ÇİFTÇİLER NE YAŞIYOR, ÇİFTÇİLERE NELER YAŞATILIYOR?

Ekin Kurtiç- Abdullah Aysu

Sorun her yerde aynı. Köylüler olarak mücadelemiz toprağın ve köylünün sömürülmesine karşı. O çok övülen serbest piyasa ve ticaret anlaşmaları da köylülere sadece yoksulluk getirdi, ama köylülerin her gün ulusal ve uluslararası mücadelesi sürüyor….

Tanıklıklar:

Çiftçiler ne yaşıyor? Nasıl yaşıyor? Çiftçilere neler yaşatılıyor? Çiftçilere kim(ler) ne yaşatıyor? Çiftçilerin yaşamını karartanlar, isteksizleştirenler, mesleğini terke zorlayan kimler? Bu kimlere, destek olanlar kimler?

Bütün bu sorulara yanıtları yaşayan, yaşanılanları görenler anlattı. Bu anlatılanlar düzenlenen Köylü Hakları Konferansı boyunca sürdü. Konferansı besleyen, yan kol gibi işleyen köylü tanıklıkları aynı zamanda katılımcılar arasındaki bilgi paylaşımını da sağladı. Tanıklıklar…

Güney Kore: ABD’den et ithalatı ve mum yakma eylemi örneği çok önemlidir. Kore hükümeti eti ABD’den ithal etmeyi kabul etti, halk ise buna itiraz ediyor. Anlaşmanın içeriği çok sorunlu. Buna karşı koyuş hareketi öğrencilerle başladı. Normal lise öğrencileriyle, fakat daha sonra hareket genişledi ve 1 milyon kadar insan 50 gün boyunca Seul’da mum yakma eylemine katıldı. Bu hareket medyada da çok fazla yer aldı. ABD’deki et üretim sistemi deli dana hastalığının oluşmasına çok yatkın. Halk da bunun farkında. Köylü hareketi, deli dana hastalığı hakkında uzun zamandır halkı eğitiyordu. Halk bilinçliydi. Geçen aralık ayında yeni devlet başkanı seçildi, seçilen devlet başkanı neoliberal politikalar izliyor ve ABD yanlısı. Mum yakma eylemi ise sadece deli danayla ilgili değil, neoliberalizme ve özelleştirmeye de karşı bir eylemdi. Eylem giderek yayıldı, orta sınıfa ve hatta devlet görevlilerine kadar. Eyleme katılım yaygınlaşırken aynı zamanda talepler de genişledi. Et ithalatına karşı başlattığımız bu hareket, şimdi neo-liberalizme karşı eyleme dönüştü. Bu eylemi devam ettiriyoruz.

Kolombİya/FENSU-AGRO: İnsan haklarının en çok çiğnendiği yerlerden biri Kolombiya. Köylüler topraklarından zorla atılıyor, devlet görevlileri tarafından öldürülüyor. Sendikal hareketlere üye olanlar mimleniyor. Şu anda 60’dan fazla sendika üyesi hapiste ve bunlardan 16’sı kadın. Kolombiya’da mısır, muz ve baklagil (barbunya) üretimi bitiriliyor. İthalat önemli derecede arttı. Hükümetler, biz üreticilerin şirketler tarafından sömürülmesine izin veriyor. Ekvador’da yapılan şimdi bizde oluyor. Devletin silahlı güçleri giderek daha fazla insan hakları ihlaline yol açıyor. Brezilya’da, MST hareketinden toprak işgal eden köylülerin, silahlı güçler tarafından nasıl topraklarından atıldığı ve devlet güçlerine karşı gelmekle suçlandığı anlatıldı. Bu, insanların/sivillerin arasına terörizm sokmaktır, sosyal hareketleri engellemek demektir. Kolombiya’da devlet, köylüleri gerilla ile ilişkili olmakla suçluyor ve bu bahaneyle haklarını ihlal ediyor. Kolombiya’nın doğal kaynakları çok geniş ama bugün ABD bu doğal kaynaklar üzerinde istediği gibi geziniyor. Biz doğa anamızı korumalıyız. Bizi öldürüyorlar. Buna karşı kültürü, toprağı korumak için mücadelemizi sürdürmeliyiz.

Hİndİstan/Çİftçİ SendİkasI: Bence sorun her yerde aynı. Mücadelemiz ise toprağın sömürülmesine karşı. Bu mücadelede birçok köylü ölüyor. Batı Bengal’de 30’dan fazla köylü öldü. Devlet tarafından 100.000 hektar toprak köylülerin elinden alındı. 200 milyondan fazla köylü şimdi sanayi işçisi. Köylüler bu toprakları terk etmemek için çabalıyor. Şu anda hükümetin parlamentoda bir tohum yasası önerisi var. Bu geçerse artık köylüler kendi tohumlarını kullanamayacak ve değiş-tokuş edemeyecek. GDO’lu tarım giderek artıyor. Biz geçen sene bir GDO’lu pirinç ekimi yapan tarlayı yaktık. Geçen hafta ise hükümetin tarımı ticaretleştirmek istemesine ve DTÖ’yle olan anlaşmalara karşı Delhi’de büyük bir miting yaptık, Bugün Hindistan’da demokrasi var. Bu politikalara karşı gelebiliriz, örgütlenebilir, hep beraber mücadele edebiliriz.

Türkiye/Çİftçİ SendİkalarI Konfederasyonu:
Türkiye’de 1980’den bu yana IMF ve Dünya Bankası; “Tarıma yapılan destekleri azaltın, tarımsal kredi faizlerini yükseltin, destekleme yapan kuruluşları özelleştirin” dedi. Hükümetler ise, IMF ve Dünya Bankası’nın bu isteklerini harfiyen yerine getirdi, getirmeye de devam ediyor.

Kamudaki Tarım Bakanlığı Kurmay Genel Müdürlükleri’nin dağıtılması/kapatılmasıyla başlayan IMF ve Dünya Bankası yaptırımları suyu, toprağı çiftçiler ile devletin ortak korumasından çıkarttı, şirketlerin kâr amaçlı uygulamalarına açık hale getirdi.

Özelleştirilen kamu iktisadi teşebbüslerinden sonra 1980’lerde 80 milyon olan hayvan sayımız şimdilerde 41 milyona kadar geriledi. İhracatçısı olduğumuz hayvansal ürünlerde ithalatçı olduk. Hayvan yetiştiriciliğinden geçimini sağlayan birçok aile artık geçinemiyor, hayvan yetiştiriciliğini terk etmek zorunda kaldı.

Yine IMF ve Dünya Bankası’nın arzusuyla çıkarılan Şeker Yasası sonrası 175 bin üretici şekerpencarı üretimini bırakmak zorunda kaldı. Şekerpancarı üretimi 18 milyon tondan, 11 milyon tona kadar geriledi. Buradan boşalan alanlara Cargill gibi çokuluslu şeker şirketleri girdi. Hükümetler IMF ve Dünya Bankası isteklerine uyarak TEKEL yasasını da çıkarttı. TEKEL tütün ve üzüm alımından vazgeçti. 583 bin tütün üreticisinin sayısı 180 binlere kadar geriledi. Tütün üretimi 208 bin tondan 80 bin tona düştü. TEKEL’den boşalan yerleri Philip Morris, JTİ, Amerikan Tobacco gibi uluslararası sigara şirketleri aldı. Üzüm yetiştiricileri zor durumda.

Çiftçilere ait Tarım Satış Kooperatifleri Yasası da Dünya Bankası isteğiyle değiştirildi. Çiftçilerin üretimden pazara olan bu örgütlenmeleri dağıtılarak birer piyasa aktörü haline getirildi, şirketleştirildi.

En son olarak Tohum Yasası’nı çıkardı hükümet. Hükümetin çıkardığı Tohum Yasası ile çiftçilerin ürettiği tohumları satmalarına engel getirildi. Çiftçiler, tohum şirketlerinden tohum temin etme zorunda bırakıldı. Kısacası Türkiye’de tarım şirketleşiyor. Çiftçiler yoksullaşıyor ve sömürülüyor. Uygulanan ve adına Yapısal Uyum Programları denilen tarımın şirketleştirilmesi politikaları sonucunda şu anda her elli saniyede bir, bir çiftçi çiftçiliği terk etmek zorunda kalıyor.

Güney Afrİka/TopraksIz Halklar Hareketİ: Bugün bütün Afrika umudunu Güney Afrika’ya bağlıyor ama bu iyi değil. Güney Afrika’da aslında toprağımız ve sözümüz yok. Mandela bütün dünyada kahraman olarak biliniyor ama o aslında bizim için hiçbir şey yapmadı. Bizi Batı’ya sattı. Sanayi tarımından bahsediyorum. Kardeşlerimiz dışardan geliyor ve Güney Afrika’da bir hiç karşılığında çalışıyor. Bizim toprağımız yok. Hakkımız yok. Sorunumuz hükümetin DTÖ’yle ve diğer ülkelerle yaptığı anlaşmalardır. Herkesin bu topraklarda yaşamaya ihtiyacı var. Kimse öldürülmemeli. Güney Afrika’da Mozambik’ten gelen bir tarım işçisi hakkını, parasını istediği için sanayi çiftçileri tarafından yenilmesi için aslanların önüne atıldı. Toprak hakkında çalışan sivil toplum kuruluşlarına güvenmeyin. Onlar bize yardım etmiyor, bize karşı çalışıyor. Dışardan destek alıyor ve sizin üstünüzde durup sizi bastırıyorlar.

Meksİka:
Barbunya, Meksika’da ana gıda maddesi fakat bunların üretiminde bugün GDO”lu tohumlar kullanılır oldu. Yaşam hakkı insanların elinden alınıyor. Meksika tarımda ABD ve Kanada’ya bağlı hale geliyor, getiriliyor. Bugünkü tarımın yüzde 80’i ithalata bağlı hale geldi. Ana gıda maddesi mısırda 1993’te, ithalat başlamadan az önce, satın alınan miktar çok az iken bugün yılda 11 milyon tona ulaştı. O çok övülen serbest piyasa ve ticaret anlaşmaları da sadece yoksulluk getirdi ama biz hergün ulusal, bölgesel, uluslararası mücadelemizi sürdürüyoruz. Köylü hareketleri liderleri, yerli halklar hareketi liderleri tutuklanıyor. Afrika’da ithalatın yapıldığı kuzey sınır, çiftçi hareketi liderleri tarafından kapatıldı. Bu mücadelede bir hareket lideri tutuklandı ve bir yoldaş da öldürüldü.

TarIm Reformu İçİn Küresel Kampanya/Orta Amerİka:
Bugün 2.6 milyon insan topraksız ya da bir hektardan daha az toprağı olan kesimdir. 1960, 70 ve 80’lerde toprak reformu konsepti oluştu. Orta Amerika’da Guatemala ve Honduras, tarladaki insan hakları ihlallerinin en çok olduğu bölgelerdir. 300-400 aile polis şiddetine maruz kalıyor. Çünkü çokuluslu şirketlerin hegemonyasına karşı ya da adil ücret ya da bir parça toprak için mücadele ediyor. Honduras hükümeti açlığı çözmek için tarım reformunu kabul etti. Çiftçi hareketleri hükümete tarım reformu önerisi sundu. Kanun çıktı ama 21 Mayıs-13 Haziran arasında deklarasyonunu savunmak isteyen 3 çiftçi öldürüldü. Hükümet ve devlet çiftçi hareketlerine kesinlikle destek olmuyor.

Malezya:
Sivil toplum örgütleri düşman olarak görülüyor. Plantasyonlar genişletilmek istendiğinde biz devreye giriyoruz ve devlet tarafından düşman ilan ediliyoruz. Sizleri mücadelemize davet ediyoruz. Köylü hakları konvansiyonu çok önemli, böylece hükümetimize baskı yapabiliriz. Plamiye plantasyonu ilk önce yemek yağı için soyanın yerine geçsin diye başlatıldı. Soya yağı pahalıydı ama şimdi petrol fiyatı arttı ve palmiye plantasyonları biyo-yakıt için kullanılmaya başlandı. Latin Amerika’ya en çok Malezya’dan palmiye tohumu geliyor. Öyleyse bu koşullarda Latin Amerika ve Malezya palmiye plantasyonuna karşı ortak kampanya yürütebilir. Palmiye ağacı üretimi bütün tropik bölgelerde arttı. Ana sebep agro-yakıtın gelecekteki yükselişi. Bu, uluslararası ve ulusal şirketlerin baskısı altında iki yolla yapılıyor. Bu iki yolun birincisi, mono-kültür, ikincisi ise küçük çaplı aile tarımının kullanılması yoluyla yapılıyor. Bu yol bizi daha fazla şirketlere bağlıyor, bağımlı hale getiriyor. Girdilerin hepsi şirketlerden. Çözüm agro-dizele tamamen karşı olmak değil, bugünkü uygulanışına karşı olmaktır çünkü çok yıkıcı bir şekilde yapılıyor.

***

DÜNYANIN ÖNDE GELEN ÇİFTÇİ LİDERLERİ KÖYLÜ HAKLARI İÇİN KONUŞTU: PAUL NICHOLSON

Kalkınma modelini değiştirmek en etkili çözümdür

Paul Nicholson bir çiftçi. İspanya Bask Bölgesi’nin Bizkaia eyaletinde 400 kişiden oluşan küçük bir köyde yaşıyor. 14 aileden oluşan küçük bir kooperatifin de üyesi. Aile çiftçiliği üretimi çerçevesinde süt, elma şarabı, reçel ve konserve üretiyor. Aynı zamanda Bask organizasyonu EHNE, Via Campesina Avrupa Koordinasyonu, Via Campesina Koordinasyon Komisyonu ve Via Campesina Gıda egemenliği Komisyonu üyesi.

»Uluslararası Köylü Hakları Konferansı’ndasınız, köylü hakları neler?

Köylü hakları, gıda üretmek, yakın toplulukları beslemek ve yemek yemek gibi doğal haklardır. Köylü hakları ayrıca bu haklara dahil olunabilmesi için tamamlayıcı olan ekonomik, kültürel ve sosyal hakları da kapsar. Bunlar; toprağın kullanımının erişimi ve güvenliği, suya erişim, kendi tohumlarımızı kullanma, değiş-tokuş etme ve satma haklarıdır. Köylü hakları, yaşamı ve doğal kaynakları koruyacak bir siyasi sisteme sahip olma hakkıdır. Topraklardan tasfiye edilmeyi engelleyen haklardır. Aynı zamanda köylü kadınların da gıda üretiminde aynı hak ve sorumluluklara (sürdürülebilir tarım yapma sorumluluğu) sahip olma haklarıdır.

»Köylülerin haklarının uygulanmasının önündeki engeller neler?

Köylülerin olduğu kadar şehirlilerin de haklarının üstünde, çokuluslu şirketlerin kendi kâr kanunlarını baskın kılma gücü ve kapasitesi sorgulanması gereken en önemli engellerden biridir.

»Dünyadaki gıda kriziyle köylü haklarının ilgisi var mı? Varsa neler?

Bugün iklim krizi, gıda krizi ve enerji krizinin kökü aynıdır: Neoliberal modelin başarısızlığı. Bütün bu krizlerde köylüler kadar tüketiciler de kaybeden, şirketler ise şimdilik kazanan konumunda. Aşırı derecede spekülatif olan bu krizde gıda üretmek gibi en temel hakların ihlali en önemli sonuçlar arasındadır.

»Bu krizlere nasıl bir çözüm öngörüyorsunuz?

Kalkınma modelini değiştirmek en etkili çözümdür. Kalkınma modeli derken, bu hem üretim modelini, hem enerji modelini, hem de nakliye modelini değiştirmek demektir. Bu, yerel pazarları koruyarak, yakın ve yerelde tüketim için gıda üretmek anlamına gelir. Ayrıca tüketimimizi de değiştirmeliyiz. Tüketiciler olarak kendi seçimlerimizde daha özgür olmalıyız. Yerel tarım ve çiftçilik modelini içeren yerel ekonomi çerçevesinde daha sağlıklı bir tüketim alternatifi geliştirmek çok önemli. Daha az enerji harcamalıyız. Bunun için de gıdalar yerel olmalı ve özellikle ekonomi de yerel işlemelidir.


»Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Aile tarımı ve çiftçiliğinin krizde olduğu bugünlerde birleşmemizin gerekliliğini bilmek ve gıda egemenliğine dayanan köylü tarımını korumak için mücadele etmek kaçınılmazdır. Şu anda Via Campesina Avrupa Koordinatörlüğünü oluşturma sürecindeyiz. Köylü ve aile tarımı mücadelesinin sesi ve önerisi Avrupa çerçevesinde toplanıyor. Bu bize, Avrupalı çiftçiler olarak fikrimizi dinlemeden alınan kararlarda artık sesimizi duyurabilme umudu veriyor.

Abdullah Aysu 31 Ağu 2008 12:28 Makale Arşivi Henüz yorum yapılmamış Geribesleme URI Yorum imleri RSS

Bir yorumda bulunun

*
Amaç dışı kullanımı önlemek için resimde yazılı olan yazıyı soldaki kutuya tekrar yazınız. yazılı sözcüğü görmüyorsanız dinlemek için tıklayınız.
Click to hear an audio file of the anti-spam word