanılgılar kodlanmış mesajlar halinde pek çoğumuzun zihnine kazınmış durumda.</p>
<p>Ancak bunlar bilimsel olarak doğru DEĞİL.</p>
<p>Bu nedenle kim ki sizin için aşağıdakilerden birini ya da birkaçını sıralayarak “su yatırımı yapıyorum” diyorsa bilin ki tam tersine suyu YOK ediyor.</p>
<p>Tıpkı Çevre ve Orman Bakanlığı’nın DSİ ile el ele vererek yaptığı gibi.</p>
<p>Yanlış 1: Su boşa akar.</p>
<p>Bu, güneş her gün boşa doğuyor demek gibi bir şey aslında. Tek damla su bile doğada boşa akmaz. Bu inşaat şirketlerinin önüne gelen akarsuya baraj yapıp paralarımızı cebine indirmesi için uydurulmuş koca bir yalan. Damarlarımızdaki kan durduğunda bize ne olursa akan su durunca doğaya da aynısı olur.</p>
<p>Yanlış 2: Çok baraj, çok kalkınmadır.</p>
<p>Bunun en somut örneği GAP projesidir. Hani Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden dünyaya portakal ihraç edecektik! Hani bir Türkiye gibi Türkiye daha olacaktı! Ne yazık ki bu yatırımlardan ne Türkiye’nin doğası kazanıyor ne de orada yaşayanlar. İnşaat şirketleri haricinde mutlu olan yok.</p>
<p>Yanlış 3: Günümüzde göllerin kuruyor olmasının en temel nedeni küresel ısınmadır.</p>
<p>Küresel ısınma bir gerçek ancak sularımızın bunun için kuruduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. Geçtiğimiz 20 yıl içinde Türkiye’de içinde Tuz Gölü’nün de bulunduğu 1.5 milyon hektarlık bir sulak alan yok oldu. Marmara denizinin büyüklüğüne denk geliyor bu.</p>
<p>Örneğin içinde Tuz Gölü’nün de olduğu Konya Ovası’na bakalım. Devlet Meteoroloji İşleri’nin verilerine göre burada son 50 yılda sıcaklık artmamış, aksine düşmüş. Aynı şekilde yağışlar da azalmak şöyle dursun tersine artmış. Öyleyse Tuz Gölü niye kurudu? Çayımıza attığımız şeker, yediğimiz kiraz, haşladığımız mısır yüzünden kurudu. Çünkü bu çok su isteyen bitkilerin ekimi Türkiye’nin en kurak havzası olan Konya Havzası’nda yıllardır teşvik ediliyor. Üstelik de bu ürünler için su, damla damla değil oluk oluk kullanılıyor. Göle gitmesi gereken su, tarımda bilinçsizce heba ediliyor.</p>
<p>Yanlış 4: En çok su tasarrufu evde yapılır.</p>
<p>Bu da büyük bir yalandır. Bizi oyalamak, kandırmak, bütün sorumluluğu üzerimize yıkmak için söylenen bir yalan. Şu anda suyumuzun yüzde 15’i evlerde, yüzde 10’u sanayide ve yüzde 75’i tarımda kullanılıyor.</p>
<p>Tüm Türkiye evinde musluklarını kıssa, küvete girmese, bulaşıkları elde yerine makinede yıkasa yapabileceğimiz tasarruf toplam suyumuzun yüzde 2.5’ini geçmeyecektir! Bu elbette ki önemli ve bunları yapmalıyız. Ama kendimizi kandırmayalım. Asıl tasarruf evde değil tarlada yapılır. Örneğin modern sulama teknikleri dediğimiz basınçlı sulama sistemine geçsek suyumuzun toplamda yüzde 50’sine yakınını tasarruf etmemiz mümkün.</p>
<p>Yanlış 5: Sulu tarım her zaman iyi ve karlıdır.</p>
<p>Sulu tarım kısa dönemde verim arıtışı sağlasa bile üretim maliyetlerindeki artış nedeni ile her zaman karlıdır anlamına gelmez. Örneğin kuru tarımda neredeyse hiç olmayan elektrik, su, işçilik, yoğun ilaç kullanımı gibi girdiler sulu tarımın olmazsa olmazlarıdır.</p>
<p>Aynı şekilde suyu olduğundan fazla verdin mi tarlaya Harran Ovası’nda olduğu gibi toprağı tuzlandırıp hepten kaybetmek de mümkün.</p>
<p>Kaynak : Gazete Vatan</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/tekel%e2%80%99de-yanlislar-yanlisin-sahipleri-abdullah-aysu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tekel’de yanlışlar, yanlışın sahipleri /Abdullah Aysu'>Tekel’de yanlışlar, yanlışın sahipleri /Abdullah Aysu</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/issizlik-guneydogu-cukurova-ve-sanayi-illerini-kavurdu-mustafa-sonmez/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İşsizlik, Güneydoğu, Çukurova ve Sanayi İllerini Kavurdu/ Mustafa Sönmez'>İşsizlik, Güneydoğu, Çukurova ve Sanayi İllerini Kavurdu/ Mustafa Sönmez</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tarim-politikalarindaki-temel-ihtiyac-entelektuel-birikim/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tarım politikalarındaki temel ihtiyaç: Entelektüel birikim'>Tarım politikalarındaki temel ihtiyaç: Entelektüel birikim</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/suyla-ilgili-dogru-bildigimiz-5-temel-yanlis-yucel-sonmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GDO gerçeği/ Ekrem Algün</title>
		<link>http://www.karasaban.net/gdo-gercegi-ekrem-algun/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/gdo-gercegi-ekrem-algun/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 07:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem algün]]></category>
		<category><![CDATA[GDO]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10798</guid>
		<description><![CDATA[Okuyucularımdan sık sık GDO’lu gıdalarla (genetiği değiştirilmiş ürünler) ilgili sorular alıyorum. Öncelikle belirtmek gerekirse GDO’lu gıdalar konusu endokrinolojinin ana bir konusu değil. Dolayısıyla GDO hakkında benim bildiklerim de konunun uzmanlarından öğrendiklerimle sınırlı ve bugün bunları özetlemeye çalışacağım. Çoğu konuda olduğu gibi bu konuya da ak ve kara tarzında yaklaşan iki kesim var. Birinci kesim küresel [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/pirincten-bugdaya-kayan-gida-krizi-gercegi-ve-turkiyefevzi-ozturk/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Pirinçten buğdaya kayan gıda krizi gerçeği ve Türkiye/Fevzi Öztürk'>Pirinçten buğdaya kayan gıda krizi gerçeği ve Türkiye/Fevzi Öztürk</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tarim-kimyasallari-ve-gdo-gercegi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tarım Kimyasalları ve GDO Gerçeği'>Tarım Kimyasalları ve GDO Gerçeği</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/turkiyenin-hes-gercegi-sadik-celik/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türkiye&#8217;nin HES gerçeği /Sadık Çelik'>Türkiye&#8217;nin HES gerçeği /Sadık Çelik</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okuyucularımdan sık sık GDO’lu gıdalarla (genetiği değiştirilmiş ürünler) ilgili sorular alıyorum. Öncelikle belirtmek gerekirse GDO’lu gıdalar konusu endokrinolojinin ana bir konusu değil. Dolayısıyla GDO hakkında benim bildiklerim de konunun uzmanlarından öğrendiklerimle sınırlı ve bugün bunları özetlemeye çalışacağım. Çoğu konuda olduğu gibi bu konuya da ak ve kara tarzında yaklaşan iki kesim var. Birinci kesim küresel gıda endüstrisini temsil ediyor. Bu insanlar çoğalan dünya nüfusu ve değişen iklim koşullarıyla (küresel ısınma) bozulan gıda dengesinin düzeltilmesi yönünde GDO teknolojisini asrın buluşu olarak lanse ediyorlar.Bu kesime göre GDO demek iklim değişikliklerine daha dirençli ve çok daha verimli, zararlılardan çok daha az etkilenen gıda üretimi demek. Hatta bu insanlar daha ileri giderek Afrika’daki açlık sorununun bile ancak bu yolla çözülebileceğini ileri sürüyorlar. Madalyonun öteki yüzünde ise malum çevreciler var. Bu kesim ise GDO ürünlerinin potansiyel tehlikelerinden hareketle yasaklanmasını istiyorlar. Potansiyel tehlike diyorum, çünkü henüz GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerine olası yararlı veya zararlı etkileri tam olarak belirlenmiş değil. Olası etkilerin ortaya konması ise için ise belki yüzyıllar geçmesi gerekiyor.</p>
<p>Orta yolcular ise en azından sis perdesi kalkıncaya kadar GDO’lu ürünlerin etiketlenmesi ve özellikle bebeklere ve gençlere verilmemesini öneriyorlar. Ancak gelişen gıda teknolojisini düşündüğünüzde bu iş sanıldığı kadar da kolay değil.</p>
<p>Çünkü vahşi kapitalist sistemin gereği daha çok ve daha ucuz üretim yapma hedefiyle hareket eden küresel gıda devleri sayesinde eninde sonunda GDO’ya bulaşmanız kaçınılmaz gözüküyor. Mesela kola sektörünün yüksek oranda kullandığı şeker mısırdan üretiliyor. Mısır üretiminin de dünya çapında ön planda GDO teknolojisi ile yapıldığını hatırlatmam gerekir mi bilmiyorum.</p>
<p>Yine son 20 yıldır bir mucize olarak sunulup sağlığa yararları anlatılmakla bitirilemeyen meşhur soya ürünlerinin de % 80 oranında GDO teknolojisi ile üretildiğini tekrar belirtelim. Ve soya ürünleri çikolatadan bisküviye binlerce ürünün yapımında kullanılmakta. Keza et ve süt ürünleri tüketiyorsanız bu ürünlerin üretildiği hayvanların yaylalarda otlamadığını, modern ahırlarda GDO’lu yemlerle beslenerek büyütüldüklerini, bu sayede ucuz et, süt ve yumurta yediğimizi çoğu zaman hiçbirimiz düşünmüyoruz. Konunun diğer bir yönü ise bu tür tohumların çevreye yayılarak doğada normal yolla üretilen gıdalara da karışma ve bunların genetiğini bozma ihtimali. Kısaca rahmetli babaannemin mirası olan bizim köydeki tohumların da yarın bir gün safiyetini kaybetme tehlikesi ki bence konunun en önemli yönlerinden bir tanesi de bu. Ben şahsen GDO teknolojisini ırkçı, ulusalcı kafaların tek tip insan ve homojen toplum üretme hevesine benzetiyor ve komik buluyorum. Gıdalarda ve toplumlarda çürüğüyle kurtlusuyla ne kadar çeşit varsa o kadar da lezzet ve renk vardır diyerek yazımızı bitirelim.</p>
<p>Kaynak : GüneBakış- 23 Ağustos 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/pirincten-bugdaya-kayan-gida-krizi-gercegi-ve-turkiyefevzi-ozturk/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Pirinçten buğdaya kayan gıda krizi gerçeği ve Türkiye/Fevzi Öztürk'>Pirinçten buğdaya kayan gıda krizi gerçeği ve Türkiye/Fevzi Öztürk</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tarim-kimyasallari-ve-gdo-gercegi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tarım Kimyasalları ve GDO Gerçeği'>Tarım Kimyasalları ve GDO Gerçeği</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/turkiyenin-hes-gercegi-sadik-celik/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Türkiye&#8217;nin HES gerçeği /Sadık Çelik'>Türkiye&#8217;nin HES gerçeği /Sadık Çelik</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/gdo-gercegi-ekrem-algun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
