<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Toprak Onur Yaşam &#187; Söyleşiler</title>
	<atom:link href="http://www.karasaban.net/category/soylesiler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.karasaban.net</link>
	<description>Toprak Onur Yaşam</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 12:09:14 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>&#8220;Liberal ve sosyal devleti gözardı eden politikalar balıkçılığı bitirdi&#8221;</title>
		<link>http://www.karasaban.net/derya-degil-ithal-kuzular/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/derya-degil-ithal-kuzular/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 06:49:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[balıkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10995</guid>
		<description><![CDATA[1 Eylül&#8217;de avlanma yasağı kalkıyor ama balığın da, balıkçıların da ve dolayısıyla tüketicinin durumu da hiç parlak değil
Anadolu’nun balıkları, Nâzım Hikmet’in Kuvay-i Milliye Destanı’na bile konu oldu. Nâzım’ın sözünü ettiği Sakarya ile Kütahya arasındaki Akarçay’daki yılan balıklarından bugün eser yok. Anadolu’nun birçok balığı gibi onların kaderi de “yok olmak”. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de insanlar [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/sakaryada-baliklar-oluyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sakarya&#8217;da balıklar ölüyor'>Sakarya&#8217;da balıklar ölüyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/bilincsiz-balikcilik-kaynaklari-tehdit-ediyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bilinçsiz balıkçılık kaynakları tehdit ediyor'>Bilinçsiz balıkçılık kaynakları tehdit ediyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/et-balik-kurumu%e2%80%99na-gunaydin-orhan-celik/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Et Balık Kurumu’na günaydın /Orhan Çelik'>Et Balık Kurumu’na günaydın /Orhan Çelik</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/deryakuzulari.jpeg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-10996" style="margin: 5px;" title="deryakuzulari" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/deryakuzulari-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>1 Eylül&#8217;de avlanma yasağı kalkıyor ama balığın da, balıkçıların da ve dolayısıyla tüketicinin durumu da hiç parlak değil</p>
<p>Anadolu’nun balıkları, Nâzım Hikmet’in Kuvay-i Milliye Destanı’na bile konu oldu. Nâzım’ın sözünü ettiği Sakarya ile Kütahya arasındaki Akarçay’daki yılan balıklarından bugün eser yok. Anadolu’nun birçok balığı gibi onların kaderi de “yok olmak”. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de insanlar uskumru, somon ve ringayı Norveç’ten, kalkanı Ukrayna’dan, orfoz ile barbunu Fas’tan ve Moritanya’dan yemeye başladı bile. Dahası var: Istakoz Kanada’dan, sardalya ve mercan Yunanistan’dan, ahtapot ve kalamar Hindistan ile Pakistan’tan, karides Tayland, Endonezya ve Malezya’dan, hayvar da Rusya, Ukrayna ve Azerbaycan’dan geliyor.</p>
<p>Yani balık hallerinde “bizim” denizlerden çıkan “derya kuzusu” değil, ithal balıklar var. Daha kötüsü Türkiye istikrarlı bir balıkçılık politikasına başlayıp uygulamazsa, hamsiyi, istavriti bile ithal olarak yiyeceğiz. 10 yıl sonraysa lüfer görmek hayal olacak.</p>
<p>İstanbul Boğazı’nda bir dönem kılıçların atladığını, orkinosların oynadığını anlatan İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi eski Dekanı ve Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, Türkiye’de balıkçılığın sisteminin çöktüğünü söylüyor. Hayatını Türk ve dünya denizlerini araştırmakla geçiren Prof. Öztürk, bu durumun liberal politikalarla sosyal devletin gözardı edilmesinin sonucu olduğunu savunuyor. Öztürk, balık sezonunun başlamasına üç gün kala (1 Eylül) Türk balıkçılığını kurtulması için neler yapılması gerektiğini Radikal için anlattı.</p>
<p><strong>Türkiye’de balıkçılığın gidişatı gerçekten iyi değil mi?</strong></p>
<p>İyi değil. Balıkçılıkla ve tarımla ilgili politikalar, daha açıkcası liberal ve sosyal devleti gözardı eden politikalar balıkçılığı bitirdi. Türkiye’de balıkçılık çökmüş durumda. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi, devletin bu konudaki politikasının yanlışlığı. Bizim gençliğimizde Et ve Balık Kurumu vardı. Bunun gibi kurumlar özelleştirildi. Ama şimdi yavaş yavaş yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Et ve Balık Kurumu, piyasadaki balık fiyatlarını düzenlerdi. Ama şimdi Türkiye’deki balık fiyatları, üç dört komisyoncunun dudağının arasında. Dolayısıyla tüketicilere istedikleri fiyata, istedikleri balığı satıyor. Geçen yıl Türkiye’deki palamut fiyatıyla Tokyo’daki palamut fiyatı aynıydı. Halbuki burada çok daha ucuz olması gerekiyor.</p>
<p><strong>İnsanlar yeterince balık yiyebiliyor mu?</strong></p>
<p>İstanbul’da yaptığımız çalışmalara göre, yılda yarım milyon insan bir kilo bile balık yiyemiyor. Nedeni yoksulluk. Gelir düzeyi çok düşük, balık fiyatları yüksek. Çünkü çok fazla ve yanlış balık avlandığı zaman balık denize dökülüyor ya da balık yağı fabrikalarına gidiyor. Bunun önlenmesi lazım. 1 Eylül’de sezon başlayacak. Yine bakanlar gelecek, “Üç tarafı denizlerle çevrili”, “Denizci devlet, denizci ulus” diyecekler ancak ortada balık yok! Uskumru Norveç’ten, orfoz Moritanya’dan, ıstakoz Kanada’dan, sardalya Yunanistan’dan, kalkan Ukrayna’dan, ahtapot ve kalamar Hindistan, Pakistan’dan geliyor. Oysa Türkiye 1 milyon ton balık üretebilir. Türkiye şu anda 500 bin ton balık üretiyor. Kişi başına sekiz kilogram balık tüketiliyor. Avrupa Birliği’nde ise 28 kilogram. Bir milyon ton daha balık üretmemiz imkânlı. Bunu denizlerde, kıyılarda üretmemiz mümkün. O zaman Avrupa standartlarına çıkabiliriz. Avrupa Birliği’nin kurulmasını ısrar ettiği halde Türkiye’nin daha Su Ürünleri Genel Müdürlüğü yok. Tarım Bakanlığı’nın içinde sadece bir daire var.</p>
<p><strong>Balıkçıların durumları nasıl?</strong></p>
<p>Türkiye’deki balıkçıların sigortası, sendikası yok. Çok kötü şartlarda çalışıyorlar. Dolayısıyla işçi ve üretim maliyeti düşük. ÖTV’siz yakıt alıyorlar. Peki böyle bir durumda maliyetlerin daha da düşmesi ve halkın ucuz balık yemesi gerekmez mi? Ama bu olmuyor. Liberal ekonomide piyasaya müdahale etmek yok, oysa ki gıda güvenliği için mutlaka devletin müdahaleci, düzenleyici, denetleyici politikaları lazım. Dolar yükseldiğinde Merkez Bankası nasıl müdahale ediyorsa balık fiyatlarına da müdahale edilmeli. Balık fiyatları Türkiye’de Avrupa’daki balık fiyatlarından daha yüksek.</p>
<p><strong>Marmara Denizi yıllardır kirleniyor. Kaçak avcılık gibi sorunları da var&#8230;</strong></p>
<p>Marmara Denizi tüm balıkların yumurtlama ve göç yeri. Bugün balık kalmadı. Orkinosların Tekirdağ, Şarköy, Marmara Adası arasında bir aşk üçgeni vardır. Bu balıklar üremek ve yumurtlamak için binlerce kilometre öteden, Atlantik Okyanusu’ndan gelirler. Orkinosların aşk üçgeni, kravatlarıyla gezenler tarafından darmadağın edildi. Karadeniz’de orkinos vardı. Şimdi hiç yok. Marmara Deniz’i kocaman bir lağım çukuru. İstanbul, Bursa, Çanakkale vs. gibi büyükşehirlerinin acaba kaç tane arıtması var? Bunların yarısı denize&#8230; Böyle kirlenmiş bir denize hangi balık yumurtlayabilir? Marmara’dan bir sürü gemi geçiyor. Bu gemiler geceleri petrol atıklarını Marmara’ya bırakıyor. Böyle kirlenmiş bir denizde hangi balık yaşayabilir, yumurta verebilir? Marmara Denizi’nde sürdürülebilir balıkçılık için 15 bin ton avlanması gerekir. Ama şu anda yasadışı ve kaçak olarak 50 bin tonun üzerinde, hatta 100 bin tona kadar balık avlanıyor. Gece Marmara Denizi’nin ve boğazların her tarafında troller geziyor. Kız Kulesi’nin önünde gırgırlar ağ çeviriyor. Beykoz’da Denizcilik Meslek Lisesi’nin ilk mezunuyum. 1970’lerde okurken Beykoz’da kılıçlar görürdük. Hayatım dünya denizlerini gezmekle geçti. Orkinoslar buralarda oynardı. Anadolu Hisarı’nda gittiğim kahvenin önü silme lüferdi. 200 sene önce değil, 1975’te. Ne oldu bu balıklar? Gelibolu’da biz Sardalya Festivali yapardık. Sardalya şu anda Yunanistan’dan geliyor. Çünkü aşırı bir avlanma var.</p>
<p><strong>Lüfer kampanyası ne durumda?</strong></p>
<p>Ay sonunda yanlış tüketimin ayıpları başlayacak. 1 Eylül’de balık sezonu açılıyor. Lüfere bakın. 14 santimlik çinekop avlanıyor. 14 santim çinekop yumurta bile vermez, bir yaşındadır. Bir yıldır lüfer kampanyamız var. Bir yıldır Tarım Bakanı’ndan (Mehdi Eker) randevu alamıyorum. Sorunu anlatmak için özel kalemine bizzat gittim. Hâlâ randevu bekliyorum.</p>
<p><strong>Bakanla görüşebilirseniz neler söylemek istiyorsunuz?</strong></p>
<p>Lüferin avlanabilir, yenilebilir boyunun minumum 20 santim olması gerektiğini, daha küçük lüferlerin avlanmasını yasaklanması gerektiğini söyleyeceğim. 14 santimlik lüfer avlamak yasaklanmalı. 2000’e kadar bu böyleydi. Çünkü lüfer ilk kez 19 santimde yumurta veriyor. 14 santim lüfer tutulursa çocukların rıskı yeniyor demektir. Lüferin büyüğü kofana artık yok. 10 yıl önce vardı. Çünkü lüfer hiç büyümüyor. 10 yıl sonra lüferi de yiyemeyeceğiz. Yanlış avcılık yapılıyor, günü kurtarıyoruz fakat geleceği kurtaramıyoruz. Balıkçılığın kaderi kesinlikle balıkçılara bırakılmamalı.</p>
<p><strong>Dünyada iyi balıkçılık politikası olan bir ülke var mı? Neler yapılıyor?</strong></p>
<p>Dünyada Türkiye’deki gibi bir uygulama yok, kurallar var. En iyi örneklerden biri Japonya. Japonya’da balıkçılar olduğu bölgeyi korur. Çünkü o bölge balıkçıya tahsis edilmiştir. Balıkçı bilinçlidir. Balıkçıya denir ki, “Bu bölge senin, buradaki balıkçılık yasaklarını sen koruyacaksın.” Balıkçılıkla ilgili eğitim verilmeli. Devlet balık fiyatlarını düzenliyor. Halkın sağlığı ve balık yemesi için çaba gösteriyor.</p>
<p><strong>Bizde nerede hata yapılıyor?</strong></p>
<p>Nâzım Hikmet’in bir şiiri vardır. Kuvay-i Milliye Destanı. 2.30’dan 5.30’a kadar söylediği&#8230; Sözünü ettiği Akarçay’daki yılan balıklarını aramaya gittim. Akarçay Sakarya ile Kütahya arasında. Bir tane bile yılan balığı kalmamış. Anadolu’nun balıkları yok oluyor. Bir ülkede 1700’ün üzerinde hidroelektrik santrali (HES) olur mu? Yüzde 10’luk can suyu Anadolu kadar yaşlı olan fosil balıkların ölümü demek. Mersin balıkları artık Çoruh’a girmiyor. Çünkü Çoruh hehri HES’lerle doldu. Gediz, Büyük Menderes, Seyhan ve Ceyhan’a artık balık girmiyor. Bu gidiş doğru bir gidiş değil. Gelecek kuşaklara bırakmamız gereken ahlaki sorumluluk bir yana onlara örnek olmalıyız. Gelecek kuşaklara biyolojik çeşitliliğimizi bırakmıyoruz. Devlet bu konuda hiçbir rol oynamıyor. Üsküdar’dan Riva’ya kadar kanalizasyonu yok. Arıtma yok. Hangi balık yaşayacak burada? Beykoz Belediyesi’nin amblemi kalkan balığı. Nerede kalkan? Türk balıkçılarını kurtarmak için Romanya’ya, Ukrayna’ya ve Rusya’ya gittim. Kaçak balıkçılık yaparken insanlar öldü oralarda. Yakalananları da çıkarmak gerekiyordu. Bilirkişi istediler. Yüzüm kızara kızara gittim. Bu gelenek haline geldi artık. Bulgarlar daha iki yıl önce kaçak balık avlıyor diye iki balıkçıyı öldürdüler. Ukrayna sahil güvenlik botları kaçak balıkçılık yapanları öldürdü. Öldüren subaylar da terfi etti.</p>
<p><strong>Karadeniz’deki sorun nedir?</strong></p>
<p>Bölgesel güç olan bir Türkiye, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelere Karadeniz Balıkçılık Sözleşmesi’ni imzalatamadı. Eğer Türkiye bu sözleşmeyi imzalatabilseydi, Karadeniz’de sürdürülebilir balıkçılıkta şansımız olurdu. Bizim yapamadığımızı bizden fakir olan Romanya ve Bulgaristan yaptı. Onlar çaça ve kalkan balığına kota koydu. Gürcistan’da Türkler hamsi avlıyor. Türkiye’nin bir tek Yemen’le sözleşmesi var. ‘Türk balıkçıları gidecek Yemen’de balık avlayacak.’ Sahil şeridi balıkçılığında en güçlü ülke Türkiye. Bunu Türkiye’nin yapması lazım. Türkiye’nin inisiyatif alması gerekiyor ama yapmıyor. Çünkü politika yok. Bu konuda ne yapacağını bilmiyor. 1750 kilometre sahil var. 20 bin teknenin yarısı Karadeniz’de. ‘Liberal ekonomi isteyen istediği yerden getirir’ deniliyor. Ama o zaman balıkçılığı çökertiyorsunuz. Çin ve Kore’den balık ağı geliyor. Dişinizle tırnağınla kurdunuz ağ sanayisi gitti. İnsanlar işsiz kaldı. Oysa Türkiye’nin kendi av sanayisini geliştirmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Bir de balık çiftlikleri sorunu var. Balık çiftlikleri Türk balıkçılığı açısından yararlı mı zararlı mı?</strong></p>
<p>Çiftliklerde kurallara uyulmalı. Yunanistan’ın her tarafı çiftliklerle dolu. Yunanistan’da turizm yok mu? Bizden daha çok. Sakız, Midilli adalarının 200 metre uzaklıkta çiftlikleri var. Ana karanın 100 metre açıklarında çiftlikler var. Denizde 150 bin ton balık üretiyor. Biz yarısını 75 bin tonu ancak üretiyoruz. Orada da doğanın korunması gerekiyor. Sorun devletin yer göstermemesi. Düzenleyici rol gerekiyor. Bizdeki çiftlikler üç kez yer değiştirdi. Üretici de zor duruma düşüyor. Eğer üretim artırılmak isteniyorsa neden bunlar sürekli yer değiştiriliyor? Şu anda çiftlik kurulması için 30 metre derinlik, 1000 metre uzaklık ve 0.1 saniyede bir millik akıntı gerekiyor. Bazı bölgeler için doğru olabilir ancak her yerde aynı şartlar olmayabilir. 1 milyon ton balık üretirsek işsizlik de önlenir. 15 su ürünleri fakültesi var. Mezunlar iş bulur.</p>
<p><strong>Çözüm önerileri</strong></p>
<p><em>Prof. Bayram Öztürk’ün Türk balıkçılığının kurtuluşu için önerileri şöyle:</em></p>
<p><em>1- Gerçekçi av yasakları konulmalı. Bugünkü av yasakları katılımcı anlayıştan uzak, bilim insanlarına sorulmadan, politikaya araç olacak şekilde. Doğal kaynaklar popülist alet edilmemeli.</em></p>
<p><em>2- Sürdürülebilir balıkçılık olmalı. Türkiye’deki balıkçılığın yarısı kayıt dışı. Ne kadar balık avlandığının istatistikleri yanlış ve eksik. Kim ne kadar balık tutuyor ne kadar vergi veriyor, belli değil.</em></p>
<p><em>3. Balıkçıların sosyal haklarının olması gerekiyor. Sigortasız çalışıyorlar.</em></p>
<p><em>4- Mutlaka piyasada fiyat düzenleme mekanizması olması gerekiyor. Et ve Balık Kurmu’nun yeniden yapılması gerekiyor. Bırakın geçsinler, bırakın yapsınlar zihniyeti geride bırakılmalı. Sosyal politikalar uygulanmalı. Küçük balıkçıya teşvik verilmeli ve av alanları korunmalı.</em></p>
<p><em>5- Denizlerde koruma alanları belirlenmeli. Yıllardır Saroz Körfezi konuşuluyor ancak hâlâ koruma alanı olmadı. Akdeniz ve Karadeniz arasındaki geçiş ve üreme, yumurtlama noktası, Marmara denizi balık akvaryumu. Gözümüzün içi gibi bakmamız gerekiyor. Bakarsak, İstanbulluların protein açlığını gidermiş oluruz.</em></p>
<p><em>6- Güçlü bir balıkçılık idaresi olması gerekiyor.</em></p>
<p><em>7- Balıkçıların açık denize çıkması ve bunun devlet tarafından desteklenmesi gerekiyor. Türkiye’deki balıkçılığın yapısı şu an buna müsait. Ancak Marmara denizi varken neden açık sulara gitsinler? Belli büyüklükteki teknelerin Marmara denizine girmemesi gerekiyor.</em></p>
<p><strong>Kaynak : Radikal 2- 29 Ağustos 2010</strong></p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/sakaryada-baliklar-oluyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Sakarya&#8217;da balıklar ölüyor'>Sakarya&#8217;da balıklar ölüyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/bilincsiz-balikcilik-kaynaklari-tehdit-ediyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Bilinçsiz balıkçılık kaynakları tehdit ediyor'>Bilinçsiz balıkçılık kaynakları tehdit ediyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/et-balik-kurumu%e2%80%99na-gunaydin-orhan-celik/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Et Balık Kurumu’na günaydın /Orhan Çelik'>Et Balık Kurumu’na günaydın /Orhan Çelik</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/derya-degil-ithal-kuzular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GDO&#8217;dan kurtuluş yolları</title>
		<link>http://www.karasaban.net/gdodan-kurtulus-yollari/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/gdodan-kurtulus-yollari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2010 08:27:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Atalık]]></category>
		<category><![CDATA[GDO]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10609</guid>
		<description><![CDATA[
Birkaç yıl önce kentin merkezi yerlerinde dev bir mısır balonu ya da kocaman bir canavar domates balonu önünde toplanan kalabalık, “GDO’ya hayır” diyor ve vatandaşları “bazı gıdalara karşı” uyarıyordu. Gazeteler bu renkli eylemleri sayfalarında duyururken, GDO’nun açılımını hemen her satıra yazıyordu. GDO, “genetiği değiştirilmiş organizma”nın kısaltmasıydı. Şimdi GDO, kısa haliyle de uzun haliyle de kamuoyunun [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/yunanistanda-ciftciler-6-yerde-yollari-kesti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yunanistan&#8217;da çiftçiler 6 yerde yolları kesti'>Yunanistan&#8217;da çiftçiler 6 yerde yolları kesti</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/gocerler-yayla-yollarina-dustu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Göçerler yayla yollarına düştü'>Göçerler yayla yollarına düştü</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/yunan-ciftcileri-yollari-kesti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yunan çiftçileri yolları kesti'>Yunan çiftçileri yolları kesti</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/ahmetatalik3.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-10925" title="ahmetatalik3" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/ahmetatalik3-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p>Birkaç yıl önce kentin merkezi yerlerinde dev bir mısır balonu ya da kocaman bir canavar domates balonu önünde toplanan kalabalık, “GDO’ya hayır” diyor ve vatandaşları “bazı gıdalara karşı” uyarıyordu. Gazeteler bu renkli eylemleri sayfalarında duyururken, GDO’nun açılımını hemen her satıra yazıyordu. GDO, “genetiği değiştirilmiş organizma”nın kısaltmasıydı. Şimdi GDO, kısa haliyle de uzun haliyle de kamuoyunun diline yerleşti. Ancak bazı sorulara hâlâ net yanıt yok. İnsanlar market alışverişlerinde aldıkları ürünün son kullanma tarihine baktıktan sonra bir de GDO’lu olup olmadığını anlayabilecekmiş gibi paketin üzerindeki küçük yazıları okumaya çalışıyor. Fakat ne ürünün GDO’lu olduğunu anlıyor ne de olmadığını. Televizyon kanalları bu konudaki haberlerini gıda reyonları önündeki anonslarla uzun uzun anlatmaya çalışsa da, gazeteciler onlarca uzmandan görüş alsa da kafalar karışık. GDO içeren bir ürün yersek kanser mi oluruz? Üreme yeteneğimizi mi kaybederiz? Çocuğumuza yedirdiğimiz çikolata GDO’lu mu? Hayati sorular bunlar olmasına karşın akılda kalan, insanların birbirlerine bir çırpıda anlatabileceği pratik bilginin ortada olmaması. 30 Temmuz’da Tarım Bakanlığı’nın sitesinde bilimsel komitenin ürün sayısının arttırıldığına dair kararı yayınlanınca tartışma yeniden alevlendi. İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı ve GDO’ların Türkiye’ye girişini engellemek için dava açmaya hazırlanan GDO’ya Hayır Platformu’ndan Ahmet Atalık’a konuyla ilgili her şeyi sorduk.</p>
<h2><strong>GDO çok konuşuldu, ama kafalar hâlâ karışık.</strong></h2>
<p>Kısaca şöyle anlatılabilir: İnsanoğlu hücrelerden oluşuyor. Bu hücrelerimizin içerisinde genlerimiz var. Bu genler, yaşamsal şifrelerimizi taşıyor ve bir sonraki nesle bu yaşamsal şifrelerimizi aktarım görevini yerine getiriyor. Bir sonraki neslin şekli, boyu, organları, organlarının çalışmasının ne şekilde olacağını yani bizim hayatımızın oluşumundan şekillenmesine ve sonlanmasına kadar bu genler etkili. Bilim bazı canlıların bazı özelliklerine müdahale edebilmek amacıyla laboratuvarda çok ileri teknolojiler kullanarak hücrelerimizin içerisindeki bu genlere kadar müdahale edebilir duruma ulaştı. Bugün şeker hastalarının kullandıkları insilün, genetiği değiştirilmiş bakteriden elde edilen enzimle yapılıyor. Suçluların parmak izinden tespit edilme işlemi de bir biyoteknoloji olayı. GDO çok geniş bir kavram. Çok yararlı kullanım alanları da var. GDO’ya hayır derken neye hayır dediğimizin net bilinmesi gerek.</p>
<p><strong>Neye hayır diyorsunuz?</strong></p>
<p>Genleriyle oynanmış tohumlar ve bu tohumlardan üretilen tarımsal ürünlerin insanlar ve hayvanlar tarafından tüketilmesine ve çevre üzerine olan olumsuz etkilerine karşıyız. Neye karşı olduğumuzu bilmeyen bazı profesörler dahi ne yazık ki bilgi eksikliğinden dolayı “kahrolsun GDO’ya hayır diyenler” söylemlerinde bulunuyor. Şeker hastası için üretilen insülünü düşünerek bu tabiri kullanıyor. O tohumun tarımsal üretiminin insanlar, hayvanlar ve doğa üzerindeki etkisini bilmiyor.</p>
<p><strong>GDO’ların Türkiye’ye girişinde bugüne kadar bir denetim yapıldı mı?</strong></p>
<p>GDO’lar yıllarca hiçbir denetime tabi tutulmaksızın ülkemize girdi. Bu konuyla ilgili mevzuat çalışması 2005’te başladı. Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı meclise geldi. O dönemlerde ‘GDO’ya Hayır Platformu’ Türkiye’nin 16 ilinde kampanyalar düzenleyerek 100 binin üzerinde imza topladı. Meclise GDO’ların zararları ve ülkemize gerekli olmadığı yönünde belgelerle birlikte başvuru yaptı. 2006’da Biyogüvenlik Kanun Taslağı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan geri gönderildi. İlk kez 26 Ekim 2009’da GDO mevzuatı diyebileceğimiz bir yönetmelik çıktı.</p>
<p><strong>Sonra GDO’lar kontrol altına alındı mı?</strong></p>
<p>Enterasan bir durum oluştu. Kanun olmadan bir yönetmelik çıktı. Normalde önce kanun sonra da yönetmelikler çıkar. Yönetmelik ülkeye giren GDO’ları meşrulaştırdı. Bakanlığın bünyesinde oluşturulan Bilimsel Komite pamuk, kolza (yağ üretimi ve yem bitkisinde kullanılıyor), soya, şeker pancarı, mısır, patates başta olmak üzere genetiği değiştirilmiş maya ve bakteri biyokütlesini de eklediğimizde 32 çeşit GDO’nun ülkeye girişine izin veriyor.</p>
<p><strong>Bilimsel komite neler yapıyor?</strong></p>
<p>Komite, üniversiteler ve TÜBİTAK bünyesindeki akademisyenlerden oluşuyor. Ancak 32 GDO çeşidinin ülkeye girişindeki bilimsel komitenin kararlarına baktığımızda sadece ‘dilek ve temenni’den oluşan kararlar görüyoruz. Örneğin, “&#8230;ürünü insan ve hayvan tükettiği zaman herhangi bir zararı olmayacağını düşünüyoruz, zarar vermesi beklenmemektedir” gibi. Bunlar bilimsel kararlar değil. Bilimsel Komite, Avrupa Gıda Güvenliği otoritesinin izin verdiği ürünlere izin veriyor. Bu noktada bizim Bilimsel Komitemize değil, Avrupa Gıda Güvenliği otorisetisinin nasıl işlediğine bakmak gerekir.</p>
<p><strong>Avrupa’da durum nedir?</strong></p>
<p>Bu ürünler 1996’da dünyada yayılmaya başladı. ABD üniversiteleri 1998’den itibaren araştırmalar yaptı. GDO’ların tarım ilacı kullanımını düşürüp düşürmediği, verimi arttırıp arttırmadığı konusunda denemeler yapıldı. Görüldü ki, GDO’lu ürünlerin normal tohuma göre verimi daha düşük. Tarım ilacı kullanımını da arttıyor. Sınırlı sayıdaki denemelerde hayvanlarda tahribat yarattığı anlaşıldı. Olumsuz sonuçlar dillendirilince bu kez biyoteknoloji şirketleri ‘GDO’nun istikbali kararmaya başlıyor’ düşüncesiyle bu ürünlerin teknolojik ürün olduğunu belirterek patent aldı. Bundan sonra ürünler lisans anlaşmasına göre satılmaya başlandı.</p>
<p><strong>Lisans anlaşması ne demek?</strong></p>
<p>Tohumun bir kez kullanılması, tohumdan yeni tohum elde edilmemesi gibi maddelerin yer aldığı bir anlaşma. Ancak GDO’larla ilgili olumsuzluklar ortaya çıkınca lisans anlaşmaları da değişti. Şirketler, “Benim tohumlarımı bağımsız çalışmalarda kullanamazsın, benimle çalışabilirsin, sonuçları beğenmezsen hiçbir yerde yayımlayamazsın” gibi anlaşmalar öngördü. Tarım Bakanlığı 1998 &#8211; 2000’de Çukurova ve Nazilli’deki dünyanın en büyük biyoteknoloji şirketi ile GDO denemeleri yaptı. Yıl 2010, sonuçları hâlâ yok. Neden? Sonuçlar beğenilmezse yayımlanamıyor.</p>
<p>H<strong>ayvanlarda yapılan deneylerde ne gibi sonuçlar alındı?</strong></p>
<p>GDO’lu gıdalarla beslenen farelerde karaciğerlerinde küçülme, böbrek tahribatı, prostat iltihabı, kalp kası hasarı, kan yapısında bozulma, organlarda hasarlar, bağışıklık sistemlerinin çökmesi, sinir sistemlerinin tahrip olması gibi ciddi sağlık sorunları görüldü. Gıda Güvenliği otoritesi bu araştırmalarla ilgili “laboratuvar hatası, bilimsel olarak gözardı edilebilir” gibi insanı hayrete düşürecek kararlar verdi.</p>
<p><strong>GDO’nun insan sağlığı üzerindeki etkilerini araştırmak için 13 ülkeden 65 bilim insanının AB fonlarıyla yaptığı bir araştırma var. GDO’lu ürünlerin en az diğerleri kadar insan sağlığı için güvenilir’ olduğuna dair bir sonuç çıktı. Bu araştırma için ne diyorsunuz?</strong></p>
<p>Ben de başka bir araştırma söyleyeyim. 2009’da Avusturya Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı’nın ortak projesiyle Viyana Üniversitesi’nin yaptığı bağımsız çalışmada farelerin üreme yeteneklerinin üç nesil sonra yok olduğu ortaya çıktı. Bu bilim adamları neden Viyana Üniversitesi’nin bu çalışmasını örnek almıyor? 65 bağımsız bilim insanının yaptığı söylenen araştırmadaki bilim insanları kesinlikle bağımsız değiller. Kendi yaptıkları araştırmalar bile şirketlerin yaptığı çalışmalardır. Bu araştırmalarda ince zekâlar kullanılarak kalem oynatılıyor. GDO’ların insanlar üzerindeki etkileri bilinmiyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de hangi ürünlerde GDO var, hangilerinde yok?</strong></p>
<p>Son mevzuata göre, GDO oranı binde 9’un üzerinde olan ürünlerin etiketlerinde ‘GDO’lu’ yazmak zorunda. GDO’lu ürünü tüketmek istemeyen bir kişi, eğer ürünün içindeki GDO miktarı binde 9’un altında ise kesinlikle o üründe GDO olup olmadığını bilmeyecek. Ayrıca Türkiye’de bu etiket konusunda da sıkıntı var. GDO’lu diye bir etiket görmedim. Binde 9 meselesi de çok tartışmalı. Avrupa Birliği, GDO’ların girişine en minimum düzeyde izin vermek için birkaç rakam tartıştı. Bu rakamlardan en küçüğü olan binde 9 oranına karar verildi. Bilimsel bir veriye dayandırılarak bulunmuş bir rakam da değil. Binde 9’un üzerinde veya altında olursa ne olur bilinmiyor.</p>
<p><strong>GDO içeren bir gıda yersek ne olur?</strong></p>
<p>İnsanlar üzerinde yapılmış bir araştırma yok. En iyisi bunları hiç tüketmemek. Şu anda 32 GDO içeren ürün yasal olarak ülkeye giriyor. Bir süre sonra yüzlercesi girecek. Etrafımızda GDO’suz hiçbir şey kalmayacak. Tüketicinin kendini koruması, GDO’nun sınırdan girmesinden sonra mümkün değil. Türkiye kobay haline getirildi. İnsanlar üzerindeki etkileri de henüz bilinmediğinden “GDO yersek ne olacak” bilmiyoruz.</p>
<p><strong>GDO’lu hangi ürünler Türkiye’ye geliyor? Bunları yemezsek GDO’dan kurtulmuş olur muyuz?</strong></p>
<p>Dışarıdan getirilen GDO’lu ürün altı tane: Mısır, soya, kanola, pamuk, şeker pancarı ve patates. Özellikle mısır ve soya, binlerce gıda maddesinde kullanılıyor. Kanola ve pamuk yem bitkisi ve yağ üretiminde kullanılıyor. Türkiye’nin yılda 1.5-2 milyon ton soya ihtiyacı var. Türkiye’nin soya üretimi 35 bin ton. Yani Türkiye’de gördüğünüz hemen her soya risk içeriyor. Mısır da öyle. Mısır ihtiyacı da 5 milyon tonun üzerinde. Üretim 4 milyon 250 bin ton, her yıl 1-1,5 milyon ton mısır ithal ediliyor. Soya bebek mamasından çikolotaya kadar kullanılıyor. Bu gıdaların içinde soya lesitin’i (vücut hücreleri için gerekli bir madde) var. Tüm piyasadaki şekerli kekler, tatlılar, kolalı içecekler, hazır çorbalar binlerce ürünün içinde kullanılıyor. Şekerli cikletlerde bile olabilir. Hiç tahmin edilemeyecek ürünlerin içinde kullanılıyor. Mısır ve soya yemezsek bundan kaçarım düşüncesi yanlış.</p>
<p><strong>Denetimler yeterince yapılıyor mu?</strong></p>
<p>Türkiye’de gıda üreten 40 bin işletme var. Satış ve dağıtım noktaları ile birlikte sayı 500 bine çıkıyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı dört-beş bin kontrol ve denetim elemanıyla bunları denetlemeye çalışıyor. 13 Haziran 2010’da çıkan Gıda Yasası ile gıda üreten iş yerlerinde gıda mühendisi bulundurma zorunluluğu kaldırıldı. Gıda güvenliği daha da riske atılmış oldu. Şu anda beş tane laboratuarımız var. Üç tanesi bir ürünün içindeki genin ne olduğunu tespit ediyor. İki tanesi de GDO varolup olmadığını tespit ediyor. İçinde genin ne olduğunun tespiti için şirketin geni bulabilme yöntemini vermesi gerekir. Yoksa yüzlerce yöntem denemek gerekiyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de GDO’dan kurtuluşun formülü nedir?</strong></p>
<p>Türkiye’ye giren GDO’lu ürünler, Türkiye topraklarında yetişebilir. Tarım politikası nedeniyle kendimize yetemiyoruz. Hükümetin yapması gereken, doğru tarım politikasıyla ürünlerin Türkiye’de yetiştirilmesini sağlamak ve dışarıdan alımına ihtiyaç duymamak. Çok sayıda meslek örgütü ve sivil inisiyatifin biraraya gelmesiyle kurulan GDO’ya Hayır Platformu, GDO’ların tamamen Türkiye’ye girişini engellemek için dava açmaya hazırlanıyor.</p>
<h2>Avrupa yasaklıyor ama&#8230;</h2>
<p><strong>Siz ne yapıyorsunuz GDO’lu ürünleri almamak </strong>için?</p>
<p>Mevzuata göre ürünlerde yazması gerekiyor ancak yazanı ben görmedim. Kaçmam mümkün değil. Bir ürün alırken önce özellikle ne şekeri kullanıldığına bakıyorum. Mısırdan üretilen şekerlerde ‘fruktoz’ yazıyor. GDO’lu olma ihtimali var. Pancardan üretilen şekerse ‘sakaroz’ yazıyor. Ancak artık şeker pancarı da Türkiye’ye GDO’lu girdiği için bunun da güvenilirliği yok. Yani kurtuluş yok.</p>
<p><strong>Yurt dışında GDO tüketmeme şansı var mı</strong>?</p>
<p>Avrupa Birliği içerisinde Yunanistan, Avusturya, Macaristan, Fransa ve Almanya GDO tarımını çevreye etkisinden dolayı yasakladı. Gıda olarak tüketimindeyse binde 9’luk orana izin veriliyor ancak ağırlıklı olarak hayvan yemi ithal ediliyor. AB halkı GDO’lar konusunda oldukça hassas. Nüfusunun yüzde 72’si sofrasına GDO sokmuyor. Dolayısıyla AB’ye üretim yapan şirketler, GDO kullanmamayı tercih ediyor. Avrupa’da hem ürünlerin binde 9’u oranının üzerindeki ürünler ‘GDO’lu’ diye hem de GDO konulmamış ürünler ‘GDO’suz’ diye etiketleniyor. Yani Avrupa’da, “hiç GDO yemek istemiyorum” dediğinizde yememe şansınız var. Bizim ülkemizde böyle bir şansınız yok.</p>
<p><strong>GDO kullanılması dünya için elzem mi?</strong></p>
<p>GDO’lar dünyada açlığın giderilmesi ve tarım ilacının kullanılması oranının düşürülmesi gibi güzel söylemlerle yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Ancak dünyada Türkiye gibi 10 ülkeyi besleyecek buğday stoğu var. 720 milyonu doyuracak buğday şu anda mevcut. 2009’da açıklanan aç insan sayısı 1 milyar. Aynı şekilde Türkiye gibi 165 ülkeyi besleyecek pirinç stoğu var. Bu da 11 milyar insan yapar. Dünya nüfusu 7 milyarın altında. Dünya depolarında bekleyen tarım ürünleri aç insanları fazlasıyla doyuracak miktarda. Dünyadaki açlığın nedeni tarımsal üretimin yetersizliği değil, üretilenin adil dağıtılamaması sorunu. Dünyadaki hububat ticareti üç-dört ABD şirketinin elinde, GDO üretimi de dört-beş şirketin elinde. Bunlardan sadece ABD’li Monsanto GDO piyasasının yüzde 95’ine hakim.</p>
<p>Kaynak : Radikal 2- 13 Ağustos 2010</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/yunanistanda-ciftciler-6-yerde-yollari-kesti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yunanistan&#8217;da çiftçiler 6 yerde yolları kesti'>Yunanistan&#8217;da çiftçiler 6 yerde yolları kesti</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/gocerler-yayla-yollarina-dustu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Göçerler yayla yollarına düştü'>Göçerler yayla yollarına düştü</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/yunan-ciftcileri-yollari-kesti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yunan çiftçileri yolları kesti'>Yunan çiftçileri yolları kesti</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/gdodan-kurtulus-yollari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel iklim değişiklikleri üzüm üretimini olumsuz etkiliyor</title>
		<link>http://www.karasaban.net/kuresel-iklim-degisiklikleri-uzum-uretimini-olumsuz-etkiliyor/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/kuresel-iklim-degisiklikleri-uzum-uretimini-olumsuz-etkiliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 08:54:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Adnan Cobanoglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Çobanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Üzüm]]></category>
		<category><![CDATA[bağlıca]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[tırazlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10583</guid>
		<description><![CDATA[Salamuralık asma yaprağı kasalayanlar
Röportaj: Adnan Çobanoğlu-Sofralık yaş üzüm sezonu yeni açıldı, Türkiye’nin en fazla sofralık yaş üzüm üretimini gerçekleştirin ilçelerden birisi olan Sarıgöl ilçesinin köylerini dolaşıp üzüm üreticilerin sorunlarını dinledik. Onlarda sorularımızı yanıtladı. Bölgeyi dolaşırken bağların bir çoğunun üzerinde köylülerin  “kanefçe”  adını verdiği, 5-6 yıl önce sadece üzüm hasadını Eylül-Ekim aylarına yapmak ve [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/ispartada-dolu-yagisi-kiraz-ureticilerini-olumsuz-etkiledi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Isparta&#8217;da dolu yağışı, kiraz üreticilerini olumsuz etkiledi'>Isparta&#8217;da dolu yağışı, kiraz üreticilerini olumsuz etkiledi</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/met-office-onemli-bir-tarim-ulkesi-olan-turkiye-iklim-degisikliginden-cok-etkilenecek/' rel='bookmark' title='Permanent Link: MET Office &#8220;Önemli bir tarım ülkesi olan  Türkiye iklim değişikliğinden çok etkilenecek&#8221;'>MET Office &#8220;Önemli bir tarım ülkesi olan  Türkiye iklim değişikliğinden çok etkilenecek&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/manda-sayisinin-hizla-azalmasi-kaymak-uretimini-zora-soktu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Manda sayısının hızla azalması kaymak üretimini zora soktu'>Manda sayısının hızla azalması kaymak üretimini zora soktu</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_10584" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/yaparakkasa.jpg"><img class="size-medium wp-image-10584" title="yaparakkasa" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/yaparakkasa-300x221.jpg" alt="" width="300" height="221" /></a><p class="wp-caption-text">Salamuralık asma yaprağı kasalayanlar</p></div>
<p><!-- 		@page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --><strong>Röportaj: Adnan Çobanoğlu-</strong>Sofralık yaş üzüm sezonu yeni açıldı, Türkiye’nin en fazla sofralık yaş üzüm üretimini gerçekleştirin ilçelerden birisi olan Sarıgöl ilçesinin köylerini dolaşıp üzüm üreticilerin sorunlarını dinledik. Onlarda sorularımızı yanıtladı. Bölgeyi dolaşırken bağların bir çoğunun üzerinde köylülerin  “kanefçe”  adını verdiği, 5-6 yıl önce sadece üzüm hasadını Eylül-Ekim aylarına yapmak ve daha iyi paraya satmak  isteyenlerin örttüğü naylon örtünün örtülü olduğunu gördük.Bu yıl çok erken örtmeye başlamışlardı.Bunun nedenini sorduk.</p>
<p>Bizim köyleri dolaşmamızdan iki gün önce bölgeleye köylülerin deyimiyle “ceviz büyüklüğünde” dolu yağmıştı.Köylerde röportaj yaptığımız üreticilerin bazıları isimlerini vermek istemediler. “Mimlenip sorun yaşamak istemediklerini” belirttiler. Hatta çoğu kez en fazla konuşan onlar oldu. İsimlerini vermeseler de belli ki sıkıntıları çok ve diğer üreticilerle aynıydı. Biz de onların bu tercihlerini saygı göstererek sadece isimlerini verenlerle yaptığımız söyleşiyi aktarıyoruz.</p>
<div id="attachment_10585" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/tirazlarkoyu.jpg"><img class="size-medium wp-image-10585" title="tirazlarkoyu" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/tirazlarkoyu-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Tırazlar Köyü kahvesinde</p></div>
<p><strong> Adnan Çobanoğlu</strong>:Köye gelirken yolda  üstü örtülü bağlar gördük,bağları neden örtüyorsunuz?</p>
<p><strong>Süleyman Zengin</strong> <strong>(Bağlıca Köyü).</strong>Üzümlerimizi korumak için örtüyoruz.Eskiden üzümleri bekletmek,ovada üzüm azalınca daha iyi fiyata satmak için örterdik,şimdi ise ürünümüzü korumak için örtüyoruz, yağmurun ne zaman yağacağı belli olmuyor iklim değişti.Ürünümüzü korumazsak bozuluyor,belki yarın mahsulümüze müşteri çıkacak satacağız ve üzümler kesilecek  ama biz masraf yapıp gene de örtüyoruz, malımızı korumaya çalışıyoruz.İlk zamanlar bir yıllık mumsuz kanefçe (naylon örtüye köylülerin verdiği ad) kullanıyorduk, onlarda yağmuru aşağıya sızdırıyor,şimdi daha pahalı olan 2 yıllık mumlu kanefçeleri kullanıyoruz.</p>
<p><strong> Sebahattin Cengiz (Bağlıca köyü):</strong>Yağmurlar bu yıl erken geldi.Geçen yıl üzümlerimiz yağmurdan çok zarar gördü.Eskiden yağmur yağdı mı salkımlar pırıl pırıl olurdu.Şimdi yağmur yağdı mı çatlama ve çürüme yapıyor.şarap fabrikaları bile üzümümüzü zor alıyor.</p>
<p><strong>A.Ç:</strong>Son yıllarda yağan yağmurlar mı sebep bu bozulmalara?</p>
<p><strong>Nuri Açıkgöz(Bağlıca Köyü):</strong> Eşme de siyanürle altın arama sürüyor,atmosferi büyük ihtimal o etkiliyor biz ondan şüpheleniyoruz.</p>
<p><strong>S.Cengiz: K</strong>orkarım bir gün olacak mahsül alamayacağız.</p>
<p><strong>A.Ç</strong> : Şüphelenmenizin belirtileri ne?</p>
<p><strong>N.Açıkgöz:</strong> Maden faaliyete geçmeden önce yağmur yağdı mı üzümlerimiz cam gibi parlak olurdu.Şimdi ise yağan yağmurlardan sonra yaprakların üzerinde toprak tortu oluşuyor. Ve üzüm salkımları birden buruşup dökülüyor.Soruyoruz başka bölgelerde yağmur yağdığında bu belirtiler yok</p>
<p><strong>A.Ç:</strong>Üzümler örtü altında pişmiyor mu?veya hastalanmıyor mu?</p>
<p><strong>S.Cengiz:</strong> İlk zamanlar tekniği bilmiyorduk,dediğiniz sorunlar çıktı.Şimdi direklerin üzerine 70-75 cm yukarıya kalkacak şekilde yarım ay şeklinde demir kasnak kaynatıyoruz, örtüyü onun üzerine çekiyoruz,arada boşluk olunda hava sirkülasyonunu sağlıyor,dediğiniz sorunlar olmuyor.</p>
<p><strong>A.Ç</strong>.:.  Peki bağları örtü altına almanın size maliyeti ne?</p>
<p><strong>S.Cengiz: </strong>Kilo başına 150-200 krş arası maliyet biniyor.</p>
<p><strong>A.Ç</strong>:Birkaç gün önce dolu yağdı,sizin buralarda zarara yol açtı mı?</p>
<p><strong>Süleyman Zengin (Bağlıca Köyü):</strong> Dolu zararı buralarda yok ama komşu köylerde var.Çanakçı,Ahmetağa ,Tırazlar v.b köylerde dolu zarar verdi.Zaten don yüzünden rekolte düşüktü.</p>
<p><strong>A.Ç:</strong> Peki köklü bir çözüm için talepte bulunmuyormusunuz? Kışladağ madeninin etkisinin araştırılması,Yağmur suyunun tahlili v.b. talep ve girişimleriniz olmadı mı?</p>
<p><strong>Hüseyin Zengin</strong> <strong>(Bağlıca Köyü):</strong>Ben üzüm üreticileri sendikası (Üzüm-Sen) YK üyesiyim, bundan 4 yıl önce yağmurdan sonra üzümlerin ilk bozulması başladığında sendika olarak basın açıklaması yaptık,Tarım ve Köy işleri Bakanlığına,İl ve ilçe Tarım’a dilekçe yazdık,  Kışladağ altın madeninin etkilerinin araştırılmasını istedik,O zaman Manisa Milletvekili olan Hasan Ören’e  TBMM sinde sunması için soru önergesi hazırlayıverdik,O da soru önergesini Tarım ve Köyişleri Bakanı’na  verdi, gelen yanıt “yağmurlar nedeniyle üzümler bozulmuştur” oldu, o gündür bu gündür ne hükümet nede bakanlık köklü bir araştırma yapmadı.</p>
<p><strong>N.Açıkgöz :</strong> çiftçi örgütlenmesi önemli yeterli örgütlenme olmayınca çözüm de olmuyor.devletin tarım politikası yanlış, küçük çiftçileri destekleyecek tarım politikaları olmalı.</p>
<p><strong>A.Ç</strong>:Üzüm fiyatları tatminkar mı?</p>
<p><strong>Mehmet Cengiz (Bağlıca Köyü)</strong>. Şimdilik yaş üzüm fiyatları iyi .ama sezon henüz başlıyor,geçen yıl yarısı şaraplık oldu.Kuru üzüm fiyatlarına gelince;geçen yıl kuru üzümün kilosu 2.9 liradan 2 liraya kadar düştü,şimdi 2.6 liradan satılıyor,4-4,5  kilo yaş üzümden 1 kg kuru üzüm çıkıyor yaş satamadık mı çok zarar ediyoruz.</p>
<p><strong>A.Ç:</strong>Bağların tarım sigortası var mı?</p>
<div id="attachment_10586" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><strong> </strong><strong><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/naylonortualtindabaglar.jpg"><img class="size-medium wp-image-10586" title="naylonortualtindabaglar" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/naylonortualtindabaglar-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></strong><p class="wp-caption-text">Üzümler zamansız yağan yağmura karşı örtülmüş</p></div>
<p><strong>S.Cengiz:</strong>94 den bu yana sigortalıyım.Önceden sigorta şirketlerine %4-5 prim ödüyorduk,şimdi TARSİM çıktı sözde yarısını devlet ödüyor,prim %9 a çıktı.Ha hasan kel, ha kel hasan.Sigorta eksperleri de yeterli hasar tespiti yapmıyor, bizde prim ödediğimizle kalıyoruz.</p>
<p><strong>A.Ç: </strong>Eskiden  yaprak alımı Haziran ayında bitiyordu, köyün içinde  hala yaprak alımı yapıldığını gördük size bu alımların faydası oluyor mu?</p>
<p><strong>H.Zengin</strong>: Olmaz mı..Günlük harçlığımızı oradan çıkartıyoruz.Köylü ailecek yaprak topluyor,salamura yapanlara peşin para satıyor, nakit ihtiyacını bu şekilde karşılamaya çalışıyor.</p>
<p>Bağlıca köylüleriyle vedalaşıp dolu zararının en fazla etkilediği söylenen Tırazlar köyüne doğru yola çıkıyoruz.Köy kahvesinde bir masaya oturuyoruz masamızda köyden Mehmet Çopran,Mehmet çetinkaya,Mehmet Ali Sarıhan ve ismini vermek istemeyen birkaç  köylü var.</p>
<p><strong>A.Ç: </strong>Dolu yağması köyünüzde ne kadar alanı etkiledi</p>
<p><strong>Mehmet Çopran(Tırazlar köyü):</strong> Zarar 2000-2500 dönüm arazide var.Bir kısım köylü bağındaki zararı görüp morali bozulmasın diye bağına bile gitmedi. 1.Dolu da hasar büyüktü,(bu yıl Üç kez dolu yağmış) taneler gelişmedi, son yağışta köyümüze dökme buz büyüklüğünde dolu dalgalı bir şekilde yağdı. Dolu bağları örtü olmadan yakaladı.</p>
<p><strong>A.Ç</strong>: Örtüleri ne zaman örtüyorsunuz?</p>
<p><strong>M.Çopran: </strong>Bağları birkaç yıl önce en erken Ağustos’un 20-25 i gibi örtü altına alıyorduk.İlçe tarım Ağustos’un 13’nden önce bağlar örtülmesin diyordu.Çünkü erken örtmek pirnoz , külleme, mavi küf gibi hastalıklar yapıyor.O nedenle örtmedik ama bu sefer de dolu zararı oldu.Biz malımızı korumak için örtü yapıyoruz, örtsek bir türlü örtmesek bir türlü. Malımızı yağmurdan korumak için örtü yapıyoruz bu seferde hastalıktan koruyamıyoruz.İlaç atmak zorunda kalıyoruz.</p>
<p><strong>A.Ç:</strong> Ne kadar ilaç kullanıyorsunuz?</p>
<p><strong>Mehmet Ali Sarıhan (Tırazlar köyü): </strong>Ben yarısı kendimin, yarısını da ortakçı olarak 80 dönüm bağ bakıyorum. Geçen yıl 14.600 TL ilaç parası verdim. geçen yıl bu yıla göre kalite daha iyiydi.Geçen yılda  üzümde çatlama vardı ama bu sene daha fazla.Belirli ilaçları bulamıyoruz15 TL lik ilaçlar 25 TL oldu, karaborsaya düştü.</p>
<p><strong>A.Ç</strong>: Peki bağları örtü altına almanın size maliyeti ne?</p>
<p><strong>M.A.Sarıhan:</strong> 500 metre örtü 400 TL 10 dönüm yeri 10 kişi örtüyor,yöğmiye 40-50 TL arası.İşçi bulmakta da zorlanıyoruz.kilo da 200Tl ye yakın masraf biniyor.Örtüleme 4-5 yıldır var Yağmur yağdı mı üzümler buruşuyor, eskiden yağmur yağdı mı üzümler pırıl pırıl cam gibi oluyordu.Çulları çaresizlikten çekiyoruz.Tek derdimiz malımızı korumak bekletip pahalı satmak için örtüleme yapmıyoruz.</p>
<p><strong>A.Ç</strong>:Üzümleri sigortalatmıyor musunuz?</p>
<p><strong>Mehmet Çetinkaya(Tırazlar köyü):</strong> TARSİM’in bize faydası yok.Çoğumuzda da sigorta yok zaten.Sigortası olanlarda da ödemede sıkıntı oluyor.Sigorta elemanları konularında uzman değil.Bir bağdan ne kadar üzüm alınabileceğini bile bilmiyorlar.</p>
<p><strong>A.Ç:</strong> Rekolte nasıl?</p>
<p><strong>M.Çetinkaya: </strong>Rekolte düşük.sadece Sarıgöl Tırazlar arasındaki bir bölgede doğuş iyiydi, ama orada da asmalar üzümü besleyemedi o nedenle orada da kalite düşük.Doğuşun düşük olduğu bölgelerde üzüm kalitesi iyiydi,yağmur ve dolu orada da kaliteyi düşürdü.</p>
<p>İlçe Tarım da, ziraat odası da sorunlarımızla ilgilenmiyor. Koca yaz geçti gelen giden yok. Gelip de zarar tespiti yapmadılar. Ne yapacağımıza şaşırmış durumdayız.</p>
<p><strong>08 Ağustos 2010</strong></p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/ispartada-dolu-yagisi-kiraz-ureticilerini-olumsuz-etkiledi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Isparta&#8217;da dolu yağışı, kiraz üreticilerini olumsuz etkiledi'>Isparta&#8217;da dolu yağışı, kiraz üreticilerini olumsuz etkiledi</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/met-office-onemli-bir-tarim-ulkesi-olan-turkiye-iklim-degisikliginden-cok-etkilenecek/' rel='bookmark' title='Permanent Link: MET Office &#8220;Önemli bir tarım ülkesi olan  Türkiye iklim değişikliğinden çok etkilenecek&#8221;'>MET Office &#8220;Önemli bir tarım ülkesi olan  Türkiye iklim değişikliğinden çok etkilenecek&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/manda-sayisinin-hizla-azalmasi-kaymak-uretimini-zora-soktu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Manda sayısının hızla azalması kaymak üretimini zora soktu'>Manda sayısının hızla azalması kaymak üretimini zora soktu</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/kuresel-iklim-degisiklikleri-uzum-uretimini-olumsuz-etkiliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir kırsal kalkın(ama)ma örneği : Bağlıca Köyü</title>
		<link>http://www.karasaban.net/bir-kirsal-kalkinamama-ornegi-baglica-koyu/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/bir-kirsal-kalkinamama-ornegi-baglica-koyu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 10:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Çobanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa zengin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10533</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: Adnan Çobanoğlu
Bu öykü 5-6 yıl kadar önce AB’nin “Kırsal Kalkınma” projelerinden yararlanmak ve “AB Fonları”ndan destek almak için başladı. Sarıgöl Kaymakamı önderliğinde köylülerle toplantılar yapıldı “Tarımsal Kalkınma Kooperatifi kurarlarsa devletin büyük baş hayvan ve ahırlar için parasal destek vereceği, böylelikle köylülerin bağcılığın yanı sıra ek olarak gelir elde  edeceği v.b” anlatıldı uzun uzun. Köylüler [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/yemden-sute-50-kalemde-destek-kalkiyor%e2%80%a6/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yemden süte 50 kalemde destek kalkıyor…'>Yemden süte 50 kalemde destek kalkıyor…</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/ekmege-zam-bahanesi-kalkiyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ekmeğe zam bahanesi kalkıyor'>Ekmeğe zam bahanesi kalkıyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tutunculukten-zeytincilige-gecis-akhisar-manisa-ornegibulent-guner/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tütüncülükten Zeytinciliğe Geçiş: Akhisar (Manisa) Örneği/Bülent GÜNER*'>Tütüncülükten Zeytinciliğe Geçiş: Akhisar (Manisa) Örneği/Bülent GÜNER*</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/Bağlıca2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10534" title="Bağlıca2" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/Bağlıca2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Röportaj: Adnan Çobanoğlu</strong></p>
<p>Bu öykü 5-6 yıl kadar önce AB’nin “Kırsal Kalkınma” projelerinden yararlanmak ve “AB Fonları”ndan destek almak için başladı. Sarıgöl Kaymakamı önderliğinde köylülerle toplantılar yapıldı “Tarımsal Kalkınma Kooperatifi kurarlarsa devletin büyük baş hayvan ve ahırlar için parasal destek vereceği, böylelikle köylülerin bağcılığın yanı sıra ek olarak gelir elde  edeceği v.b” anlatıldı uzun uzun. Köylüler için yeni bir umut doğmuştu, Köy çekirdeksiz sofralık üzüm üreticiliği yapıyordu. Ve o yörenin en verimli bağlarına sahip oldukları söylenebilirdi.Köylülerin gelir durumuna bakıldığında çevre köylere göre “zengin” sayılabilirdi.Kaymakamlık ta belkide o nedenle o köyü öncelikli olarak seçmişti. Köylüler hayvanlarını koruyacakları binaları yaparken maddi olarak fazla zorlanmazlar,devletin vereceği 6 ineğin yanına kendi paraları ile de inek alabilirler, ekonomik olarak da uzun süre dayanabilirlerdi, yoksul köylerde bu girişimi başlatsalar baştan başarısız olma ihtimali yüksekti. Bu nedenle yöneticiler, tercihlerini geliri nispeten daha iyi bir köyde yaptılar ki, hanesine başarılı bir iş olarak yazılabilirsin.</p>
<p>Köylüler açısından da teklif cazipti, devlet İMF ve Dünya Bankası ile yapmış olduğu <a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/baglica.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10812" title="baglica" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/baglica-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>anlaşmalar gereği destekleme alımlarından ve taban fiyat uygulamalarından vazgeçmiş, tüccarın karşısında üreticileri yalnız bırakmış, kuru ve yaş üzüm fiyatları dibe vurmaya başlamış, üreticiler çektiği krediyi ödeyemez hale gelmeye başlamıştı. Hepsi alternatif ürün ve kredi  arayışı  içine girmişti. Devletin resmi temsilcilerinin yaptığı bu teklif onlarında çaresizliğine çare olabilirdi. Köy tekrar “zengin köy” imajına dönebilirdi.</p>
<p>70 kişinin üye olduğu bir kooperatif kurdular, ancak bunlardan 20 tanesi tesis yapmadı ve devletin temin ettiği ineklerden de almadı; 50 kişi hem tesis kurdu hem de devletin verdiği 6 ineği aldılar, ayrıca başka inekler alanda oldu.</p>
<p>Bir kooperatif binası yaptılar,açılışını da Bülent Arınç yaptı.Bülent Arınç açılışı yapmakla kalmadı açılışta”<strong> &#8220;Çiftçiyi öldürdünüz. Alaşehir Suma Fabrikası&#8217;nı sattınız. Üzümün kilosu 40 Ykr&#8217;tan sattık</strong>.” diyen 70 yaşındaki köylüye <strong>&#8220;Sağdan soldan laf atarsanız, hem kötü niyetli hem saygısız</strong> <strong>olursunuz.&#8221;,&#8221;Bir meclis başkanı konuşurken böyle terbiyesizlik olmaz&#8221;</strong> diyerek azarladı.</p>
<p>Peki bu gün köyün durumu ne alemde? Gelin onu da umutla bu işe sarılanlardan birinden dinleyelim:</p>
<p><strong> Adnan Çobanoğlu</strong>: İnek yetiştirme işine girerken ne kadar para harcadın ve bunun ne kadarını devlet verdi?</p>
<p><strong> Mustafa Zengin</strong>:   İneklerin barınacağı tesise 2006 yılında 50.000 TL civarında para harcadım.Bunun 30.000TL sini devlet 5 yıl ödemesiz kredi olarak verdi.</p>
<p><strong> A.Ç</strong>: Projeyi  tek başına mı hazırladın?</p>
<p><strong> M.Zengin :</strong> Kaymakamlığın desteğiyle kooperatif kurduk.Kooperatif bütün köy için proje hazırladı. Kurulan kooperatifin 70 üyesi vardı, ama 50 tanesi tesis kurup süt inekçiliğine başladı. Tesis başına 6 inek verildi. Köye verilen inek sayısı toplam 300 tane. Tesisle birlikte 30.000TL civarında 5 yıl ödemesiz kredi verildi. Yani köye toplamda 1500.000 TL civarında kredi verildi.</p>
<p><strong> A.Ç</strong>.Kredilerinizi geri ödediniz mi?</p>
<p><strong> M.Zengin</strong>: Kredilerin ödemesi 2010 yılında başlayacaktı. Yeniden yapılandırdık. Kredi ödemesini bir yıl erteledik. Altı inekten fazlasını herkes kendi parasıyla aldı. Benim otuz ineğim vardı şimdi hiç yok.</p>
<p><strong> A.Ç</strong>.:Yemleri nereden sağlıyordunuz?</p>
<p><strong> M.Zengin</strong>: Yer kiralayıp slajlık mısır diktik ama satın almak daha ucuza geldiğinden sonra vazgeçtik. Bağ söküp slajlık mısır dikenler oldu.</p>
<p><strong> A.Ç</strong>.: Para kazandınız mı?</p>
<p><strong> M.Zengin</strong>: İlk yıllar işler iyiydi. Sattığımız süt hayvanların giderini fazlasıyla karşılıyordu. Doğan buzağılarda bizim kârımız oluyordu. 2007 yılında süt fiyatları iyiydi. Litresi 65-70 krş dan süt satıyorduk. 2008&#8242; den itibaren süt fiyatları birden düştü, 40 krş civarı oldu. Yem fiyatları yükseldi. Sattığımız süt  hayvanların masrafını karşılamaz oldu. Çiftçilerin 2/3&#8242;ü hayvanlarını sattı. Çünkü zarar etmeye başladı. Hayvan yetiştiriciliğine devam etse elindeki mal varlığının tümünü kaybedecekti. Benim 60-70 büyük baş hayvanlık tesisim var atıl olarak bomboş duruyor. Köydeki bir çok tesisin durumu böyle.</p>
<p><strong> A.Ç :</strong>Peki<strong> </strong>Borçlarınızı ödeyebiliyor musunuz?</p>
<p><strong> M.Zengin</strong>: 2011 yılına ertelettiğimiz borç ödemelerini bu köylü nasıl öder bilmiyorum. Asıl sıkıntı o zaman başlayacak. Borçlarımızı ödeyebilirsek binbir hevesle yaptığımız tesisleri yıkacağız.</p>
<p><strong>A.Ç</strong> :Bağlarını söküp slajlık mısır dikenler ne yapıyor?</p>
<p><strong> M.Zengin:</strong> Onlarda sonradan tekrar bağ diktiler. Söktükleri sultaniye çeşidi yerine değişik çeşitler diktiler. Köylü karnını doyurabilmek için arayış içinde.</p>
<p><strong>7 Ağutos 2010</strong></p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/yemden-sute-50-kalemde-destek-kalkiyor%e2%80%a6/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yemden süte 50 kalemde destek kalkıyor…'>Yemden süte 50 kalemde destek kalkıyor…</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/ekmege-zam-bahanesi-kalkiyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Ekmeğe zam bahanesi kalkıyor'>Ekmeğe zam bahanesi kalkıyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tutunculukten-zeytincilige-gecis-akhisar-manisa-ornegibulent-guner/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tütüncülükten Zeytinciliğe Geçiş: Akhisar (Manisa) Örneği/Bülent GÜNER*'>Tütüncülükten Zeytinciliğe Geçiş: Akhisar (Manisa) Örneği/Bülent GÜNER*</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/bir-kirsal-kalkinamama-ornegi-baglica-koyu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yimnos&#8217;un gönüllü sürgünleri</title>
		<link>http://www.karasaban.net/yimnosun-gonullu-surgunleri/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/yimnosun-gonullu-surgunleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 15:01:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Cengiz Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Permakültür]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yimnos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10282</guid>
		<description><![CDATA[ 
Röportaj-Hasan Cengiz Yazar-Yimnos (Çıplak) Adası Ayvalık&#8217;tan 15 kilometre kadar açıkta diğer 22 ufak adadan birisi. Yüzlerce yıldır tarım yapılıyor üzerinde.
Mübadelede önce Yunanistan&#8217;a sonra da Fransa&#8217;ya giden bir Yunanlı Aile burada kuşaklar boyu bağcılık-şarapçılık yapmış ve buranın adıyla bir şarap bile
üretirmiş hâlâ. Bu elektriği, telefonu yolu olmayan bir tek kuyusu dışında da suyu olmayan adada [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/yaren-mustafa-cundada-dort-cift-kaldik/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yaren Mustafa : &#8220;Cunda&#8217;da dört çift kaldık&#8221;'>Yaren Mustafa : &#8220;Cunda&#8217;da dört çift kaldık&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/bm-biyo-yakita-artan-talebin-dunyada-ithal-edilen-gida-urunleri-fiyatinin-artmasina-yol-actigini-bildirdi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: BM, biyo yakıta artan talebin, dünyada ithal edilen gıda ürünleri fiyatının artmasına yol açtığını bildirdi.'>BM, biyo yakıta artan talebin, dünyada ithal edilen gıda ürünleri fiyatının artmasına yol açtığını bildirdi.</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/mesaj-ve-tirmanis/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mesaj ve tırmanış'>Mesaj ve tırmanış</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Röportaj-Hasan Cengiz Yazar-</strong>Yimnos (Çıplak) Adası Ayvalık&#8217;tan 15 kilometre kadar açıkta diğer 22 ufak adadan birisi. Yüzlerce yıldır tarım yapılıyor üzerinde.</p>
<p>Mübadelede önce Yunanistan&#8217;a sonra da Fransa&#8217;ya giden bir Yunanlı Aile burada kuşaklar boyu bağcılık-şarapçılık yapmış ve buranın adıyla bir şarap bile</p>
<p>üretirmiş hâlâ. Bu elektriği, telefonu yolu olmayan bir tek kuyusu dışında da suyu olmayan adada sürüleriyle birlikte birkaç çoban, ağaç diken bir meraklı,</p>
<p>turistlere köfte satan bir açıkgöz esnaf ve bir de Parlak Mustafa ve Eşi Sakine Teyze yaşıyor.  Adaya ulaşmak için tek yol tekne. Uygun bir iskelesi filan da yok. Baştankara yapmak durumundasınız.  Adaya uzaktan baktığınızda incir ağaçları ve birkaç asmanın yeşilliği dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>-Adınız ?</strong></p>
<p>-Mustafa</p>
<p><strong>-Ne zamandan beridir buradasınız ?</strong></p>
<p>-Biz 1938&#8242;de geldik. Dersim sürgünü olarak önce Havran&#8217;ın İnönü Köyündeydik. 1947&#8242;de dediler “sizin köyler serbest gidebilirsiniz”. Gittik biz kaldık Ovacık&#8217;ın köylerinde.  Dediler ki siz “Çemişgezek&#8217;e gideceksiniz”. Gittik Çemişgezek&#8217;e orası çok sıcak.  “Biz dayanamayız” dedik. Ordan döndük geldik buraya Edremit&#8217;e. Daha sonra iskan memuru dedi “sizi Alibey Adası&#8217;na vereceğiz” daha önce gelip burda durmak istemeyen bazı ailelerin yerlerini verdiler bize.</p>
<p><strong>-Tarımla uğraşıyorsunuz?</strong></p>
<p>-Tarımla, mesleğimiz bu.</p>
<p><strong>-Araziniz ne kadar ?</strong></p>
<p>- Beş dönüm kadar.</p>
<p><strong>-Neler ekip biçiyorsunuz?</strong></p>
<p>-Yazlık ekiyoruz. Burda buğday olmaz çobanlar var, koyunları var. Bırakmaz ki? Sürülerle koyun var.  Kavun ekiyoruz, domates ekiyoruz, karpuz ektik bu sene olmadı. Az bişey bamya, mısır. Börülce ektik biraz da tavşanlar var bırakmıyorlar. Hususi bahçe tellerinden aldım, burdan da giriyor yavru olarak . Tilki getireyim dedim ama tilki bu sefer tavukları da yiyecek.</p>
<p><strong>-Para kazanıyor musunuz çiftçilikten?</strong></p>
<p>-Ne kazanalım karnımızı doyuruyoruz.</p>
<div id="attachment_10489" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/img_0128.jpg"><img class="size-medium wp-image-10489" title="img_0128" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/img_0128-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Yimnos&#39;da atlar</p></div>
<p><strong>-Hayvanınız var mı?</strong></p>
<p>-Tavuklar, iki tane beygir var, süt vermeyen bir de keçimiz var. Biraz önce radyoda dinledim devlet faizsiz kredi veriyormuş.</p>
<p>Sakine Teyze- Aman aman onların kredisini istemeyiz tarlamızı elimizden alırlar.</p>
<p><strong>-Yetiştirdiğiniz sebze-meyveyi kime satıyorsunuz?</strong></p>
<p>-Cunda&#8217;da lokantalar var onlara satıyorum.</p>
<div id="attachment_10492" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/parlakmustafa.jpg"><img class="size-medium wp-image-10492" title="parlakmustafa" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/parlakmustafa-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Parlak Mustafa</p></div>
<p><strong>-Cunda&#8217;yı biliyosunuz millet elindeki tarlaları evleri sattı</strong></p>
<p>-Sattılar zebil oldular. Kim sattuysa bitti.   Burada da adanın (Yimnos) önemli bölümü satıldı gitti.</p>
<p><strong>-Gübre ne kullanıyorsunuz?</strong></p>
<p>-Hayvanların gübresini</p>
<p><strong>-Suluyor  musunuz?</strong></p>
<p>-Su kendimize kadar sebzeler, kavunlar susuz yetişiyor.</p>
<div id="attachment_10493" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/sakine.jpg"><img class="size-medium wp-image-10493" title="sakine" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/sakine-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Sakine Teyze</p></div>
<p><strong>-İlaç kullanıyor musunuz?</strong></p>
<p>-Bu yıl maraz vurdu börülceleri, domatesleri bir ilaç aldım attım daha ç</p>
<p>ok sinek oldu. Şöyle ufak ufak yeşil yeşil bitler hepsini kuruttu.</p>
<p><strong>-Tarlanızı neyle işliyorsunuz</strong><strong> ?</strong></p>
<p>-Beygirler var ya.</p>
<p><strong>-Kendi tohumunuzu mu kullanıyor sunuz?</strong></p>
<p>-Kendi tohumum. Bir yıl hıyar tohumu almıştım. Yetişenlerden tohumluk ayırdım ektim bitmedi. Ondan sonra hep kendi tohumumu kullanıyorum, şaşmam.</p>
<div id="attachment_10494" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/yimnos.jpg"><img class="size-medium wp-image-10494" title="yimnos" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/yimnos-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Yimnos</p></div>
<p><strong>-Maraz neden oldu?</strong></p>
<p>-Sıcaktan, önce  yağmur yağdı çok sıcak olunca da maraz vurdu.</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Parl</strong><strong>ak Mustafa&#8217;yla tarlayı geziyoruz. Bu yıl zararda Parlak Mustafa. Kavunları, domatesleri maraz vurmuş. Bamyalar ve börülceler fena değil. Ama onlar da para kazandırmaz.<br />
</strong></p>
<p><strong>İncirlerin, üz</strong><strong>ümlerin tadına diyecek yok.  Geleni gideni çok</strong></p>
<p><strong>Parlak Mustafa&#8217;nın. Kuyu suyuyla yapılmış çayı içiyoruz. Asmaları gösterip şarap yapıp yapmadığını soruyoruz. “Onunla uğraşılmaz” diyor.</strong></p>
<p><strong>Not: Fotoğraf makinem arızalandı tüm fotoğraflar siyah-beyaz, belki de daha güzel oldu.<br />
</strong></p>
<p><strong>Teşekkür: Teknesiyle Yimnos&#8217;a götürüp getiren sevgili arkadaşım Dr. Bülent Kırmızıoğlu&#8217;na teşekkür ederim-6 Ağustos 2010</strong></p>
<p><strong></p>
<div class="wp-caption alignnone" style="width: 1610px"></strong><strong><img title="Bamyalar" src="http://imagebin.ca/img/hF-RcP.jpg" alt="" width="1600" height="1200" /></strong><p class="wp-caption-text">Bamyalar</p></div>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/yaren-mustafa-cundada-dort-cift-kaldik/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yaren Mustafa : &#8220;Cunda&#8217;da dört çift kaldık&#8221;'>Yaren Mustafa : &#8220;Cunda&#8217;da dört çift kaldık&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/bm-biyo-yakita-artan-talebin-dunyada-ithal-edilen-gida-urunleri-fiyatinin-artmasina-yol-actigini-bildirdi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: BM, biyo yakıta artan talebin, dünyada ithal edilen gıda ürünleri fiyatının artmasına yol açtığını bildirdi.'>BM, biyo yakıta artan talebin, dünyada ithal edilen gıda ürünleri fiyatının artmasına yol açtığını bildirdi.</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/mesaj-ve-tirmanis/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mesaj ve tırmanış'>Mesaj ve tırmanış</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/yimnosun-gonullu-surgunleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hacı Hüseyin : &#8220;İnsanlar yesin, hayvanlar yesin ne güzel&#8221;</title>
		<link>http://www.karasaban.net/haci-huseyin-insanlar-yesin-hayvanlar-yesin-ne-guzel/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/haci-huseyin-insanlar-yesin-hayvanlar-yesin-ne-guzel/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 10:38:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Cengiz Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bergama]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Cengiz Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[kozak]]></category>
		<category><![CDATA[Permakültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=10198</guid>
		<description><![CDATA[Röportaj: Hasan Cengiz Yazar-Bergama-Ayvalık arasında bir dağ Kozak Dağı.
Şimdilerde siyanürlü altınla, Alionoi&#8217;deki baraj konusuyla gündemde. Çam fıstığı, çekirdekli üzüm, bal, mera hayvancılığı ve tabii kereste geçim kaynakları.
Bu yıl dolu vurmuş bir de hava koşulları  meyvecilikten  zarar etmişler. Üzümlerin de olgunlaşması gecikmiş. Her zaman olduğu gibi çam fıstığı kurtarmış kilosu 60 lira.
Yolda ahlatlara aşı [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/disaridan-et-ve-sut-urunleri-almak-buyuk-bir-ayiptir-huseyin-sinasi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Dışarıdan et ve süt ürünleri almak büyük bir ayıptır/ Hüseyin Şinasi'>Dışarıdan et ve süt ürünleri almak büyük bir ayıptır/ Hüseyin Şinasi</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/monsantonun-haitiye-zehirli-armagani-huseyin-bas/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Monsanto&#8217;nun Haiti&#8217;ye &#8220;Zehirli Armağanı&#8221;/ Hüseyin BAŞ'>Monsanto&#8217;nun Haiti&#8217;ye &#8220;Zehirli Armağanı&#8221;/ Hüseyin BAŞ</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/hacihuseyin.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10481" title="hacihuseyin" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/hacihuseyin-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Röportaj: Hasan Cengiz Yazar-</strong>Bergama-Ayvalık arasında bir dağ Kozak Dağı.</p>
<p>Şimdilerde siyanürlü altınla, Alionoi&#8217;deki baraj konusuyla gündemde. Çam fıstığı, çekirdekli üzüm, bal, mera hayvancılığı ve tabii kereste geçim kaynakları.</p>
<p>Bu yıl dolu vurmuş bir de hava koşulları  meyvecilikten  zarar etmişler. Üzümlerin de olgunlaşması gecikmiş. Her zaman olduğu gibi çam fıstığı kurtarmış kilosu 60 lira.</p>
<p>Yolda ahlatlara aşı yapan yaşlı bir adamla karşılaşıyoruz. Otostop yapıyor. Arabaya alıyoruz Bergama&#8217;ya kadar.</p>
<p><strong>-Adın ne amca?</strong></p>
<p>-Hacı Hüseyin</p>
<p><strong>-Geçimini nereden sağlıyorsun ?</strong></p>
<p>-Emekliyim. SSK dan Bergama harabelerini kazan Alman ekibin yanında işçi olarak çalışıyordum oradan. Allah bereket versin. Hanım da emekli benim yetiyor artıyor bile. Çocuklara bile yardımcı oluyoruz üst baş alıyoruz.</p>
<p>Bergama Tırmanlar köyündenim. 1971 de Bergama&#8217;ya geldik çocuklar burada evlendi. 5 çocuk 3 kız iki oğlan.</p>
<p><strong>-Ne yapıyorsun buralarda?</strong></p>
<p>-Hayrına aşı yapıyorum</p>
<p><strong>-Nasıl yani senin bundan bir çıkarın yok mu?</strong></p>
<p>-Hayrına dedik ya</p>
<p><strong>-Ya armutlar?</strong></p>
<p>-İnsanlar yesin, hayvanlar yesin ne güzel. Alıp satsınlar. Ama satmayıp da çöpe atıyorlar artanını ona üzülürüm.</p>
<p><strong>-Nasıl  yapılır aşı ?</strong></p>
<p>- Sabahleyin erken çıkarsın, sabah serinliğinde, deli alfatı önce budarsın. Tepesini kesersin kalem aşıları sivriltirsin bıçaklan deler aşıları tepeden sokarsın sığır tezeğiyle sıvarsın ondan sonra da naylonla güzelce sararsın.</p>
<p>Biz hayır için aşılıyoruz yesinler, hatta toplamış satmış ona da bişey demem hayır için aşılıyoruz biz. Benim tarlam değil, bağım değil, meram değil, bayırım değil.  Kim yerse yesin kim toplarsa toplasın. Beş seneden beridir 300 tane aşıladım tek başıma. Ayrıca bakımını yapıyorum. Bakımını yapmazsan olmaz. Bu sene baktın tutmadı değil mi? Tepesini kese gene vurarsın. Arada gelip piçlerini ayıklarsın. Budarsın.  Hayvan gübresi atarsın.  Bu 300 dediğim sırf benim bir sene bir arkadaşlan berber 300 tane aşıladık o ayrı.-<strong>3 Ağustos 2010</strong></p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/disaridan-et-ve-sut-urunleri-almak-buyuk-bir-ayiptir-huseyin-sinasi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Dışarıdan et ve süt ürünleri almak büyük bir ayıptır/ Hüseyin Şinasi'>Dışarıdan et ve süt ürünleri almak büyük bir ayıptır/ Hüseyin Şinasi</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/monsantonun-haitiye-zehirli-armagani-huseyin-bas/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Monsanto&#8217;nun Haiti&#8217;ye &#8220;Zehirli Armağanı&#8221;/ Hüseyin BAŞ'>Monsanto&#8217;nun Haiti&#8217;ye &#8220;Zehirli Armağanı&#8221;/ Hüseyin BAŞ</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/haci-huseyin-insanlar-yesin-hayvanlar-yesin-ne-guzel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaren Mustafa : &#8220;Cunda&#8217;da dört çift kaldık&#8221;</title>
		<link>http://www.karasaban.net/yaren-mustafa-cundada-dort-cift-kaldik/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/yaren-mustafa-cundada-dort-cift-kaldik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 14:03:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Cengiz Yazar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[özelleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[cunda]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=9917</guid>
		<description><![CDATA[ Röportaj:Hasan Cengiz Yazar-Cunda&#8217;nın nüfusu çoğunluk Girit göçmeni, az sayıda da Dersim (Tunceli) sürgünleri. Şimdilerde “in” oldu ve ada resmen yağmalandı. Sabancı, Koç, Boyner, Komili ve daha niceleri. Adanın bir kısmı Tabiat Parkı, bir kısmı tarihi SİT alanı, bir kısmı da stratejik konumundan dolayı “askeri yasak bölge” işte burada hâlâ (evet hâlâ) çiftçilik yapanlar var.
Nisan [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/yimnosun-gonullu-surgunleri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yimnos&#8217;un gönüllü sürgünleri'>Yimnos&#8217;un gönüllü sürgünleri</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/mustafa-tan-maden-yasasindaki-degisiklikle-sektor-yok-sayiliyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mustafa Tan &#8220;Maden Yasası&#8217;ndaki değişiklikle sektör yok sayılıyor&#8221;'>Mustafa Tan &#8220;Maden Yasası&#8217;ndaki değişiklikle sektör yok sayılıyor&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tutun-ureticilerin-elinde-kaldi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tütün üreticilerin elinde kaldı'>Tütün üreticilerin elinde kaldı</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"> </span></span></span></strong><em>Röportaj:Hasan Cengiz Yazar</em>-<strong>Cunda&#8217;nın nüfusu çoğunluk Girit göçmeni, az sayıda da Dersim (Tunceli) sürgünleri. Şimdilerde “in” oldu ve ada resmen yağmalandı. Sabancı, Koç, Boyner, Komili ve daha niceleri. Adanın bir kısmı Tabi</strong><em><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/yaren1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9918" title="yaren1" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/yaren1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></em><strong>at Parkı, bir kısmı tarihi SİT alanı, bir kısmı da stratejik konumundan dolayı “askeri yasak bölge” işte burada hâlâ (evet hâlâ) çiftçilik yapanlar var.</strong></p>
<p><strong>Nisan ayında bir arkadaşın gen zeytinliğini sürmek için Ayvalık’ta bir çift aramıştık da bulamamıştık. Sonra Cunda&#8217;nın bamyasının, baklasının, börülcesinin, enginarının ve tabii kavun ve karpuzunun izini sürdük. Nihayet Yaren Mustafa’yı bulduk bugün. Yarenlik ettik.</strong></p>
<p><strong>Karasaban-Adınız?</strong></p>
<p>Mustafa- Mustafa Çetintaş</p>
<p><strong>K-Neler ekip biçiyorsunuz?</strong></p>
<p>Mustafa-Kavun, karpuz ekiyorum. Zeytin arası sürüyorum. Atlarım var.</p>
<p><strong>K-Atlarınız var? Adada kaç çift kaldı?</strong></p>
<p>Mustafa-Dört çift at kaldı Cunda’da</p>
<p><strong> </strong></p>
<div id="attachment_9920" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><strong> </strong><strong><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/cundabamya.jpg"><img class="size-medium wp-image-9920" title="Cunda bamya" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/cundabamya-300x225.jpg" alt="Cunda bamya" width="300" height="225" /></a></strong><p class="wp-caption-text">Cunda bamya</p></div>
<p><strong>K-Araziniz ne kadar?</strong></p>
<p>Mustafa- Arazim az, sürme işini daha çok yevmiyeci olarak yapıyorum.</p>
<p><strong>K-Mübadil misiniz?</strong></p>
<p>Mustafa-Evet, Girit mübadiliyim.</p>
<p><strong>K-Muhacir hakkı ne kadar kaldı size?</strong></p>
<p>Mustafa- 35 ağaç kadar. Kavun karpuz ekiyoruz, bizim burda su olmadığından domates, biber, patlıcanı kendimize yetecek kadar ekiyoruz. Ayrıca bamya, börülce, enginar.</p>
<p><strong>K-Hibrit diye birşey var biliyorsunuz ? Nasıl tohum kullanıyorsunuz?</strong></p>
<p>Mustafa-Bizim burda yok öyle şey, kendi tohumumuz var onu kullanıyoruz. Eski tohumları.  Cunda’nın kendi tohumları. Bizim burda kırmızı börülce bir de. Enginar her yıl ekilmez bir defa ekilir 8-10 yıl aynı kökten ürün alınır.</p>
<p><strong>K-Nasıl çiftçilik yapan kaldı mı Cunda’da?</strong></p>
<p>Mustafa-Dedim ya 4 çift kaldık .</p>
<p><strong>K-Geçindiriyor mu peki?</strong></p>
<p>Mustafa-Zor geçindiriyor.</p>
<p><strong>K-Bağkur filan var mı?</strong></p>
<p>Mustafa-Yok. Miraslı mallar var satılırsa hem kendi sigorta borcumu ödeyip emekli olacağım hem de çocuklara birer ev yapacağım.</p>
<p><strong>K-Bamya kaça  gidiyor?</strong></p>
<p>Mustafa-Beş liraya. Kendin satarsan o da. Toptan satarsan 3-3,5 lira.</p>
<p><strong>K-Çevre köylerde 1,5 liraya alıyormuş konserve fabrikası?</strong></p>
<p>Mustafa-Tütünü bırakanlar bamya ekiyor. Onların işine geliyor ama bizim gelmez. Onlar on-onbeş dönüm yapıyorlar.</p>
<p><strong> </strong></p>
<div id="attachment_9919" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><strong> </strong><strong><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/yaren2.jpg"><img class="size-medium wp-image-9919" title="Yaren Mustafa'yı Taş Kave'de bulduk" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/yaren2-300x225.jpg" alt="Yaren Mustafa'yı Taş Kave'de bulduk" width="300" height="225" /></a></strong><p class="wp-caption-text">Yaren Mustafa&#39;yı Taş Kave&#39;de bulduk</p></div>
<p><strong>K-Suluyor musunuz?</strong></p>
<p>Mustafa-O köylerde sulanır ama bizim burda zaten su yok. Burası tam organik !  Gerçi onlar karı koca toplasa kaç kilo bamya toplayacak bir günde? Onu da tek alıcısı fabrika onu da yapmasalar ne yiyip içecekler?</p>
<p><strong>K- Bamya öyle. Börülceyi kaça satıyorsun?</strong></p>
<p>Mustafa-Börülce de 5 lira.</p>
<p><strong>K-Eski kavun karpuzlar var mı? Hani Cunda’da Altınova’da olurdu? Beyaz rekli ..<br />
</strong></p>
<p>Mustafa-Var. Şimdi Çıplak Ada(Yimnos)’dan getirip satıyorlar. Parlak Mustafa diye bir Tunceli sürgünü bir Kürt var orda o yapıyor.  Susuz yapıyor. Denizden alıyor nemi. Senin dediğin beyaz karpuzları burda Bakkal Hasan var bu yıl ekti. Onunla sözleştik olduklarında gidip tarladan ben seçeceğim tohumluk.</p>
<p><strong>K-Ne olacak bu işin sonu her taraf bina oldu?</strong></p>
<p>Mustafa-Bütün ovalar bitti. Parayı gören malını elinden çıkardı. Bina yenmez ki? Ne yiyip içecek bu insanlar? İnsanlar çaresiz, iş yok, toprak geçindirmiyor ucuz pahalı elden çıkarıyorlar. İstanbullu bir zengin aldı benim yan tarafı. Ovaya dam yaptır</p>
<div id="attachment_9921" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/bakimsizzeytin.jpg"><img class="size-medium wp-image-9921" title="Zeytinleri piçler bürümüş Cunda'da bakan eden yok" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/bakimsizzeytin-300x225.jpg" alt="Zeytinleri piçler bürümüş Cunda'da bakan eden yok" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Zeytinleri piçler bürümüş Cunda&#39;da bakan eden yok</p></div>
<p>mıyorlar “Milli Park” diye ben de buraya yapayım dedim. Adamla yumruk yumruğa kavga ettik. “Ben evimin yanında hayvan istemem” diyor. Hayvan istemiyorsan ne işin var burada? Parası var diye bize efelik taslıyor bize sökmez<strong>. (25 Temmuz 2010)</strong></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: x-small;"><br />
</span></span></span></strong></p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/yimnosun-gonullu-surgunleri/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Yimnos&#8217;un gönüllü sürgünleri'>Yimnos&#8217;un gönüllü sürgünleri</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/mustafa-tan-maden-yasasindaki-degisiklikle-sektor-yok-sayiliyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Mustafa Tan &#8220;Maden Yasası&#8217;ndaki değişiklikle sektör yok sayılıyor&#8221;'>Mustafa Tan &#8220;Maden Yasası&#8217;ndaki değişiklikle sektör yok sayılıyor&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/tutun-ureticilerin-elinde-kaldi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Tütün üreticilerin elinde kaldı'>Tütün üreticilerin elinde kaldı</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/yaren-mustafa-cundada-dort-cift-kaldik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Çiftçinin neoliberalizmle imtihanı&#8221;</title>
		<link>http://www.karasaban.net/ciftcinin-neoliberalizmle-imtihani/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/ciftcinin-neoliberalizmle-imtihani/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 12:46:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[abdullah aysu]]></category>
		<category><![CDATA[express]]></category>
		<category><![CDATA[huricihan islamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=9778</guid>
		<description><![CDATA[HURİCİHAN İSLAMOĞLU VE ABDULLAH AYSU TARTIŞIYOR: NE OLACAK TARIMIN HALİ?
Buğday, pamuk, tütün, fındık, pancar&#8230; Anadolu toprağının pek çok has ürünü, artık üretilmeme tehlikesiyle karşı karşıya. Bunların yerine, kanola, soya, kivi teşvik ediliyor, tarımsal geleneğin canına okunuyor. Arazi ve tapu politikalarıyla küçük üretici yerinden edilirken, teşvik ve kredi çilesi her tür rekabet karşısında Türkiyeli çiftçinin elini [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/ciftcinin-silahli-isyani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Çiftçinin silahlı isyanı'>Çiftçinin silahlı isyanı</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/torba-kanundan-ciftcinin-elektrik-borcuna-af-cikti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Torba kanundan çiftçinin elektrik borcuna af çıktı'>Torba kanundan çiftçinin elektrik borcuna af çıktı</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/hububat-ureticisi-ciftcinin-gormedigi-destegi-sirketler-gorecek/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hububat üreticisi çiftçinin görmediği desteği şirketler görecek'>Hububat üreticisi çiftçinin görmediği desteği şirketler görecek</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HURİCİHAN İSLAMOĞLU VE ABDULLAH AYSU TARTIŞIYOR: NE OLACAK TARIMIN HALİ?</strong></p>
<p><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/ekinler.jpg"><em><img class="alignleft size-medium wp-image-9779" title="ekinler" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/ekinler-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></em></a><em>Buğday, pamuk, tütün, fındık, pancar&#8230; Anadolu toprağının pek çok has ürünü, artık üretilmeme tehlikesiyle karşı karşıya. Bunların yerine, kanola, soya, kivi teşvik ediliyor, tarımsal geleneğin canına okunuyor. Arazi ve tapu politikalarıyla küçük üretici yerinden edilirken, teşvik ve kredi çilesi her tür rekabet karşısında Türkiyeli çiftçinin elini zayıflatıyor. Ama, AKP çalışıyor, &#8220;havza modeli&#8221; ve &#8220;üretim haritası&#8221;yla tarımın altını üstüne getiriyor. Türkiye tarım politikaları ve üreticinin durumu hakkında geniş kapsamlı bir çalışma yayınlayan Berkeley&#8217;de Tarih Bölümü öğretim üyesi Huricihan İslâmoğlu ve Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen) başkanı Abdullah Aysu&#8217;yla, memleket tarımının halini masaya yatırdık&#8230;</em></p>
<p><strong>Tarım Bakanı Mehdi Eker&#8217;le görüştü­ğünüzü duyduk. Konu neydi? </strong></p>
<p><strong>Huricihan İslâmoğlu: </strong>&#8220;Türkiye&#8217;de Ta­rımda Dönüşüm ve Küresel Piyasalarla Bütünleşme Süreçleri&#8221; başlıklı araştırma­mızın sonuçlarının medyaya açıklanma­sının yanısıra, Tarım Bakanlığı&#8217;nın bilgi­lendirilmesini bir kamu hizmeti olarak değerlendirdik. Hem bakanla hem de müsteşarla iki uzun görüşmemiz oldu. İkisi de 700 sayfalık çalışmamızı gözden geçirmişti. Bu ilginin bir nedeni, bakanlı­ğın 2000&#8242;lerin başından bu yana izlenen serbest piyasa uygulamalarının öngör­düğü tarımdaki nüfusun düşürülmesi hedefinin ötesine geçip tarımsal üretime, ürüne eğilme ve böylelikle tarımı dış ve iç sermayenin yatırımları için cazip kıl­ma isteği olabilir. Havza modelini ve üretim haritasını bu bağlamda değerlen­dirmek yararlı olur. Araştırmamız, ta­rımda yedi ürünün (ayçiçeği, buğday, pancar, mısır, üzüm, tütün, pamuk) üre­tim, üretim ilişkileri ve mülkiyet yapısı, sermaye birikimi ve yatırım eğilimlerini, her ürün için 100 olmak üzere toplam 700 çiftçi ve çeşitli kredi kuruluşları, ko­operatif, borsa, tüccar, çırçır fabrikası sa­hipleri ile yapılan derinlemesine mülâ-katlara dayanarak inceliyor.</p>
<p><strong>Havza sistemini nasıl değerlendiriyor­sunuz?</strong></p>
<p>Doğru tercihler yapılırsa, verimli olabilir. Havza sistemiyle Türkiye&#8217;nin üretim ha­ritası oluşturulmaya çalışılıyor. Bunun çok önceden yapılması gerekirdi. Şimdi bu sayede hangi bölgelerde hangi ürün­lerin en verimli şekilde üretilebileceği be­lirlenip altyapı (örneğin sulama) ve des­tek sistemlerinin bu doğrultuda yönlen­dirilmesi öneriliyor. Bunu tarımın bu­günkü sorunlarına bir çözüm olarak gör­mek doğru değil. Söz konusu olan, tek­nik nitelikte, altyapısal bir düzenlemedir. Bu altyapının diğer bir boyutu, araştırma ve geliştirme (ar-ge) yatırımlarıdır. Bu, üretime ürün düzeyinde bir müdahale veya bir üretim mühendisliği demektir; bunun bugünkü dünya koşullarında re­kabet edebilmek için yapılması gereki­yor. Araştırma sürecinde bu tür müdaha­lelerin eksikliğine çok kez şahit olduk. Örneğin, ürün geliştirmede ve özellikle tütün ve pancar gibi üretimleri kısıtlan­mış ürünler yerine üretimi teşvik edilen alternatif ürünlere geçişte teknik destek sağlamaları amaçlanan tarım il ve ilçe teşkilatlarının ihtiyaçlara cevap vereme­diğini gördük. Bu kuruluşlar genellikle Avrupa projelerinden istifade etmek için oralara üşüşen kesimlerin hareket alanla­rına dönüşüyor. Bazı bölgelerde yeni ürün arayışında olan çiftçiler bizlerden bile medet umuyordu. Müsteşar beye ta­rım ilçe teşkilatları hakkında gözlemleri­mi ilettiğimde, sorunun kamu yöneti­minde olduğunu belirtti. Bu kuruluşlara atanan kişilerin özendirici bir şekilde ödüllendirilmediklerini vurguladı. Ola­bilir. Fakat araştırmamızın bulguları ışı­ğında ben sorunun üretim mühendisliği sorununa indirgenemeyeceğini düşünü­yorum. Bu mühendislik gerekli, fakat ye­terli değil&#8230; Ürün mühendisliği, hangi bölgede neyin, nasıl, ne kadar üretilece­ğine bakar, ürün ve tohum türleri üzerin­de durup üretimi ve üretim koşullarını sermaye ve ürün piyasaları açısından de­ğerlendirir. Bu noktada üretimin iç ve dış sermayenin yatırımları için cazip kılın­ması, yine üretimin belirli piyasaların ih­tiyaçlarına göre yönlendirilmesi önem kazanır. Örneğin havza modeli, ayçiçeği yağı üretiminin ülke ihtiyaçlarını karşıla­madığını, ithalata başvurulduğunu işa­ret ediyor, belirlenen havzalarda ayçiçe­ği üretiminin yoğunlaştırılmasını öngö­rüyor. Ne var ki, teknokratik yaklaşım üreticiyi, yani çiftçiyi ve sorunlarını gör­mekte yetersiz kalıyor. Bu nedenle, araş­tırmamızda çiftçi ve onun değişen koşul­ları üzerinde odaklandık. Ağırlıkla, üre­tim koşullarının kötüleşmesi, maliyetle­rin artması ve desteklerin kaldırılmasıyla birlikte hangi çiftçilerin yok olma tehli­kesiyle karşı karşıya kaldığı, hangilerinin bir ölçüde ayakta kalabildiği, kredi piya­salarının özelleştirilmesinin ve çiftçinin krediye erişiminin tapulu topraklara sa­hip olunması koşuluna bağlanmasıyla çiftçinin nasıl bir borç esaretine mahkûm edildiği üzerinde durduk. Çiftçinin için­de bulunduğu koşullara tarım sektörün­de istihdam edilen nüfusun düşürülme­sini hedefleyen politikaların neden oldu­ğunu gösterdik. Dahası, araştırma so­nuçları, bugün tasfiyenin sınırlarına ula­şıldığına ve genel ekonomideki işsizlik sorunları bir yana, kırsal bölgede bulu­nan kesimlerin göç etmeye, çiftçiliği bı­rakmaya pek hevesli olmadıklarına işa­ret ediyor. Ana meselemiz, mevcut çiftçi­lerin varlıklarının korunarak üretimin en iyi maddî şartlar altında nasıl yapılacağı. Yani, havza modelinin mantığından farklı olarak biz, &#8220;üretimin maddî koşul­ları sağlansın, ondan sonra ürün üretici­sini bulur&#8221; mantığından hareket etmiyo­ruz. Burada altı çizilmesi gereken bir di­ğer husus, meseleyi bir &#8220;destek&#8221; sorunu­na indirgemenin yanlışlığı. Asıl mesele, desteği kimin alacağı, desteklerle kimin özendirilmek istendiği. Eğer küçük üre­ticiler (0-100 dekar toprak işleyen kesim) özendirilmek isteniyorsa, ürün destekle­rinin ötesinde, kredi koşullarının da ye­niden düzenlenmesi gerekiyor.</p>
<div id="attachment_9780" class="wp-caption alignleft" style="width: 242px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/huricihan.jpg"><img class="size-medium wp-image-9780" title="Huricihan İslamoğlu" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/huricihan-232x300.jpg" alt="Huricihan İslamoğlu" width="232" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Huricihan İslamoğlu</p></div>
<p><strong>Havza modeline niye ihtiyaç duyuldu? </strong></p>
<p>Bu modelin içerdiği anlayış yeni değil. Şimdi söz konusu olan, tarımın bir yatı­rım alanı haline getirilmesi. Son on yıldır AB Ortak Tarım Politikası doğrultusun­da uygulanan politikaların en belirgin sonucu, tarımdaki nüfusun tasfiyesi ol­du. 1998-2007 arasında tarımdaki nüfus yüzde 15&#8242;e yakın bir oranda düştü ve ta­rımın istihdamdaki payı yüzde 23&#8242;e indi. Ne var ki, küçük üreticilerin tasfiye edil­mesine ve büyük işletmeleri (büyük ser­mayeyi) gözeten kredi ve destek politi­kalarına rağmen, tarım sektörüne bekle­nen boyutlarda yurtdışından veya yurtiçinden tarımdışı sermaye akmadı. Bunun bir nedeni, dünya tarım ürünleri piyasalarındaki durum. Bu piyasalarda egemen olan ABD, Kanada gibi bölgele­rin ürünleri yüksek oranda destekleni­yor. Bu düzeylerde destekleme olmadı­ğından, sermaye Türkiye&#8217;de tarıma yatı­rım yapmakta isteksiz. Havza modeli as­lında bir prim politikası ve bu isteksizliği aşma doğrultusunda bir adım olarak gö­rülebilir. Diğer yandan, hem bakan, hem müsteşar, tarımda tasfiyenin sınırlarına ulaşıldığının ve şehirlere göç etmiş olan kişilerin bir kısmının köylerine geri dön­me eğiliminde olduklarının farkındalar. Bu bağlamda bakan, tarımda özellikle 100 dekarın altındaki işletmelerin (ki bunlar toplam işletmelerin yarısından fazlasını oluşturuyor) kredi, ürün ve gir­di piyasalarına olan açılımlarındaki de­zavantajlarının aşılması için bu işletmele­rin bir araya gelerek şirket kurmaları yo­lunda öneriler geliştireceklerine değindi.</p>
<p><strong>Tarım kredileri konusuna değindiniz. Oraya dönebilir miyiz? </strong></p>
<p>2000&#8242;lerin başından beri izlenen politika­lar çerçevesinde tarım sektöründe tüm açılımlar -kredi, girdi temini, kooperatif üyeliği, sözleşmeli üretim- işlenen top­rakların tapusuna sahip olma koşuluna. Daha büyük tapulu toprakla­rı işleyen çiftçilerin bu kaynaklara erişimi daha fazla. Diğer taraftan, banka­ların kredi vermek için sadece tarlaların ipotek edilmesiyle yetinmediklerine, çift­çilerden şehirde sahip oldukları gayrı-menkulleri ipotek olarak göstermelerini istediklerine şahit olduk. Şüphesiz bu koşul, tarıma çiftçilerin dışında bir kesi­min yatırım yapmasını teşvik edici nite­likte. Öte yandan, banka kredilerine eri­şimin bu şekilde sınırlanması ve kredi kooperatiflerinden kredi sağlanmasının da yine tapu sahibi olma ve geçmiş borç­ların ödenmiş olması koşullarına bağlan­ması sonucu, çiftçilerin tefeciden, tüccar­dan, çırçırcıdan çok ağır koşullar altında borç almaya zorlandıkları görülüyor. Ayrıca bankalara borçlanabilen çiftçile­rin de (örneğin Söke&#8217;de pamuk üreticile­ri) hasattan sonra banka borçlarını öde­yebilmek için yine tefecinin eline düştük­lerine şahit olduk. Biz piyasa koşulların­da küçük işletmelerin &#8220;küçüklük&#8221; deza­vantajlarının aşılması için 0-100 dekarlık işletmelerden meydana gelen kooperas-yon alanları oluşturulmasını öneriyoruz. Anadolu&#8217;da parçalı ve hisseli toprakların yaygınlığı göz önüne alındığında, köy içinde çeşitli &#8220;enformel&#8221; kiralama ilişki­leri ve hisseli toprak kullanımı çerçeve­sinde çiftçiler arasında kooperasyon za­ten mevcut. Ayrıca farklı yörelerde aynı ürünü üreten köyler ve bireyler arasında iktisadî ve sosyal iletişim ağları bulunu­yor. Üreticilerin pazarlama ve kredi ko­operatifleri etrafında bir araya gelme alışkanlıkları var. Bu kooperasyon alan­ları kendi içlerinde toprak ve su kullanı­mını koordine edebilir; çiftçinin ürünü­nün en avantajlı koşullarda pazarlanma-sını, büyük alıcı ve tüccarlar karşısında elinin güçlenmesini sağlayabilir; en uy­gun koşullarda girdi ve kredi temin edil­mesinde rol oynayabilirler. Önemli olan, kooperasyon alanlarının devlet eliyle de­ğil, yerel inisiyatifle oluşturulması. Bunun için büyük bürokratik yapılanma­lara gerek yok; varolan muhtarlık yapıla­rı ve genç çiftçilerden oluşacak kadrolar alan işlerini yürütebilir. Araştırma süre­since dikkatimizi çeken bir husus, muh­tarların önemli bir kısmının genç ve yet­kin kişiler olmaları, köylerde dünyaya açık, piyasalara açılmaya hevesli genç kesimlerin bulunmasıydı. Burada söz ko­nusu olan, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin piyasa ortamında varolmayı öğrenmesi; kendi istek ve ihtiyaçlarını yerel organizasyonlarında belirleyip merkezî yönetime götürebilmeleri, mer­kezî yönetimin tercihlerini etkileyebilme-leri. Tarım sektörünün tarım politikaları­nı oluşturan mercilerden tamamen ko­puk olduklarını gördük. Uygulanan poli­tikalar başka toplumlar veya ortamlar için biçilmiş kaftan niteliğinde, ama Tür­kiye tarımının koşullarına uydurulması için hiçbir gayret sarfedilmemiş. Bu du­rumu çiftçiler gayet iyi teşhis ediyorlar: &#8220;Tarım politikaları hakkında ne düşünü­yorsunuz&#8221; diye sorulduğunda &#8220;tarım politikası yok&#8221; diyorlar. Haklılar. Uygu­lanan, bir politika değil, direktifler pake­ti. Politika olabilmesi için reform paketle­rinin oluşturulmasında çiftçilerin de kat­kısı, katılımı gerekir. Kooperasyon alanı uygulaması, tepeden inme, kolhozvari bir yapı olamaz. Yeni yönetim biçimleri­nin yerel koşullara hitap etmesi önemli, yoksa tarım il ve ilçe idarelerinin akıbeti­ne uğrayabilirler. Tarım idareleri, AB ön­celikleri ve tarıma dışarıdan gelecek ser­maye beklentileri doğrultusunda ortaya çıkmış yerel yönetim yapılarına ve çiftçi­nin kaygularına çok uzaklar.</p>
<div id="attachment_9781" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/abaysu.jpg"><img class="size-medium wp-image-9781" title="Abdullah Aysu" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/abaysu-300x213.jpg" alt="" width="300" height="213" /></a><p class="wp-caption-text">Abdullah Aysu</p></div>
<p><strong>Abdullah Aysu: </strong>Krediler mülkiyeti mu­hafazaya yönelik; arazinizi ipotek etme­niz lâzım. Ayrıca, çiftçi 100 dönüm ya da 500 dönüm araziye sahip olsa bile, kredi başvurusunda, kredi miktarının üç katı değerinde kentten ipotek göstermesi zo­runluluğu var. Dolayısıyla, küçük çiftçi­ler krediye erişemiyor. Eskiden, krediler­de imece sistemi vardı: Müteselsil kefil dediğimiz, yedi-sekiz kişinin birbirine kefil olma durumu kolaylık sağlıyordu.</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Araştırmada gördüğümüz ana şikâyetlerden biri buydu: &#8220;Şehirde bizim nasıl katımız olsun?&#8221; Kredi piya­saları açısından önemli olan, kredi alan kişinin gösterdiği ipoteğin sağlam olma­sı. Kırsal gayrımenkul sağlam bir ipotek aracı olarak değerlendirilmediğinden, şehirde bir mülkün ipotek gösterilmesi­nin istenmesi olağan. Yani kredi piyasa­ları açısından, kredi alan kişinin niteliği, çiftçi mi, şehirli yatırımcı mı olduğu önemli değil. Gösterdiği ipoteğin sağlam olması önemli. Bu da piyasa ortamında kır / şehir ayrımının giderek ortadan kalktığına, kişilerin kimliklerinin, örne­ğin çiftçi veya şehirli olarak değil de, pi­yasa aktörü veya sermayedar olarak ta­nımlanma eğilimine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Bu süreci tarım dışından gelecek serma­yedara uygun altyapının hazırlanması olarak yorumlayabiliriz herhalde&#8230; </strong></p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Teorik olarak piyasa ortamın­da sermayedarın tarım dışından veya ta­rımdan gelmesi farketmez. Türkiye&#8217;de ta­rımda sermaye birikimi yok denecek ka­dar az. Araştırma sürecinde en çok rastla­dığımız durumlardan biri de, en ufak bir yatırımın bile tarımdışı bir faaliyetten -esnaflıktan elde edilen, yurtdışında ça­lışma sonucu- sağlanan birikimlerle ya­pıldığı. Görüştüğümüz en mutlu çiftçi, Manisa&#8217;nın bir köyünde köyüyle şehir arasında minibüs işleten ve kazancını meyve-sebze üretimine yatıran biriydi. En iyi durumda çiftçi, eğer ürünü prim alıyorsa, prim geldikten sonra başabaş gelebiliyor. Çiftçilerin önemli bir bölümü, son derece ticarîleşmiş bir tarım ortamın­da ancak &#8220;geçimlik&#8221; ihtiyaçlarını, o da çok zorlanarak karşılayabiliyor. Görüştü­ğümüz çiftçilerin en az yarısı geçim sıkın­tısı yaşadıklarını, hatta ailelerinin yiyecek masraflarını karşılamakta zorlandıklarını ifade etti. Tabii önemli olan, bu durumun kendiliğinden ortaya çıkmadığını, çiftçinin bu duruma getirilmiş olduğunu unutmamak. Çiftçi bu halde olunca tabii ki yatırımlar dışarıdan sermaye bekler.</p>
<p><strong>Küçük üreticinin tasfiye edilmemesi için kooperasyon alanları yaratılması gerektiği düşüncenize bakanın tepkisi nasıldı?</strong></p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Bakanlık, tasfiyenin ötesinde, tarımda bulunan küçük işletmelere yö­nelik olarak ve onların küçüklük deza­vantajlarının aşılması doğrultusunda bir şirketleşme modeli önermeyi düşünü­yor. Bakan, &#8220;şirket&#8217;Ter çerçevesinde kü­çük çiftçileri bir araya getirmek projesi­nin bizim kooperasyon alanları düşünce­mize denk düşebileceğine işaret etti. Önerilerini şöyle özetledi: &#8220;Çiftçiye tarla­nızı ya bize ya bir başkasına satın ya da şirketlesin denecek.&#8221; Çiftçinin payının elindeki toprak miktarına göre belirlene­ceği bir şirket seçeneği ortaya konuyor ve bu, küçük toprakların bir bütün içinde yer almasını sağlayacak bir çözüm olarak görülüyor. Gözardı edilen, bu &#8220;çö-züm&#8221;ün 0-50 dekarlık toprakları elinde bulunduran çiftçilerin tasfiyesine yol aç­ma olasılığı&#8230; Bakanla ve müsteşarla gö­rüşmemde en çok dikkatimi çeken, kişi­sel olarak piyasa politikalarının olumsuz sonuçlarına duyarlı görünseler de, örne­ğin tarımda yeni bir tasfiye dalgasının is­tihdam sorununda yaratacağı olumsuz etkilerin farkında oldukları izlenimi ver­seler de, çözüm önerilerine gelindiğindeyine piyasa mantığına dönmeleri. Bu da büyük olasılıkla tarımdan bir kesimin daha tasfiye edilmesi anlamına geliyor. Biz bunun engellenmesi için kooperas-yon alanları üzerinde duruyoruz. <strong>Tarım bakanı, </strong></p>
<p><strong>2008&#8242;in sonunda, kriz nedeniyle 800 bin kişinin köye döndü­ğünü söylemişti&#8230;</strong></p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Sanıyorum şirketleşme mo­delinin bu dönen kişilere de olanak sağla­ması düşünülüyor. Örneğin, satılan top­rakların dönüş yapanlara satılıp onların üretim sürecine dahil edilmeleri düşünü­lüyor olabilir. Dönüş, halihazırda oluyor; bu eğilim karşısında hükümet üzerinde kırsal bölgenin bir istihdam alanı olması doğrultusunda bir baskı oluşabilir.</p>
<p><strong>Vahşi piyasa uygulamalarından kü­çük bir geri adım atıldığı noktasında hemfikir misiniz?</strong></p>
<p><strong>Aysu: </strong>Öyle bir eğilim yok bence, adım adım ilerliyorlar, istihdam bürolarıyla da önemli ölçüde hedefe ulaşmış olacaklar. Bilinçli olarak bir yanlış bilgilendirme var havza meselesinde. İlk önce, tarım için çerçeve yasası diyebileceğimiz biyo-güvenlik yasasının çıkması gerekiyordu, ki bu yasaya göre de tohumculuk kanu­nu çıksın. Yine biyogüvenlik yasasına göre havzalar meselesinin organize edil­mesi gerekiyordu. Müsteşarla yaptığı­mız tartışmada toprak tahlilleri, su varlı­ğı gibi kriterleri dikkate aldıklarını söyle­di. Ama toprağın tahlili klasik ph değer­leri üzerinden yapılıyor. Biliyoruz ki, bir hektar toprağın altında iki ton civarında canlı yaşar, orada fabrika gibi bir faaliyet yürütürler. Çiftçi esas olarak aracıdır, üretici değildir; üretici oradaki fareler, solucanlar, mikroorganizmalardır. Bun­lar toprağı işler, gıda haline getirirler; biz de tohumu attığımızda ürünü alırız. Do­ğa bugüne kadar kendini şekillendirmiş­tir. Şimdi tersten başlayarak havzalar ya­sası, tohumculuk yasası çıkıyor. Oysa to­humculuk ve havzalar yasasının biyogü-venlik yasasına aykırı olmaması, dolayı­sıyla önce onun çıkması gerekirdi. İkinci­si, hep yağlı tohumlar üzerinde durulu­yor. Yağlı tohumlardan beş-altı yıldır çok korkar oldum. Bizim yağ açığımız var ama, açığımız aspirle, kanolayla ya da soyayla giderilemez. Buradaki kültürde olmayan bir şekillendirme var. Bunun birkaç adım sonrasının biyoyakıt olma­yacağının garantisi yok. Her şey ekono­mik gereklilik üzerine kurgulanıyor. Bu yüzden, yağlı tohum konusu tehlikeli.</p>
<p><strong>Havza sisteminin temel hedefi ne? </strong></p>
<p><strong>Aysu: </strong>Ana hedeflerden biri, ihracata da­yalı üretimin esas alınması. Türkiye, beş-altı yıl öncesine kadar, temel besin mad­deleri açısından kendine yetiyordu. Şim­di, ihracata dayalı üretime ağırlık veren, şirketlerin egemen olduğu, küçük çiftçiyi tasfiye eden düzenlemeler yapılıyor. İh­raç ettiğimiz ürünleri çiftçiler değil, ço­kuluslu şirketler belirliyor. Oradan elde edilen döviz de, tarıma yatırılmadığı gi­bi, fiyatında yine belirleyici olmadığımız petrol gibi alanlara aktarılıyor. Burada bir sürükleniş var. İhracata dayalı bir model bu ülke için geliştirici değil. Önce­likle, temel besin maddelerinde kendine yeterli olmayı sağlamamız lâzım.</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Çiftçilerle yaptığımız görüş­melerde, ihracata yönelik modele pek iti­raz etmediklerini, piyasa açılımları ara­dıklarını gördük. Bu özellikle Batı Ana­dolu&#8217;da, örneğin, tütün üretiminin sınır­lanması ile meyve-sebze üretimine yö­nelmeye çalışan çiftçiler için geçerliydi. Genç bir kuşakla karşı karşıyayız; bu ku­şak tarımın kendi kendine yeterli olduğu zamanı hatırlamıyor bile&#8230; Diğer taraf­tan, çiftçi açısından önemli olan piyasaya açılım; tüccar geliyor, ürünü alıyor, ma­lın ihraç mı edildiği, iç piyasaya mı sü­rüldüğü onun bilgisi dahilinde değil. Bu­rada iç ve dış piyasaların bütünleşmesi meselesi var. Onun için dış-iç sermaye ayrımı o kadar önemli olmuyor. Önemli olan, iç ve dış sermayenin, iç ve dış pa­zarların bütünleşme eğilimi sonucu orta­ya çıkan küresel kapitalizm gerçeği ve bu gerçekliğin karşısında güçsüz kalan işçi­lerin, küçük-orta büyüklükteki çiftçilerin ezilmesinin engellenmesi. 19. ve 20. yüz­yıllarda verilen uzun mücadeleler sonu­cunda ulusal kapitalist ekonomiler çerçe­vesinde bu kesimleri koruyan kurumlar (sendikalar, kooperatifler, fiyat ve kredi destekleri) ortaya çıkmıştı; şimdi de kü­resel kapitalizm çerçevesinde dengeyi sağlayacak yeni kurumların ortaya çık­ması için mücadele verilmesi gerekiyor. Tarım kesimi açısından mesele, tasfiye politikaları karşısında çiftçilerin kendile­rini idame ettirmelerini sağlayacak ku­rumsal ortamların yaratılması. Karşımız­da, genel çizgilerini ulusötesi sermaye­nin belirlediği bir piyasa ekonomisi var; küçük ve orta çiftçilerin mücadeleleri, küresel iktisadî düzende bu kesime yö­nelik politikaların yönünü ve tercihlerini tayin etmekte çok önemli olacak. Bu po­litikaları belirleme doğrultusunda müca­dele vermemiz, baskı yapmamız önemli. Konu bütün sistemi alaşağı etmek değil -zira bu çok uzak bir ihtimal gibi duru­yor. Ben güncel olarak kurtarılabilecek alanların önemine inanıyorum.</p>
<p><strong>Aysu: </strong>Biz bu sistemin karşısında nasıl tu­tunuruz çabası içindeyiz. Via Campesi-na&#8217;da bunu tartışıyoruz: Yerel üretim ve yerel tüketimi esas alan, üretimden pa­zarlamaya bütün zincire üreticiyi ve tü­keticiyi birlikte egemen kılacak yapıları hayata geçirmek; kendimizi var etmek ve dönüşüm için bir yol gösterebilmek.</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Ama yerel model kendi içine kapalılık veya küresel düzlemden çekil­me şeklinde mi olmalı? Via Campesi-na&#8217;nın önerdiği &#8220;yeniden köylüleşme&#8221; mi? Kendi kendine yeterli, geçimlik köy­lü ekonomisi modelleri böyle bir kapalı­lık mı öneriyor?</p>
<p><strong>Aysu: </strong>Tabii ki hayır. Biz tüketiciler için de &#8220;yarı-üretici&#8221; terimini kullanıyoruz. 24-25 köyde bir faaliyet başlatmış du­rumdayız. Oralarda ve İstanbul&#8217;da kuru­lan kooperatiflerle üreticiden tüketiciye sağlıklı ürün getirilecek. Bu örnekler art­tığında, çiftçi aracılar çıktıktan sonra da­ha fazla kazandığını gördüğünde, yüzü­nü bu tarafa çevirecek.</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Buna katılıyorum. Ulusal ol­sun, küresel olsun, piyasa ekonomisinin biçimlenmesinde alttan mobilizasyon, tüketicinin, üreticinin örgütlenmeleri ve yasa koyucu mercilere somut önerilerini götürmeleri çok önemli. Artık bürokratik devletin standart mekanizmaları çalışmı­yor. Havza sisteminde ise teknokratik bir anlayışı içeren kurumlarla bu işi en &#8220;ve­rimli&#8221; şekilde (yani, yatırımı cazip kı­larak) yürütme çabası söz konusu. <strong>Aysu: </strong>Havzalarla destekleme politikala­rına yön veriyorlar. Trakya&#8217;da &#8220;500&#8242;den az koyunu olana destek vermeyeceğiz&#8221;</p>
<p><strong>Islâmoğlu: </strong>Bu arada, AB&#8217;de de geri adımlar var. İstenen amaçlara varılama­dı. Avrupa&#8217;da tarımdan tasfiye edilen kesimin bir kısmı turizm sektöründe is­tihdam edildi. Fakat bu sektörde görülen dünya çapındaki patlama herhangi bir bölgede turizmin istihdam yaratma potensiyelini sınırladı. Bilgi teknolojilerine dayanan yeni sanayinin de istihdam ya­ratma potansiyeli sınırlı. Bu nedenle, 2006&#8242;dan bu yana AB çerçevesinde kü­çük ve orta ölçekli çiftçiler desteklenme­ye çalışılıyor. 2008&#8242;de yayınlanan Dünya Bankası&#8217;nın yıllık gelişme raporunda gayet açık bir şekilde büyük işletmelerin desteklenmesinden yüzde yüz dönüş olmadığı, fakat küçük ve orta boy işletmelerin desteklenmesinin de önemli olduğu vurgulanıyor. Özellikle katma değeri yüksek ürünlerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi öneriliyor. 2006&#8242;dan beri egemen olan (örneğin, AB&#8217;nin Ortak Tarım Politikası) &#8220;tarım büyük sanayinin alanıdır, küçük ve orta ölçekli işletmelerin tasfiyesi elzemdir&#8221; tavrında yumuşama görülüyor.</p>
<p><strong>Aysu:</strong> AB&#8217;nin Ortak Tarım Politikası 2013&#8242;te değişecek. Örneğin, süte verilen desteğin kesilmesini çiftçilerin kendisi istiyor, çünkü hayvan yetiştiricileri zora giriyor. Süt üretimi yapan büyük şirketlere teşviklerin kesilmesi yolunda bir çaba var; hem örgütler istiyor, hem de AB&#8217;nin böyle bir yönelimi var. Islâmoğlu: Çünkü tarım AB bütçesinden yapılan en büyük harcama kalemini (yüzde 40 kadar) oluşturuyor. Yaşanan dünya krizi ve AB&#8217;de (özellikle Almanya&#8217;da) krizin şiddetle hissedilmesi, tarım harcamalarının kısılması doğrultusundaki baskıların artmasına neden olacak. Aysu: AB&#8217;ye yeni katılan ülkelerin de etkisi var; onlara eskisi gibi büyük destek verilmiyor. Avrupa kendi içinde zenginler ve yoksullar diye bölümleniyor.</p>
<p><strong>Islâmoğlu:</strong> Burada dikkat edilmesi gereken husus, Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinden oluşan ve AB&#8217;ye 2000&#8242;li yılların başında katılan on yeni üyenin Ortak tarım Politikası&#8217;nın dışında bırakılmaları. Polonya&#8217;nın AB üyeliğinin, tarımdaki kalabalık nüfusu nedeniyle ciddi bir sorun olduğu çok yazıldı, Türkiye&#8217;ye çok benzer bir durumda olduğu söylendi. Hakikaten öyle mi? Aysu: Polonya&#8217;nın bize benzer yanları çok. AB&#8217;ye girdikten sonra, Polonya&#8217;da çiftçiler iflas etmeye ve yoksullaşmaya başladı. AB&#8217;de serbest piyasa açılımının içselleştirilmesi ağırlıklı olarak Polonya üzerinden yapıldı. Polonya&#8217;da uygulanan kırsal kalkınma ajansları Türkiye&#8217;ye de dayatıldı. &#8220;Bu ajansları kurmazsanız fon vermeyiz&#8221; diyerek fonları kestiler; ajanslar kurulduktan sonra, Türkiye&#8217;ye AB fonları gelmeye başladı. Tarım bakanının bu konudaki danışmanı da Polonyalıydı. Polonya iyi izlenmeli. AKP&#8217;nin de, önceki hükümetlerin de ciddi bir toprak bütünleştirme çabasına <strong>girdiğini biliyoruz. </strong></p>
<p>Bu çerçevede mül­kiyet dönüşümü nasıl gerçekleşti? Köy­lü göç hakkında ne düşünüyor?</p>
<p><strong>Aysu: </strong>Köylü gitmek istemiyor, &#8220;biz bu­rada nasıl varoluruz&#8221; diye düşünüyor.</p>
<p><strong>Islâmoğlu: </strong>Bizim gözlediğimiz, tarımda bulunan kesimin önemli bir bölümünün orta sınıfa yakın, hali vakti görece yerin­de insanlardan oluşması. Fakirleşme var ama, fakir fukara çok sınırlı. Köylere ha­bersiz gittik, hazırlık yapılmadı bizim için. İnsanlarda yırtık pırtık görünüm yok, çocuklarına ilişkin beklentileri çok üst seviyede. Mesela, çocuğu için yerel üniversiteyi düşünmüyor, Bilkent&#8217;e git­sin istiyor çiftçilerin önemli bir kısmı. Güngörmüş insanlarla karşı karşıyayız. Diğer taraftan, harcamaların çok kısıldı­ğını gördük. Kahvecilerden sürekli ola­rak insanların artık kahveye eskisi kadar gelemediklerini, çay parasının bile ken­dilerine ağır geldiğini dinledik.</p>
<p><strong>Aysu: </strong>Bu da iktidar için tehlikeli bir du­rum arzediyor.</p>
<p>Tarımsal istihdam yirmiotuz yıl içinde yüzde 70&#8242;ten yaklaşık yüzde 23&#8242;e düş­müş. Doğal sınıra gelindi mi?</p>
<p><strong>Islâmoğlu: </strong>Bu toplum bunu nasıl kaldır­dı diye sormak gerekiyor. Son 1015 yıl içinde köyden şehirlere göç edenlerin sa­yısının çok yüksek olduğu göz önünde tutulduğunda, şehirlerde ortaya çıkan asayişsizliğin her şeye rağmen taham­mül edilemez düzeylere vardığı söylene­mez. Örneğin, İstanbul bir Sâo Paulo ve­ya bir New Mexico olmadı.</p>
<p><strong>Aysu: </strong>Kırsalda göğüs göğüse bir müca­dele durumuna gelindi. Hali vakti göre­ce yerinde olanlar o yaşamdan kopmak istemiyor. Bunlar mücadeleyi göze alabi­lecek, kafa tutabilecek kesimler. Uçbeş dönüm arazisi olan yoksullar zaten top­rağı işleyemiyordu, gittiklerinde arkala­rından gözyaşı dökülmedi, beceremediler diye algılandı. Ama kalanlar öyle de­ğil, toprağın dilinden, tohumdan anla­yan, ürününü satma becerisinde olan in­sanlar. Bu güçlerini kaybetmek istemi­yorlar. Zaten gidecek yer de yok artık&#8230;</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Çiftçiler bunun bilincinde. Abdullah beye katılıyorum. Köylerde hali vakti yerinde kesimlerle küçük veya hisseli toprakları işleyen ve göç etmemiş çiftçiler arasında ciddi bir gerilim var. Birkaç kez bu gerilimin kahvelerde şid­detli münakaşalara dönüştüğüne şahit olduk. Bu gerilim daha çok buğday eki­len yerlerde veya örneğin tütünden mey­ve ve sebze gibi ürünlere geçilmekte olan daha verimli alanlarda yaygın. Buralarda belli olanaklara sahip (örneğin yurtdışın­dan kaynaklara açılım) kişilerin zengin­leşme şansları var. Diğer taraftan, zaten küçük işletmelerin egemen olduğu ve kı­raç topraklarda üretim yapılan salt tütün köylerinde (Bafra&#8217;da ve Tokat&#8217;ta dağ köylerinde) böylesi bir gerilim görülmü­yor. Kısacası gerilim, servetin olup da dağılımın eşitsiz olduğu yerlerde var. Yalnız fakirzengin bütün çiftçiler göç etmeye hevessizlik konusunda birleşiyorlar. Bu hevessizlik &#8220;gitmeye kalksak, bulacağımız en iyi iş kapıcılık, ki o da yok&#8221; şeklinde ifade ediliyor. Diğer taraftan, bir azınlığın dışında çiftçilerin önemli bir kısmı buna 100500 dekarlık toprakları işleyenler dahil fiyat/maliyet kıskacının baskısını hissediyorlar. Daha hali vakti yerinde olanlar piyasalara açılım talep ediyorlar, fakat kendilerine yol gösteren yok. Birtakım gençler (Manisa&#8217;da tütünden dönen çiftçiler arasında özellikle bunu gördük) internet aracılığıyla İtalya&#8217;dan, İspanya&#8217;dan tohum, fide getirtip deniyorlar&#8230; Bu kesimin gideceği bir yer yok, ayrıca tarımı bir istihdam alanı olarak görüyor ve gitmek istemiyorlar.</p>
<p><strong>Aysu:</strong> Köydeki eğitimsiz, tarımı bilmeyen insanlar elendi. Kente gelip okul bitirenler tarlalarına dönmek zorunda kaldılar; onlar yaşananların farkındalar. Emekli olmuş, ailesinden kalan toprağa dönmüş, kentte biriktirdiği parayla köyde evini yapmış, oraya tutunmuş insanlar var. Bu insanlar dönüştürücü bir nitelik taşıyor. Herkes onlara danışıyor, onlar araştırıyor ve dünyayla ilişkileniyor. Almancıların etkisi de var&#8230;</p>
<p><strong>Islâmoğlu:</strong> Almancı faktörü, yurtdışında çalışmış olmak veya orada çalışan bir yakının olması çok önemli. Yakın zamanda herhangi bir yatırım yapmış olan veya yatırım yapmak niyetinde olanların bu tür bağlantıları olan kişiler olduklarını gördük. Bu tür bağlantıları olmayanlar veya tarım dışında bir uğraşları olup birikim yapmayan kişilerin salt tarımdan elde ettikleri gelirlerle birikim sağlamaları, yatırım yapmaları mümkün değil. Pamukta görüldüğü gibi, prim alan ürünlerin üreticileri primler sayesinde sadece başabaş gelme şansına sahipler. Yeni prim yapılanması bu birikimi sağlamaya yönelik olacak mı, bu ciddi bir mesele. Yine pamuktan vereyim örneği: Bizde pamukçuya halihazırda verilen prim 10 cent&#8217;lerde, ABD&#8217;de 80140, Yunanistan&#8217;da 7080 cent civarında. Havza modeli çerçevesinde verilecek primler bu primlerle rekabet edebilecek mi? Rekabet sorununu ciddiye alıyorum, çünkü insanların böyle bir beklentileri var, piyasalara açılmak istiyorlar.</p>
<p><strong>Aysu:</strong> Piyasayı üretici lehine regüle edecek hiçbir mekanizma kalmayınca, &#8220;elimdeki ürünü en iyi nasıl satarım&#8221; diye düşünüyorsunuz, çünkü tüccar en ucuza nasıl kapatırım diye bakıyor. Köylü de &#8220;başka ne üretirsem daha kazançlı olurum ve eski refah düzeyimi yakalarım&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Islâmoğlu:</strong> Evet, bir de tüccarın eline düşme sorunu var. Şu anda tarımdan en çok kazananlar, tüccarlar. Piyasaya açılım kendiliğinden yarar sağlamıyor, hangi koşullarda piyasalara açılındığı önemli. Özelleşmiş olarak tarım satış kooperatifleri önemlerini korusalar da, alıcı rolünde tüccarların giderek önem kazandığını görüyoruz. Bu önem, çiftçilerin formel kredi kurumlarına olan açılımlarının sınırlanmasıyla daha da artıyor. Örneğin, çoğu kez çiftçiler yüksek girdi fiyatlarını karşılamak için tüccardan, çırçırcıdan borç almak zorunda kalıyor, böyle olunca da hasat vakti geldiğinde ürünlerini borçlandıkları tüccardan başkasına satma şansları olmuyor. Bu yüzden hasattan sonraki aylarda giderek yükselen ürün fiyatlarından istifade edemiyorlar. Çiftçilerin tüccarlarla olan ilişkilerinin düzenlenmesi açısından sözleşmeler önemli. Çoğu kez sözlü nitelikte olan sözleşmeler çok yetersiz. Üreticilerin bize gösterdikleri sözleşmelerde tüccarın mükellefiyetlerine dair bir kayıt bulunmuyordu. Oldukça tipik bir yazılı sözleşme metninde çiftçinin tüccara satmakla yükümlü olduğu ürün miktarı ve çiftçinin imzası dışında hiçbir şey yoktu. Tüccarın ne imzası ne de malı alma taahhüdü ve ödeyeceği fiyat yer alıyor. Buna rağmen çiftçilerin sözleşmeleri, mümkünse yazılı sözleşmeleri tercih ettiklerini gördük. Ne olursa olsun, sözleşme sınırlı da olsa hasat sonunda malını alacak bir merci olduğunun ve de malına karşı borç alabileceğinin bir göstergesi.</p>
<p><strong>Aysu:</strong> Sözleşmeye tâbi ürün ürettiğiniz tarlada bir başka ürün üretemiyorsunuz. Sözleşme demişken, bir fiyat örneği vermek istiyorum. Tekel alımlardan çekilene kadar, devlet &#8220;tüccarlar fiyat açıklasın&#8221; diye beklemezdi. Çiftçi arkadaşımız Tekel bayiine gider, 70&#8242;lik rakının fiyatını öğrenir, bakan da usûlen gelir, o fiyatı açıklar, giderdi. Tekel piyasayı düzenleme işlevini bıraktıktan sonra, şirketlerle aynı koşullarda bir fiyat anlaşması yapamıyorlar. Geçen yıl, birinci kalite tütün için 5.7 lira fiyat verilmişti; 70&#8242;lik rakı ise 21 lira civarındaydı. Bu süreçte tütünde dörtte üç oranında gelir kaybı oldu. Tütün, pamuk ve buğdaydaki ciddi gerilemenin nedenleri ne?</p>
<p><strong>Islâmoğlu:</strong> Herhangi bir ürünü tarladan sofraya taşıyan sürecin (veya tedarik zincirinin) küresel ekonomi çerçevesinde yeniden düzenlenmesi söz konusu. Bu süreç eskiden ulusal ekonominin tercihlerine göre düzenlenirken, şimdi küresel piyasalardaki aktörlerin tercihleri doğrultusunda düzenlenme eğilimi gösteriyor. AB Ortak Tarım Politikası bu eğilimin yansıması. Tedarik zinciri ulusal ekonominin ihtiyaçlarına göre düzenlendiğinde, kooperatifler en iyi fiyata alıcı, en düşük fiyata satıcı rolünü oynuyorlardı. Bu da tüketicinin düşük tarım ürünleri fiyatları sayesinde gelirinin önemli bir bölümünü ulusal sanayinin ürünlerine harcayabilmesini sağlıyordu. Böylelikle ulusal sanayi de destekleniyordu. 2000&#8242;li yıllarda kooperatiflerin küresel ekonominin ihtiyaçlarına göre düzenlendiğini ve artık onlardan çiftçinin malını piyasa fiyatlarında satın alan bir tüccar gibi hareket etmelerinin beklendiğini görüyoruz. Aynı zamanda kooperatif üyelikleri işlenen topraklarda tapu sahibi olma koşuluna bağlanıyor. Kooperatife ödenmesi taahhüt edilen aidatlar ödenmediği veya satılması taahhüt edilen ürün miktarı karşılanamadığında kooperatif hizmetlerinden yaralanamamak söz konusu. Çiftçilerin büyük bir kısmı, geçmiş borçlarını ödeyemedikleri için tarım kredi kooperatiflerinden de borç alamadıklarını söyledi. Dolayısıyla çiftçi ürününü satmak, girdi temin etmek için ya tüccara ya da yine tüccar gibi hareket etmeye zorlanan kooperatiflere gitmek zorunda. Sonuçta tüm çiftçilerin düşük piyasa fiyatları ile yüksek girdi maliyetleri arasında kaldıkları görülüyor. Bu genel bir durum. Pamukta prim uygulaması var, ancak prim miktarları dünya piyasalarında bu ürüne verilen desteğin çok altında. Türkiye&#8217;de üretilen pamuğun dünya piyasalarında rekabet etme şansı yok. Ayrıca son yıllar­da yerel tekstil sanayiinde pamuk ithali görülüyor, bu da üretimde düşüşe neden oluyor. Örneğin Çukurova&#8217;da, pamuk üretiminden ayçiçeği gibi özellikle iç pi­yasada talebi yüksek olan ürünlere yö­nelme var. Diğer taraftan, Söke&#8217;de üreti­len uzun elyaflı pamuk türüne dünya pi­yasalarında bir talep mevcut, bu talebe cevap verebilecek bir prim politikasına ihtiyaç var. Fakat hikâye bununla bitmi­yor. Arztalep mekanizmalarının ötesinde, Türkiye&#8217;de güçlü bir ithalat sektörün­den söz etmek gerekiyor. Bu kesimin, Türkiye&#8217;de artık süreklilik arzeden carî açıktaki sorumluluğu hepimizin aşina ol­duğu bir konu. Pamuk ve buğday üreti­minin önündeki engelleri değerlendirir­ken, ithalat sektörünün tarım politikaları üzerindeki etkilerini değerlendirmek önemli. Tütüne gelince, üretimde görü­len yüzde 90&#8242;a varan düşüş, yani Türki­ye&#8217;de şark tütünü üretiminin katledilme­si, onunla birlikte &#8220;zanaatkâr&#8221; üretici tü­rünün ortadan kaldırılması, dünya piya­salarında Virginia tütününden imal edi­len sigaraların egemen olması doğrultusunda dev sigara şirketlerinin uzun dönemli politikalarının sonucu. Bu politikaların tarihi, küreselleşmenin ilk işaretlerinin görüldüğü &#8216;60&#8242;lı, &#8216;70&#8242;li yıllara uzanıyor. Tütün üretiminin alenen kotalar aracılığıyla men edildiğini gördük. Üreticilere piyasalarda mücadele etme şansı bile tanınmadı. Geri kalan yüzde 10 kadar üretici, sözleşmeli olarak sınırlı da olsa üretimlerini sürdürmeye devam ediyor. Bunlara Bafra&#8217;nın ve Tokat&#8217;ın dağlarında rastladık. Tütündeki mücadele aynı zamanda yüksek oranlarda desteklenen ve siyasî olarak ABD iç politikasında önemli bir varlık oluşturan Virgina tütünü üreticilerinin şark tütünü üreticilerine karşı bir egemenlik mücadelesi.</p>
<p><strong>Aysu:</strong> Kooperatiflerle ilgili bir örnek vereyim. Bize zarar veren dört madde belirlemiştik: Yeniden yapılandırma kurulları, &#8220;kamu bankalarından kredi verilemez&#8221; maddesi, üç yıl içinde entegre tesislerin özelleştirilmesi, hepsi bizim zararımıza maddeler. Bir de yeni düzenlemeyle &#8220;kooperatifler banka kuramaz&#8221; diyerek Tarişbank&#8217;ı elimizden aldılar. Islâmoğlu: Evet, kooperatifllerin alanlarının ciddi bir şekilde sınırlanması, şirketleştirilmeleri söz konusu. Diğer taraftan, görece büyük çiftçilerden oluşan Trakya Birlik gibi kooperatiflerin, &#8220;şirketleşme&#8221; ortamına, küçük çiftçilerden oluşan Pankobirlik gibi kooperatiflerden daha iyi uyum sağladıkları görülüyor.</p>
<p>Kooperatiflerin ve tüccarların inisiyatif alanlarını sınırlayan diğer bir faktör de, re dönüştürürseniz, borçlarınızı sileriz&#8221; dendi. Bu, o kooperatifin işlevsizleştirilmesi demek. Bu yüzden bu kurullara karşı çıktık. Bu borç bizim değildi, çünkü biz yönetmiyorduk kooperatifleri.</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Borç nasıl oluştu?</p>
<p><strong>Aysu: </strong>Bizatihi devletin yürüttüğü politi­kalar sonucunda oluştu. Bizim koopera­tifler Massey Ferguson traktörlere, kö­mür ocağına, daha bir sürü ilgisiz yere ortak olmuştu. Hangi şirket batıyorsa bi­zi oraya ortak etmişlerdi. Hatta İstanbul Bankası ve Hisarbank, batacakları esna­da, üretici kooperatiflerinden aktarılan paralarla kurtarılmışlardı. Bildiğim ka­darıyla, 38 ortaklığımız vardı. Bu konu­da yetkili olan da genel müdür. Zarar al­tından kalkılamaz noktaya geldiğinde, borcu silmek için &#8220;entegre tesisleri ano­nim ortaklığa dönüştürün, size 1 milyar dolar vereyim, siz de bunları özelleştirin&#8221; dendi. Güçlü kooperatifleri piyasa aktörü haline dönüştürdüler, diğerlerini de tasfiye ettiler. Kavgamızın sebebi buydu. Tayyip Erdoğan &#8220;çizik attım&#8221; de­mişti. Tansaş&#8217;lar bizimdi, sattırdılar. Fiskobirlik&#8217;in elindeki malları sattırmak için yükleniyorlar. Bunlar, üretimden pazar­lamaya olan zincirde çiftçiyi dışlayan dü­zenlemeler. Kooperatifler yeniden dü­zenlenirken &#8220;bizi yok eden bu maddeler kalksın; çalışalım, rekabet edelim, bizden daha iyi ürün verebiliyorlarsa bizi tasfiye etsinler&#8221; dedik. Ama biz daha sahaya çıkmadan tasfiye edildik; rekabet sonucu değil, yasa eliyle ortadan kaldırıldık.</p>
<p>Raporunuzda, doğru uygulamalarla, pamuk, tütün, ayçiçeği, pancar ve hatta buğdayda bile küçük işletmeci piyasa­da yer alabilir diyorsunuz&#8230;</p>
<p><strong>Aysu: </strong>Rapor bizi çok umutlandırdı, biz de böyle düşünüyoruz, çiftçilere kahve­lerde bunu anlatmaya çalışıyoruz. Eksik kaldığımız yerleri kooperatifçilik aracılı­ğıyla tamamlayabileceğimizi anlatıyo­ruz. Onun için birlik olmak gerekiyor.</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Birlik olmak ve somut dü­şünmek gerekiyor: Nerede hangi ihtiyaç var, uygulamaları nereye yönlendirmeli? Bunu Ziraat Odalarının yapması lâzım, yapmıyorlar. 1960&#8242;tan bu yana yaşanan askerî darbeler silsilesi genel olarak çok pasif bir toplum yapısının ortaya çıkmasına neden olmuş. 50&#8242;li yaşlardaki insanlara &#8220;tarıma, çiftçiye karşı büyük bir haksızlık yapılıyor, sesiniz çıkmazsa kimse bu politikaları değiştirmez&#8221; dediğinizde, &#8220;o konuları hiç açma, buralarda çok hapis yatan oldu&#8221; diye yanıtlıyorlar. Sindirilmiş bir toplumla karşı karşıyayız. Örgüt, örgütlenme laflarını telaffuz ettiğiniz anda bir sessizlik çöküyor kahveye&#8230; Aysu: Ziraat Odası, 1984&#8242;te çıkan bir kanunla Tarım Bakanlığı&#8217;nın yan örgütü haline geldi: &#8220;Herhangi bir örgütle birlikte bir bildirinin altına imza atamaz, birlikte panel düzenleyemez, miting yapamaz&#8221; deniyor. Tekirdağ&#8217;da yıllar önce çok kala­balık bir miting yapılmıştı, odanın beş yö­neticisi görevden alındı. Oda başkanla­rından biri konuşmacı olarak Fransa&#8217;ya gidecekti, izin verilmediği için yurtdışına çıkamadı. Ziraat Odaları TOBB&#8217;un içinde, ama diğer odalar kadar özgür değiller. Özal döneminde çıkan yasa &#8220;sadece Ta­rım Bakanı&#8217;nın verdiği görevleri yapar, yarıresmî kuruluştur&#8221; diyor.</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>O dönemin sendika yasaları gibi. Dişini çekiyor örgütlenmenin.</p>
<p><strong>Aysu: </strong>Biz sendikayız, biraz daha özgü­rüz, ama bizi de sürekli kapatmaya uğra­şıyorlar. Yayılmacı, kapsayıcı bir politika izliyoruz. Yayın yapıyoruz, 10 bin çiftçi­ye ulaştırıyoruz, her yeri dolaşıyoruz. 1980&#8242;den bu yana hangi kanunun hangi iktidar tarafından çıkarıldığının ve yarat­tığı tahribatın dökümünü çıkaran bir do­küman hazırladık. Değişmesi gereken maddeleri belirledik. Şu anda, yedi sani­yede bir çiftçi iflas ediyor. Bunun neden­lerini bir broşürde çok basit bir şekilde anlattık ve köylere dağıttık. Sorunun onu yaşayanlar tarafından sahiplenilmesi için çaba harcıyoruz. &#8220;Siz yapın, yardım iste­diğinizde biz gelelim, yanınızda dura­lım, ama biz sizin adınıza hiçbir şey yap­mayacağız&#8221; diyoruz.</p>
<p>Araştırmaya başlarken hiç aklınızda ol­mayan, sizi şaşırtan durumlarla karşı­laştınız mı?</p>
<p><strong>İslâmoğlu: </strong>Tarımın kendisiyle ilgili şaşırtan bir şey olmadı. Ama, kırsal bölgede, köylerde şahit olduğumuz TürkKürt gerilimi şaşırtıcı ve üzücüydü. Bu gerilim büyük ölçüde tarımda olup bitenle ya<br />
kından ilişkili&#8230; Çiftçilerin gelir krizi, bankalardan ve kooperatiflerden aldıkları borçları ödemekte zorlanmaları, tefecilerin eline düşmelerine neden olmuş. Bize tefecilerin önemli bir bölümünün Batı<br />
Anadolu&#8217;da, özellikle de turizm bölgelerine yakın alanlarda eğlence sanayinde bulunan Kürtler olduğu söylendi. Örneğin, Didim&#8217;de, Kuşadası&#8217;nda eğlence sektöründe etkin olan Kürtlerin tefecilik<br />
yaptıkları söyleniyor. Söke&#8217;de, Manisa&#8217;da çok kuvvetli bir Kürt karşıtlığıyla karşılaştık. &#8220;Temiz köy&#8221; deniyor, &#8220;Kürt yok&#8221; anlamında&#8230; Diğer taraftan, Kürtlük meselesine ilişkin olarak Adıya<br />
man&#8217;da çok farklı bir anımız oldu. Burada tütünün desteklendiği dönemde yarıcı olarak tütün üretmiş olan çiftçilerle görüştük. Bu dönemde destekler ürüne verildiğinden hem yarıcı üreticiler hem de<br />
toprak sahipleri kazanmışlar. Yarıcı kesim, güngörmüş bir kesim; aralarında muhakemesi kuvvetli, belagatli kişiler var. Bugün düştükleri durumu ve tütün üretimine getirilen kısıtlar sonucu mev<br />
simlik işçiliğe mecbur kalmalarını anlatırken, çok hırpalandıklarını söylediler, ama &#8220;Kürt olduğumuz için kötü muameleye maruz bırakılıyoruz&#8221; demediler. Onların derdi tütün politikaları&#8230; Tütün Yasası çıktığında, 500 kişi TBMM&#8217;ye gitmişler. Meclis birbirine girmiş &#8220;Kürtler geldi&#8221; diye, bunları derdest edip bir spor salonuna götürmüşler. Ellisi de sendikaya gitmiş. Orada da yine &#8220;Kürtler geldi&#8221;diye bodruma tıkmışlar. Hikâyeyi anlatan çiftçi, &#8220;hocam, bizi böyle böyle Kürt ettiler&#8221; diyerek bağladı. Anlatılandan benim çıkarttığım, &#8220;bizim derdimiz tütün, onların derdi Kürtlük&#8221; şeklindeydi. Batı bölgelerinde genel olarak etnik gerilim yaygın. Doğuda, örneğin Adıyaman&#8217;da bu tür bir gerilim hissetmedik. Adıyaman<br />
dünyanın çok özel yerlerinden biri şehrin kozmopolit niteliğinin çok eski zamanlara dayandığını sezmek için asırlar boyunca ticarî yolların kesişme noktasında yer aldığını bilmeniz gerekmiyor. Adıyaman&#8217;a ramazanın ortasında gittik, sokaklar erkekli kızlı gençlerle cıvıl cıvıldı. Tütün üretiminin bitmesiyle gençler şehirdeki tekstil sanayiine akıyorlar. Burada bir istihdam olanağı var, dolayısıyla daha iyimser bir tablo ortaya çıkıyor. Madalyonun diğer yüzünde ise, tütünden kopup mevsimlik işçi olarak Karadeniz&#8217;e, Antalya&#8217;ya meyve toplamaya gidenler var. Bu gençler aşağılanarak Kürt kimliklerini keşfediyorlar.</p>
<p><em><strong>HAVZA MODELİ NE DEMEK?</strong></em></p>
<p><em><strong>Tarımın geleceği</strong></em></p>
<p><em>Tarım sektörünün havza modeli çerçevesinde yeni­den yapılandırılması aslında yeni bir mevzu değil. 2004 yılında çıkan ve tarım sektörünün genel hatlarını çizen 5262 sayılı kanunun 14. maddesinde &#8220;Tarımsal üretimin kendi ekolojisine uygun alanlarda yoğunlaş­ması, desteklenmesi, örgütlenmesi, ihtisaslaşması ve entegre bir şekilde yürütülmesi için tarım havzaları, Ba­kanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu&#8217;nca belirlenir. Havza faaliyet ve işleyişi ile ilgili esas ve usûllerinin düzenlenmesine ilişkin yönetmelik, Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur&#8221; denilerek bu uygulamanın yolu za­ten açılmıştı. Ne var ki model ancak Tarım Bakanlığı ko­nuya ilişkin yönetmelikler için hazırlıklara başladığında tartışmaya açılabildi.</em></p>
<p><em>Tarım sektörünün havzalar halinde düzenlenmesi­ne ilişkin bakanlık tarafından sıralanan gerekçeler hay­li genelgeçer bir nitelik taşıyor: Biyolojik çeşitliliğin, toprak ve su kaynaklarının korunması, verimliliğin ve üretici kârlılığının artırılması, arztalep dengesinin sağ­lanması. Ancak asıl murad edilen, tarımı daha yönetilebilir, planlanabilir ve öngörülebilir kılmak, bu amaçla destekleme programlarını Türkiye&#8217;nin AB ve Dünya Ti­caret Örgütü gibi alanlarda verdiği taahhütlere uydur­mak şeklinde özetlenebilir. Havza modelinin içerdiği destekleme paketleri, söz konusu hedeflerin daha da iyi anlaşılmasını sağlıyor: Tarımsal ürün alımlarından do­ğan kamu finansman yükünün azalması ve ihracata yö­nelik üretim yapılması, havza modelinin desteklemeye ve tarımın finansmanına ilişkin öncelikli hedefleri ara­sında yerini alıyor. Modele ilişkin tanıtım çalışmaları şimdilik &#8220;havza modeli ile çiftçiye fazladan 5.3 milyar TL aktarılacak&#8221; türünden, tarımın malî boyutlara indir­gendiği haberler aracılığıyla yapılıyor.</em></p>
<p><em>Tarım havzaları programı Tarım Bakanlığı&#8217;nın TOBB, Boğaziçi ve Ege üniversitelerinin de katkısıyla hazırladığı &#8220;Havza bazlı destekleme modeli&#8221; çerçeve­sinde yerleştirilecek. Bu yıl uygulamaya konulması bek­lenen bu sistemde, teorik olarak Tarım Bakanlığı her bir coğrafyada en verimli şekilde yetiştirebilecek ürünleri tespit edip yalnızca bu ürünleri primle destekleyecek. Böylece her bir havza birkaç üründe uzmanlaşılacak. Seçilecek ürünlere prim verilirken, diğer ürünlere yal­nızca mazot ve gübre desteği sağlanacak. Böylece üre­ticinin desteklenmeyen ürünlerden vazgeçmesi sağla­nacak.</em></p>
<p><em>Havzaların belirlenmesinde iklim, toprak ve topog­rafyaya ilişkin veriler kullanılacak. Tarım Bakanlığı&#8217;nın belirlemelerine göre, şu anda bu şekilde belirlenebilecek 190 tarım havzası bulunuyor, ancak bu havzalar yönetilebilirlik meselesi göz önünde bulundurularak 30&#8242;a kadar indirilmiş durumda. Bu havzalarda şimdilik 16 ürüne uygulanan prim destekleri kullanılarak model yerleştirilmeye çalışılacak. Bu 16 ürün ise şöyle: Aspir, kanola, soya, arpa, ayçiçeği, buğday, çavdar, çay, çel­tik, kuru fasulye, mercimek, mısır, nohut, pamuk, yulaf ve zeytin&#8230;</em></p>
<p><em><strong>Sorular ve sorunlar</strong></em></p>
<p><em>Havza modeli aslında genel olarak 1990&#8242;larla birlikte küresel ölçekte şekillenmeye başlayan (AB Ortak Tarım Politikası ve özellikle kriz sonrasında gelişmekte olan ülkeler için önemlice bir tuzak olduğunun farkına varı­lan Dünya Ticaret Örgütü antlaşmaları, bunun yanısıra serbest ticaret anlaşmaları NAFTA, GATT vb. aracı­lığıyla yerleştirilmeye çalışılan) tarım piyasalarının coğ­rafî olarak uzmanlaştırlması eğiliminin devamı olarak görülüyor. Bu eğilim, petrol yerine geçebilecek yağlı bitkilere verilen stratejik önemle de ivme kazanıyor. Ni­tekim Türkiye&#8217;de uygulanacak havza temelli destekle­me modelinde aspir, kanola ve soya üretiminde yüzde yüze varan bir artış hedeflenmesi de bu tespiti doğrular nitelikte. Özellikle gıda sektörü aleyhine yağlı tohum­larda görülebilecek bir coğrafî genleşme, bu bitkilere yatırım yapan çiftçiler için kısa vadede kârlı, ancak uzun vadede genel olarak tarım ve gıda sektörü açısın­dan pahalı olabilecek bir dönüşümün habercisi. Öte yandan havza modelinin gerekçelerinde tohum güvenli­ği, ekolojik denge gibi herkesin üzerinde uzlaştığı kay­gılar dile getirilse de, modelin bunu ne şekilde sağlaya­cağına yönelik herhangi bir ayrıntı en azından şimdilik görünmüyor.</em></p>
<p><em>Bir başka sorun da havza modeliyle ilgili düzenle­melerin yönetmelik düzeyinde kalması. Bu durum, bu denli önem verilen bir dönüşümün bile kurumsal ayağı­nın zayıf kalmasına neden olabilir. Öte yandan Tarım Bakanlığı&#8217;nda tarımsal bilgi ve yöntem desteği konu­sunda ciddi bir atalet söz konusu. Manzaraya çiftçi ör­gütlenmelerinin bir türlü üstesinden gelin(e)meyen güç­süzlükleri de eklendiğinde, bu denli uzmanlık bilgisi ge­rektiren bir modelin nasıl işletileceği konusunda ciddi bir boşluk bulunduğunu söylemek mümkün.</em></p>
<p><em>Havza modelinin en büyük sorunu ise, iki yıl kadar önce terk edilen Doğrudan Gelir Desteği&#8217;nin en ölümcül hastalığını devralmış olması. Doğrudan Gelir Desteği&#8217;ni sorunlu kılan başlıca özelliği, kayıtlı çiftçiye toprak bü­yüklüğü ölçüsünde destek vermesiydi. Havza modeli ürün primlerine dayanıyor gibi görünse de, birim top­raktaki verimliliği değil, beyan edilen ürün miktarını te­mel alıyor. Dolayısıyla DGD&#8217;deki &#8220;büyük toprak sahibi­ne büyük destek&#8221; mantığından kurtulabilmiş değil. Da­hası, DGD&#8217;nin sakatladığı tarımsal kiracılık ilişkilerini düzeltmeye, dolayısıyla mülk sahibini değil, üreticiyi desteklemeye yönelik bir adım da atmıyor.</em></p>
<p><em>Araştırma hakkında</em></p>
<p><em>2006 yılında TÜBİTAK desteğiyle başlatılan &#8220;Tarımda Dönüşüm ve Küresel Piyasalarla Bütünleşme Süreçleri&#8221; adlı araştırmada Huricihan İslâmoğlu&#8217;nun yanısıra El­van Gülöksüz, Alp Yücel Kaya, Ulaş Karakoç, Derya Ni­zam, Göksun Yazıcı ve Ayşe Çavdar çalıştılar. Araştırma kapsamında her bir araştırmacı belirlenen ürünlere odaklanarak, üretim alanlarındaki köylerde yaşayan çiftçilerle derinlemesine görüşmeler yaptı. Pamuk, buğ­day, ayçiçeği, mısır, pancar, üzüm ve tütün üreticileriy­le 700 kayıtlı, yüzlerce destekleyici görüşme yapıldı. Ayrıca “bölgedeki kooperatifler, tarım il müdürlükleri vs. ziyaret edildi” deniyor. Esas olarak, çiftçi nüfusu tırpan­lamaya yönelik bir sistem bu; AB&#8217;nin ta­lebi olan tarımsal nüfusu yüzde 10&#8242;a ge­tirmeye yönelik bir öz taşıyor.</em></p>
<p>Kaynak : Express Dergisi</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/ciftcinin-silahli-isyani/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Çiftçinin silahlı isyanı'>Çiftçinin silahlı isyanı</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/torba-kanundan-ciftcinin-elektrik-borcuna-af-cikti/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Torba kanundan çiftçinin elektrik borcuna af çıktı'>Torba kanundan çiftçinin elektrik borcuna af çıktı</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/hububat-ureticisi-ciftcinin-gormedigi-destegi-sirketler-gorecek/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Hububat üreticisi çiftçinin görmediği desteği şirketler görecek'>Hububat üreticisi çiftçinin görmediği desteği şirketler görecek</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/ciftcinin-neoliberalizmle-imtihani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR ORTAK YAŞAM DENEYİ: DUTLAR EKOKÖYÜ</title>
		<link>http://www.karasaban.net/bir-ortak-yasam-deneyi-dutlar-ekokoyu/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/bir-ortak-yasam-deneyi-dutlar-ekokoyu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 11:17:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[abdullah aysu]]></category>
		<category><![CDATA[ekoköy]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=9300</guid>
		<description><![CDATA[Söyleşi: Abdullah  Aysu-İstanbul’daki  dostlarımdan Menemen’e bağlı Turgutlar Köyü’nde bir ekoköy projesi  olduğunu duyduğum andan itibaren görme arzusu içimde depreşti. Çeşitli  gözlem, bir miktar dinlenme amaçlı Ege’ye doğru yola çıktığımda Dutlar  Ekoköy’üne biran önce ulaşmaya odaklandım. 
Son zamanlarda kentte parayı “vuranlarda” bir köyde tarla alma  sevdası sarmıştı. Köye gidenler arazinin en [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/insanlik-tarihinin-en-kontrolsuz-deneyi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İNSANLIK TARiHiNiN EN KONTROLSÜZ DENEYi'>İNSANLIK TARiHiNiN EN KONTROLSÜZ DENEYi</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/cay-sen-cay-kanununun-geri-cekilmesi-ortak-basarimizdir/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Çay-Sen &#8220;Çay kanununun geri çekilmesi ortak başarımızdır&#8221;'>Çay-Sen &#8220;Çay kanununun geri çekilmesi ortak başarımızdır&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/su-ihtiyac-maddesi-mi-hak-mi-yoksa-yasam-mi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Su ihtiyaç maddesi mi ? Hak mı yoksa Yaşam mı?'>Su ihtiyaç maddesi mi ? Hak mı yoksa Yaşam mı?</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm }</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" mce_style="margin-bottom: 0cm;" align="JUSTIFY"--><em><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/dutlarkoyukucuk.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9301" title="dutlarkoyukucuk" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/dutlarkoyukucuk-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><strong></strong></em><em><strong>Söyleşi: Abdullah  Aysu-</strong>İstanbul’daki  dostlarımdan Menemen’e bağlı Turgutlar Köyü’nde bir ekoköy projesi  olduğunu duyduğum andan itibaren görme arzusu içimde depreşti. Çeşitli  gözlem, bir miktar dinlenme amaçlı Ege’ye doğru yola çıktığımda Dutlar  Ekoköy’üne biran önce ulaşmaya odaklandım. </em><br />
<em>Son zamanlarda kentte parayı “vuranlarda” bir köyde tarla alma  sevdası sarmıştı. Köye gidenler arazinin en iyi ve verimli yerine  köşkünü inşa ediyor. Arazinin etrafını suru andıran duvarlarla  çeviriyor. Dört bir yanını kameralarla donatıyor. Aracına otopark,  ailesine havuz, hizmetçisi için müştemilat, kendisi, eşi ve çocukları  için hobi odaları ve derken toprakları katlediyorlar. Aslında köye  gitmiyor kenti köye taşıyor bunlar.</em></p>
<p><em>Köyde tarla alma sevdasındaki kentlilerin bu yanlışlarına gerekçe  yaptıkları günümüzün modası organik tarım(!) yapma sevdası ile  birleşince ortaya bir “kara sevda” çıkıyordu. Neyse ki, Dutlar Ekoköy  kurucuları doğa sevdalısı güzel insanlar…. </em></p>
<p><em>Menemen’de Çetin arkadaşla buluşup dağa sarmak için yola  koyulduğumuzda ilk Belen Köyü’ne vardık. Belen boğazına kadar  endüstriyel tarıma gömülmüş bir köy. Belen’in geniş sulama kanalını  sağımıza aldık,</em> <em>yola devam ettik. Tek aracın geçebileceği  genişlikteki demir köprü’den geçtikten sonra Çukurca Köyüne vardık.  Orada bekleme yapmadan dağa sardık. Dağın zirvesine vardığımızda hayrat  çeşmeden Çetin bidonu doldurdu. Bizler; Ali Bülent Erdem, Ümide Aysu ve  ben etrafın güzelliğini temaşa ettik. Ve tekrar yola koyulduk. Köyün  girişinde arı kolonisi bizi karşıladı. Birkaç ayakta yıkılmamak için son  gücünü kullanan ev, bir sürü yıkılmış sadece temel taşları kalmış  deprem sonrası evler görüntüsünde harabeleri olan <span>Turgutlar </span>Köyü’ne vardık.</em></p>
<p><em>Manzara muhteşem. Köyde yaşayan birkaç hanenin geçimini  hayvancılıktan kazandığını, hayvanların özgür “yarı yılkı” bir tarzda  yaşadığını gördükten sonra hiçbir endişem kalmadı. Çünkü hayvanların  özgür yaşamı Dutlar Ekoköyüne ekolojik yol göstericiliği yapıyor, yani  Dutlar Ekoköylü dostlarımın klavuzları sağlamdı! </em></p>
<p><em>Sözü daha fazla uzatmadan Dutlar Ekoköyü kurucularından Çetin ve  Turgutlar Köyü sakini Cemal’e bırakmadan son söyleyeceğim sözü izninizle  şimdi söyleyeyim: Deneme yanılma, tartışıp birlikte öğrenme yolunuz  açık olsun dostlar…</em></p>
<p><em>Şimdi söz Çetin ve Cemal’de.</em></p>
<p><strong>Kendinizi tanıtır mısınız?</strong></p>
<p>Adım Çetin Hasan Özbayram. İşletme fakültesini bitirdikten sonra  kültür mantarcılığı üretimine başladım. Yaklaşık 10-12 yıldır da organik  tarım ile ilgilendim. Emekli oldum. Eko köy kurma süreci içine girdim.  Eko köye kurmaya halen devam etmekteyim. Ayrılmaya da niyetim yok..</p>
<p><strong>Niye Eko köy?</strong></p>
<p>En başta birlikte birarada, <span>üretken, doğal kendine yeten</span> sosyal bir yaşam arzusundan dolayı. <span>Ayrıca </span>şehir yaşamının bize dayattığı <span>manevi ve</span> ekonomik zorluklar, bu zorlukları nasıl aşarız diye düşünmemiz sonucu ortaya çıktı diyebilirim. <span>Başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanarak bunu uygulamanın en doğru yerinin ekoköyler olması da bir faktör.</span></p>
<p><strong>Sonra fikrin değişti mi?</strong></p>
<p>Değişmedi. Hala öyle. Çünkü mantar üreticiliğini hep köylerde yaptım. Bursa’da <span>Doğanköy</span> ve Üzlüce köylerinde uzun süreler kaldım, yaşadım. Hep köylerde yaşadım  diyebilirim. Şehirle aram yoktur. Köy yaşamı insan ruhuyla en barışık  yaşamdır. Dingin bir yaşamdır. Yediklerimiz, içtiklerimiz sağlıklıdır.  Bu bölüm beni çok ilgilendiriyor. Çünkü ben yemek yapmayı çok severim,  yemek konusunda da hassasımdır.</p>
<p><strong>Dutlar Köyünü biraz anlatır mısınız? </strong></p>
<p>Dutlar bu köyün eski adı. Yeni adı Turgutlar Köyü. Menemen’e bağlı.  Eskiden bu köy dağın ardında ovada imiş. Köylüler orada bir veba olayı  yaşamış, sonra yukarılara buralara göç etmiş, tutunmuş. Geçmişte burada  yaşayan nüfus 70 hane imiş. Şimdilerde burada 5-6 hane yaşıyor. Onlarda  geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlar. Buralarda hayvancılık tamamen  doğayla iç içe yapılıyor. Hayvanlar özgür. Bir yerlere kapatılmıyor.  Sağımdan sağıma veya kesilecek olan hayvanı tutma dışında hayvanlara  dokunulmuyor. Kendilerine birşey verilmiyor. Yani insanlar tarafından  bakılmıyor, beslenmiyor.</p>
<p><strong>Dutlar ekoköy <span>derneği </span>kaç kişiden oluşuyor? Kaç kişi burada sürekli yaşıyor?</strong></p>
<p><span>Derneğimiz </span>10’u kadın, 7’si erkek 17 kişi den oluşuyor. Ancak toplam nüfusumuz 19; bir bebeğimiz var-<span>Ela, biri de doğacak-Güneş</span>. Şu an itibarıyla üyelerimizin 8’i, köyde sürekli yaşıyor.</p>
<p><strong>Ne kadar araziniz var?</strong></p>
<p><span>Derneğimize</span> ait 15 dönüm tarlamız, 6 parsel ev yerimiz var. Ev yerlerinin her parseli <span>200-700</span> metre kare arasında. Ev yerleri köy dahilinde tapulu. Tarlamız da tapulu.</p>
<p><strong><span>Dernek</span> olarak ne(ler) yetiştirmeyi/üretmeyi düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Çetin Hasan Özbayram: </strong>Babam ziraat mühendisiydi.  Toprak-Su araştırmada mantar bölüm başkanıydı. Dolayısıyla mantarcılık  baba mesleği. Burada doğal mantarcılık yapmayı düşünüyoruz. Doğal  mantarcılığa en uygun mantar çeşidi <em>kayın</em>/<em>istiridye </em>mantarıdır.  Bizde onu yetiştirmeyi düşünüyoruz. Bu mantar çeşidi doğada ağaçların  üzerinde doğrudan zaten yetişir. Kurutularak daha sonra kullanılması da  mümkün olan bir mantar türüdür. Üretilmesinde kullanılan materyal kolay  temin edilebilen ve doğal olan ağaç talaşı ve saman karışımıdır.</p>
<p>Üretim, yerleşim ve yaşam konusunda üyeler olarak aramızda tartıştık.  Daha iyisini nasıl yaparız diye de hala tartışmaya devam ediyoruz. Şu  ana kadar yaptığımız tartışmalarda şu kararlarda ortaklaştık.</p>
<p>Mantarcılığın dışında 15 dönümlük tarlamızda üzüm bağı yapmayı  düşünüyoruz. Tabii ki, etrafını çevirerek güvenli bir hale getirmemiz  öncelikli işlerimizin arasında. Bağımızı nehirden sulayacağız.  Elektriğimiz yok ama bağa bir konaklama ünitesi yapmayı düşünüyoruz.  Fide üretmek için bir sera yaptık. Sebze yetiştirmek istiyoruz. Sebzeyi  şimdilik ev yeri olan parsellerde yapacağız. Arıcılık yapacağız. <span>10 tonluk su deposu yaptık.</span></p>
<p><span>Dernekte </span>ayrıca permakültür eğitimi vereceğiz. Şu ana kadar burada iki permakültür eğitimi gerçekleştirildik. <span>Dernek </span>üyesi sosyal psikolog ve <span>sinema ile ilgilenen</span> arkadaşlarımız var. Onlar da burada kendi alanlarında eğitimler verecekler.</p>
<p><strong>Yani <span>dernek</span> üyeleri burada elde edilecek kazançla mı geçinecek yoksa birikimlerine dayalı bir yaşam mı sürdürecekler?</strong></p>
<p>Dutlar Ekoköy <span>Derneği çatısı altındaki</span> çalışmalarımızla  yaşamak istiyoruz. Evleri bu çalışma ve çabaların sağlayacağı  gelirlerle yapmayı düşünüyoruz. Üyelerimizden ayrıca bir para talebimiz  olmayacak.</p>
<p><strong>Peki bir bütçe planlamanız var mı?</strong></p>
<p>Evet, var. İki tür bütçemiz var. Biri Dutlar Ekoköy’de yaşayanların  bütçesi ki, yaşayanlar yapacakları üretimleriyle karşılayacak. Genel  bütçeden destek almayacak. Diğeri de genel bütçe. Genel bütçe bütün <span>köyün </span>giderleri ve gelirlerini disipline edecek.</p>
<p><strong>Sizi tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>Adım Cemal Nebioğlu. Dutlar Ekoköy <span>Derneği’</span>nin de sınırları içinde bulunduğu <span>Turgutlar</span> köyünde yaşıyorum.</p>
<p><strong>Bu köyde arazin var mı?</strong></p>
<p>Evet var, 27 dönüm arazim var.</p>
<p><strong>Buralı mısın, yoksa burayı keşif mi ettin? </strong></p>
<p>Burayı keşfettim. Buralara domuz avına gelmiştik, gördükten sonra  burada yaşamaya karar verdim. Şehirdeki evimi sattım, buraya yerleştim.  Yani köprüleri yaktım. Nişanlım vardı o köy kökenliydi. Veterinerdi. Bu  kararımdan sonra beni terk etti. Şimdi yeni evlendim. Eşim kentli. O  burayı çok sevdi.</p>
<p><strong>Köyde ne(ler) yetiştiriyorsun/üretiyorsun?</strong></p>
<p>İlkönce çevreyi araştırdım. Buralar kışın çok soğuk oluyor. <span>Yağmur çok,</span> su altında kalıyor. Burada doğal <span>menengeç</span>/çitlenbik yetişiyor. İzmir bölgesinin incir ihtiyacının yüzde 15’inin bu bölgede <em>bardacık</em> incirinden karşılandığını öğrendikten sonra arazimin 15 dönümüne bardacık inciri diktim.</p>
<p>Birçok deneme yaptım. 33 çeşit üzüm denedim. Hepsi oldu ama üç tanesi  çok lezzetliydi Arazimin kalan bölümüne de bu üç çeşit üzümden yapmayı  düşünüyorum.</p>
<p>İşte doğanın bağrına sığınan, onun sevecen kucak açıcılığının  sıcaklığındaki yaşamı seçen ekolojistlerin duyguları. Biz de, bahtınız  açık, yelkeniniz doğa sevgisiyle dolsun diyoruz, dostlar!…</p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/insanlik-tarihinin-en-kontrolsuz-deneyi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: İNSANLIK TARiHiNiN EN KONTROLSÜZ DENEYi'>İNSANLIK TARiHiNiN EN KONTROLSÜZ DENEYi</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/cay-sen-cay-kanununun-geri-cekilmesi-ortak-basarimizdir/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Çay-Sen &#8220;Çay kanununun geri çekilmesi ortak başarımızdır&#8221;'>Çay-Sen &#8220;Çay kanununun geri çekilmesi ortak başarımızdır&#8221;</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/su-ihtiyac-maddesi-mi-hak-mi-yoksa-yasam-mi/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Su ihtiyaç maddesi mi ? Hak mı yoksa Yaşam mı?'>Su ihtiyaç maddesi mi ? Hak mı yoksa Yaşam mı?</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/bir-ortak-yasam-deneyi-dutlar-ekokoyu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kanser olmak istemiyoruz, meralarımızı istiyoruz&#8221;</title>
		<link>http://www.karasaban.net/kanser-olmak-istemiyoruz-meralarimizi-istiyoruz/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/kanser-olmak-istemiyoruz-meralarimizi-istiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 11:05:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Karasaban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[çevre direnişleri buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa keklik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=9197</guid>
		<description><![CDATA[Ankara&#8217;da yapılan &#8220;Çevre Direnişleri Buluşutyor&#8221; toplantısına Şahintepe&#8217;den (Beyler Uşağı) Mustafa Keklik bir bildiri sundu.
Bildiride çevre sorunlarına ve tarımsal ürerime yapılan büyük saldırıya değinen Mustafa Keklik&#8217;in konuşmasını ve el yazısı metni sunuyoruz.
Türkiye kamuoyunun dikkatine
Tüm resmi kurum ve kuruluşlara, bakanlıklara ve başbakanlığa, tüm devlet
büyüklerimize sormak istiyorum. Bir kuruluşun çıkarları mı, bir şahsın çıkarları
mı önemli, bir bölgenin yüzlerce [...]


Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/demirhanli-koyluleri-meralarini-geri-istiyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Demirhanlı Köylüleri meralarını geri istiyor'>Demirhanlı Köylüleri meralarını geri istiyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/necatiye-koyluleri-1-mera-tarla-gunu-etkinliginde-meralarina-sahip-ciktilar/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Necatiye Köylüleri 1. Mera Tarla Günü Etkinliği&#8217;nde meralarına sahip çıktılar'>Necatiye Köylüleri 1. Mera Tarla Günü Etkinliği&#8217;nde meralarına sahip çıktılar</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/filistin%e2%80%99de-ciftci-olmakabdullah-aysu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: FİLİSTİN’DE ÇİFTÇİ OLMAK/Abdullah AYSU'>FİLİSTİN’DE ÇİFTÇİ OLMAK/Abdullah AYSU</a></li>
</ol>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/mustafakeklik1.jpg"><img class="size-medium wp-image-9198 alignright" title="mustafakeklik1" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/mustafakeklik1-300x219.jpg" alt="" width="300" height="219" /></a><strong>Ankara&#8217;da yapılan &#8220;Çevre Direnişleri Buluşutyor&#8221; toplantısına Şahintepe&#8217;den (Beyler Uşağı) Mustafa Keklik bir bildiri sundu.</strong></p>
<p><strong>Bildiride çevre sorunlarına ve tarımsal ürerime yapılan büyük saldırıya değinen Mustafa Keklik&#8217;in konuşmasını ve el yazısı metni sunuyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye kamuoyunun dikkatine</p>
<p>Tüm resmi kurum ve kuruluşlara, bakanlıklara ve başbakanlığa, tüm devlet</p>
<p>büyüklerimize sormak istiyorum. Bir kuruluşun çıkarları mı, bir şahsın çıkarları</p>
<p>mı önemli, bir bölgenin yüzlerce köyün binlerce insanın hayatımı önemli?</p>
<p>Ne yazık ki bu sorunun cevabı yeterli derecede araştırılmış olsaydı Sanko</p>
<p>Çimento Fabrikası’nın Narlı’ya kurulmasına kesinlikle izin verilmezdi. Çünkü orada</p>
<p>bölgeye yakın çimento fabrikası zaten mevcut.</p>
<p>Halkın sağlığı gözetilmeden, anne karnındaki çocuğun bile zarar görebileceği,</p>
<p>bir çevre felaketine neden olacağı bilenmesine rağmen, olur raporu verilmesinin</p>
<p>arkasındaki nedenlerinde araştırılması lazımdır.</p>
<p>Bölge tam bir felakete sürüklenmektedir. Çimento malzemesi alınacak</p>
<p>bahanesiyle köylerin yaşam kaynağı, geçim kaynağı meralar tahrip edilmek</p>
<p>istenmektedir.</p>
<p>Bizler Şahintepe (Beyler Uşağı Obası) halkı olarak bu güne kadar meramıza</p>
<p>görmelerine izin vermedik. Ama üzerimizdeki baskılar devam ediyor.</p>
<p>Buradan tüm devlet büyüklerimize</p>
<p>istemiyoruz. Kanser olmak istemiyoruz.</p>
<p>Çocuklarımız sakat ve özürlü doğsun istemiyoruz. Hayat damarımız meralarımız</p>
<p>tahrip edilsin istemiyoruz.Ve sizleri bu konuda duyarlı olmaya ve gerekli acil</p>
<p>önlemleri almaya davet ediyoruz.</p>
<p>Beyler Uşağı halkı adına derviş oğlu Mustafa Keklik daha önce tüm bakanlarda</p>
<p>Beyler Uşağı’nın mera hakkında şikayetlerim vardır.1 avıç meramızı vermemiye</p>
<p>kararlıyız.</p>
<p>Saygıyla.</p>
<p><a rel="lightbox" class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/mektupmustafakeklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9199" title="mektupmustafakeklik" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/mektupmustafakeklik-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" /></a></p>


<p>Related posts:<ol><li><a href='http://www.karasaban.net/demirhanli-koyluleri-meralarini-geri-istiyor/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Demirhanlı Köylüleri meralarını geri istiyor'>Demirhanlı Köylüleri meralarını geri istiyor</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/necatiye-koyluleri-1-mera-tarla-gunu-etkinliginde-meralarina-sahip-ciktilar/' rel='bookmark' title='Permanent Link: Necatiye Köylüleri 1. Mera Tarla Günü Etkinliği&#8217;nde meralarına sahip çıktılar'>Necatiye Köylüleri 1. Mera Tarla Günü Etkinliği&#8217;nde meralarına sahip çıktılar</a></li>
<li><a href='http://www.karasaban.net/filistin%e2%80%99de-ciftci-olmakabdullah-aysu/' rel='bookmark' title='Permanent Link: FİLİSTİN’DE ÇİFTÇİ OLMAK/Abdullah AYSU'>FİLİSTİN’DE ÇİFTÇİ OLMAK/Abdullah AYSU</a></li>
</ol></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/kanser-olmak-istemiyoruz-meralarimizi-istiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
