DOĞRUDAN GELİR DESTEĞİ (DGD) = (AÇLIK PARASI)
Abdullah Aysu
Mevcut destekleme modelinin çok kısa bir zaman dilimi içinde yerini bütünüyle doğrudan gelir desteği (DGD) modeline bırakmasını öngören 2000/267 sayılı Bakanlar kurulu kararı 14 Mart 2000 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Bu güne kadar uygulanana desteklemelerinin tümünün yerine ikame edilmesi tasarlanan DGD sistemi tek başına hiçbir ülkede uygulanmamaktadır. Örneğin; OECD ülkelerinde 1998 itibarıyla doğrudan ödemelerin toplam üretici eşdeğerine oranı yüzde 17 olup, piyasa desteği yüzde 67, girdi ağırlı diğer desteklerin oranı yüzde 16′dır.
AB ise; DGD ödemelerine kısmen yer vermektedir. DGD, fiyat politikası, garanti eşikleri, üretim planlaması ve diğer ekonomi politikalarla birlikte uygulanmaktadır. AB’de DGD oranı yüzde 30, pazar fiyat desteği yüzde 55, girdi desteği ise yüzde 8′dir. Ayrıca AB, DGD ödemelerinin kısa/orta vadede daha fazla kaynak emeceğini ön görmekte, değişik önlemler aramaktadır.
Türkiye’de tarıma uygulanan desteklemelerden vazgeçilmesini savunanların gerekçeleri, kamu maliyesine yüksek maliyet getirdiği, yük olduğu savıdır. Bu savı güçlendirmek için de abartılı rakamlar açıklayarak kamuoyunu yanıltmaktadırlar. Gerçekte ise AB’nin öngördüğü gibi DGD kamu maliyetine daha fazla yük getirecektir. Ayrıca bunu sadece AB ön görmemektedir. Meksika’da uygulanan DGD bizdeki gibi alelacele bir uygulama olmamasına rağmen, daha uzun hazırlık dönemleriyle geçildiği halde, hazine üzerindeki destekleme yükünü artırdığı belirlenmiştir. 2000 yılı gibi çok yakın bir vadede tamamen uyum sağlanması istenmekte, 2003′te de diğer tüm destekleme düzeneklerinin kaldırılması düşünülmektedir.
Yetkililer; DGD’nin de sürekli uygulanmayacağını açıklamakta ancak, çiftçilere açık bir takvim de vermekten kaçınmaktadırlar. Bu da çıkarılan yeni Şeker Yasası ve Tütün Yasası ile üretim yapamayacak çiftçiler başta olmak üzere hükümetlerin uyguladıkları tarım politikaları ile üretemez duruma soktukları köylülerin tepkilerini bastırmaya yönelik geçici bir uygulama olduğu savlarını güçlendirmektedir.
Çiftçilere açık bir takvim vermeyen hükümetler, niyet mektuplarında yabancılara tarımımızın geleciği konusunda yeterince açık takvim verebiliyorlar.
IMF’ye verilen iyi niyet mektupları:
9 Aralık 1999 tarihinde IMF’ ye verilen Niyet Mektubunda şu ifadeler yer almaktadır: “Reform programımızın orta vadeli amacı var olan destekleme politikalarını safhalar halinde ortadan kaldırmak ve fakir çiftçileri hedef alan doğrudan gelir desteği sistemi ile değiştirmektedir.”
Dünyanın Bankası’na verilen 10 Mart 2000 tarihli Niyet Mektubu: “Tarım alanında, Hükümet, büyümenin desteklenmesi ve tarımsal destekleme politikalarının bütçe ve tüketiciler üzerindeki yükünün azaltılması için geçmişe kesin bir set çekme niyetindedir. Orta vadeli hedef, hükümetin sübvanse ettiği girdi, kredi ve temel mahsullerdeki fiyat desteklerine dayanan mevcut sistemin, zaman içerisinde küçük çiftçileri giderek daha fazla hedefleyecek doğrudan gelir desteği programı ile değiştirilmektedir.”
IMF’ ye 18 Aralık 2000′de verilen üçüncü ek niyet mektubu:
“Tarım politikalarının reformunda, tüm dolaylı destek politikalarından 2002 sonuna kadar kademeli olarak vazgeçilmesi ve doğrudan gelir desteği sisteminin uygulanmasına geçilmesi amaçlanmaktadır.”
Görüldüğü gibi ülkemiz nüfusunun yüzde 40′nı yakından ilgilendirecek olan derin yapısal değişim için üç yıl gibi kısa bir süre ön görülmekte, ‘anlamlandırılamayacak’ bir acelecilikle hareket edilmektedir. Bütün bu zaman zarfında yaşanan Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleriyle ekonomik programın kriz ayağı çökmesine karşın, tarıma yönelik programda duraksama gereği duyulmamış, sektördekilerin her türlü uyarı ve tepkilerine rağmen devam etmiştir.
IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla Türkiye’ye dayatılan bu model her türlü üretim ve verimlilik kriterlerinden uzak, yalıtılmış, iç karar alıcılarca üzerinde ciddi düşünülmemiş, dış karar alıcıların çıkarlarına uygun bir önerme / dayatmadır. Başka bir deyişle DGD uygulaması gelişmiş ülkelerde üretim fazlası olan ürünlerde alan veya ürün kotalarının çiftçi gelirlerinde yaratacağı gelir düşmesini giderme yani sosyal amaçlıyken, Türkiye’de ise kendi çiftçilerini düşünmeyen, çiftçileri tüm desteklerden yoksun bırakacak olan, gelişmiş ülkelerin tarım şirketlerinin çıkarlarına hizmet edecek bir modeldir.
Doğrudan Gelir Desteği (DGD) bir tarımsal destek değil, sosyal nitelikli ve giderek azaltılan bir tarımsal destek biçimidir. Gelişmiş ülkeler bu sistemi uygulamakla hedefledikleri tarımı geliştirmeyi değil, aksine, ihtiyacının çok üzerinde olan üretimin kısılması yani tarımsal üretimin arttırılması yerine tarım kesiminin gelirinin korunması amaçlanmaktadır.
Bu koşullar altında söz konusu uygulama; Türkiye tarımını güçlendirmez, tüketir, dışa bağımlı kılar. Üretimden caydırır, üretimde düşüşlere neden olur.
Çünkü;
• 200 dönümün üzerinde arazisi olanlara bu sistem gereği ödeme yapılmayacağından, bu paradan yararlanmak için arazi bölünmesi yoluna gidilebilmektedir. Böylece aile işletme sayısı artacak, arazi toplulaştırmasına değil bölünmesine hizmet edecek, (Meksika uygulamasında 1000 dekara kadar ödeme yapılmıştır.)
• Tapusu olduğu halde tarımla uğraşmayanı, kente yerleşik olanı teşvik edecek, tapusu olmadığı halde tarımla uğraşan ortakçı, kiracıları sistem dışına itebilecek, (İktidarın iddia ettiği gibi, yoksul çiftçi lehine bir uygulama değildir.)
• Hisseli arazilerde yeni hukuki ihtilaflara zemin hazırlayabilecekler,
• Doğrudan gelir desteği (DGD) karşılığında destekleme alımları ve diğer tarımsal destekler kaldırılacak, sadece doğrudan gelir desteği verilecek,
• Verimlilik farkları 10 katına kadar çıkabilen Orta ve Doğu Anadolu köylüsü ile Ege - Çukurova çiftçisi de miktar bazında aynı oranda destekten yararlandırılacak,
• Hiç arazi kullanmadan veya az kullanarak, meraya dayalı hayvancılık yapanlar bu uygulamadan hiç yararlanamayacak,
• En önemlisi de, IMF ve Dünya Bankası istiyor diye dekara 10 milyon lira DGD karşılığında;
Desteklemelerin tamamı kaldırılacak,
Girdi sübvansiyonları kaldırılacak,
Destekleme alım yapan kuruluşlar özelleştirilecek,
Tarımsal kredi faizleri yükseltilecek,
Taban fiyat uygulamalarından vazgeçilecek.
Kısaca, DGD köylülükten çiftçiliğe geçişin önünü tıkayan irrasyonel bir uygulamadır. Türkiye’yi kendi kendine yeterlilikten çıkaran iktidarlar, şimdi de üretim ve verimlilikle hiç bir bağ kurmadan DGD’ni uygulamaya kalkmaktadırlar.
Doğrudan gelir desteğinin ülkemizde tak başına düşünülüp uygulanması halinde:
• DGD karşılığında tarıma yapılan tüm destekler ve girdi sübvansiyonları kaldırılacaktır.
• Sahip olunan arazi bazında yapılacak ödemelerden en büyük payı yine toprak ağaları almaya devam edecektir.
• Kadastronun geçmemiş olması kayıt sisteminin olmaması DGD’nin sağlıklı olarak gerçekleştirilmesini olanaksızlaştıracaktır.
• Üretimle bağı kopartılmış bir DGD sistemiyle ülkenin ihtiyacı olan üretim planlaması gerçekleştirilemeyecek aksine engellenecektir.
• DGD sisteminde yük vergi mükelleflerinin sırtına bineceği için, tarım dışı kesimler ile tarım kesimi haksız, gereksiz ve yanlış olarak karşı karşıya getirilecektir.
• DGD sisteminde müdahale kurumlarına gerek olmadığından KİT’ler özelleştirilecek bundan da üretici ve tüketici olan büyük halk kitlesi zarar görecektir.
Tarımda reform değil çiftçiyi yok edecek DGD uygulamasından derhal vazgeçilmelidir! DGD mevcut destekler ile birlikte ek destek olarak verilirse bir işe yarar.
10 Eylül 2001/İNADİNA




