<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Toprak Onur Yaşam</title>
	<atom:link href="http://www.karasaban.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.karasaban.net</link>
	<description>Toprak Onur Yaşam</description>
	<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 17:09:30 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Küçükköy suyu özelleştirdi Ayvalık yolda</title>
		<link>http://www.karasaban.net/kucukkoy-suyu-ozellestirdi-ayvalik-yolda/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/kucukkoy-suyu-ozellestirdi-ayvalik-yolda/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 17:08:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hasan cengiz yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1239</guid>
		<description><![CDATA[
Hasan Cengiz Yazar
Dünya Ticaret Örgütü ve uluslararası su tekellerinin emirleriyle şubat ayında çıkarılan yasa ile gerek şehirlerdeki gerekse kırlardaki su kaynaklarının özelleştirilmesi süreci başladı. Bahane belli “suyun iyi idare edilmesi”. Buna göre özelleştirme şehirlerde belediyeler kırlarda ise sulama birlikleri eliyle (ve il özel idareleri eliyle) yürütülecek.
Bu konuda en güzel örnek Meksika. Meksika’da hükümet suyu özelleştirir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/favdr003.jpg"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-1240" style="margin: 8px 5px; float: left;" title="favdr003" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/favdr003.jpg" alt="" width="121" height="187" /></a><em><strong></strong></em></p>
<p><em><strong>Hasan Cengiz Yazar</strong></em></p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü ve uluslararası su tekellerinin emirleriyle şubat ayında çıkarılan yasa ile gerek şehirlerdeki gerekse kırlardaki su kaynaklarının özelleştirilmesi süreci başladı. Bahane belli “suyun iyi idare edilmesi”. Buna göre özelleştirme şehirlerde belediyeler kırlarda ise sulama birlikleri eliyle (ve il özel idareleri eliyle) yürütülecek.<span id="more-1239"></span></p>
<p>Bu konuda en güzel örnek Meksika. Meksika’da hükümet suyu özelleştirir ve bir şirkete satar. Bunun sonunda şirket suya büyük zamlar yapar. Halk su kullanamaz olunca çatılarına bidon koyup yağmur suyu toplamaya ve onu kullanmaya başlar. Şirket buna da tahammül edemez hükümete baskı yapar ve “çatılara kap konmasını yasaklayan” bir yasa çıkarılmasını sağlar.</p>
<p>Önümüzde Türkiye’nin de benzer bir süreci yaşayacağına kuşku yok.</p>
<p>Mesela “su sertifikası” meselesi. Diyelim ki patlıcan ürettiniz ve pazarda satıyorsunuz. Bir yetkili gelip “su sertifikası” isteyecek. “Yani sen bu patlıcanı hangi suyla yetiştirdin ?” diyecek. Bunun için tarlanızın civarında hangi şirket su hakkına sahipse ondan belge alacaksınız.</p>
<p>Daha bitmedi, başka bir yetkili daha peyda olacak : “nerde senin patlıcanlarının tohum sertifikası?” diyecek. Siz “patlıcanında da sertifikası mı olur?” demeye kalmadan derdest edileceksiniz.</p>
<p>Şaka değil yeni tohumculuk yasası tam da bunu emrediyor. Pazarda esrar satsanız daha az ceza yersiniz.</p>
<p>“Fikri mülkiyet” uzun zamandır bilim çevrelerinin, sanat çevrelerinin, bilgisayar programcılarının bildiği bir kavramdı. Şimdi bu “fikri mülkiyet” yerinde durduğu gibi durmuyor mal ve hizmetler üzerinde “gözle görünür elle tutulur” bir mülkiyet haline geliyor.</p>
<p>Bir zamanlar bir siyasetçimiz “Sıfırı Araplar bulmuştur bu nedenle her sıfır için Arap milletine belli bir bedel ödememiz lazım” demişti de çok gülmüştük. Ama şaka değil şimdi bu gerçekleşiyor.</p>
<p>Yarın bir gün gıdalarımız, giysilerimiz, kullandığımız kağıt vs. üzerinde birileri hak iddia etmeye başlayacak emin olun.</p>
<p>Mesela “şu kağıt daha dayanıklı çünkü benim genetik ürünüm olan şu bitkiden yapılıyor” evet efendim pamuk eller cebe.</p>
<p>Fikri buluşun şahsın sırf kendine ait olduğu gibi aptalca bir iddiadan çıkıyor bütün bunlar. Yani “sıfırı Araplar buldu” meselesi. Peki rakamları kim buldu ? Yazıyı kim buldu ? Bilinen, yapılan her şeyde en nihayetinde beğenelim, beğenmeyelim, kabul edelim etmeyelim bütün insanlığın, yaşayan ve geçmişte yaşamış bütün insanların az ya da çok bir emeği, katkısı yok mu?</p>
<p>Su ile ilgili uluslararası şirketlerin en çok üzerinde durdukları konu: ticarileştirme ve tahsilat kolaylığı. Dünyada petrol ve sudan elde edilen net kar 1 trilyon dolar. Ama petrolün hemen tamamı özel şirketlerin elinde, suyun ise %5′i.</p>
<p>Peki ne olacak “Allah’ın suyunu” bir takım şahıslara verecekler. Zemzem kuyusuna bile sayaç takacakları rivayet ediliyor.</p>
<p>Böyle olunca “Allah’ın suyu” gibi bir kavramı kafalardan silme gayreti içine giriyorlar. Şöyle diyorlar “çikolata ihtiyaçtır, su da ihtiyaçtır, çikolata satılıyor o halde su da satılabilir.”</p>
<p>Ama bazıları “su hayattır gerisi yalandır” türünden laflar ediyormuş, ne gam!</p>
<p>Türkiye’de belediyeleri suyu halka verirken en az %10 kar payı koymak zorunda bırakan özel bir kanun çıkarılmış durumda.</p>
<p>Diğer tahsilat sorunu ise “kartlı sistem”le aşılıyor.</p>
<p>Almancı kardeşlerimiz bunu gayet iyi bilir. Ama o zamanlar kart değil “peni” kullanılıyordu ve bu penileri buzdan yapmak mümkündü, ama kartların buzdan taklidini yapmak iki defa mümkün değil. Öncelikle su yok, sonrada kartın manyetik şeridi var. (!)</p>
<p>Şöyle ki: Belediyelerin suyu kesme hakkı ve yetkisi yok. Ancak ödenmeyen su borcu için icra davası açabiliyorlar, ama suyu asla kesemiyorlar. Kartlı sistem ise kart bittiğinde suyu otomatik olarak kesiyor. Kart makineleri ve su adım adım bazı şirketlere satılıyor v.s. v.s.</p>
<p>Bu konuda direnmek mümkün otomatik makineyi takmamak filan gibi bireysel, ya da örgütlenerek toplumsal bir mücadele yürütülebilir.</p>
<p>İşte bu anda Küçükköy Belediyesi bu uygulamaya geçmiş durumda, pek yakında Ayvalık Belediyesi de geçecek. Gelecek seçimlerde belediye seçimleri yalnızca bir koltuğa oturmak için yapılacak. Şehre hizmet götürmek için değil. Parası olmayan, ya da az parası olanlar, yani yoksullar artık Ayvalık ve Küçükköy dışında bir yer arasınlar kendilerine.</p>
<p>Bölgemizden göç başlayacak. Başka şehir bulunur mu dersiniz ?</p>
<p>O halde ?</p>
<p>O halde “adalet” de insanlığın ortak bir üretimiyse yani üzerinde hala birileri mülkiyet iddiasında bulunmadığına göre, ve bu “özgürlük”, “eşitlik”, “barış”, “onur” gibi kavramlar için de geçerliyse.</p>
<p>Gideceğimiz başka bir şehir, başka bir dünya olmadığına göre, Mars’tan da umut kesildiğine göre. Mücadele etmek, ve bu saldırıyı püskürtmek zorundayız.</p>
<p>Bu dünyanın sokaklarında, yaşayıp, bu dünyanın sokaklarında öleceğiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/kucukkoy-suyu-ozellestirdi-ayvalik-yolda/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tarımdaki büyümeye erken sevinmeyelim</title>
		<link>http://www.karasaban.net/tarimdaki-buyumeye-erken-sevinmeyelim/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/tarimdaki-buyumeye-erken-sevinmeyelim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 07:33:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haber Arşivi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1237</guid>
		<description><![CDATA[
Noyan Doğan &#124; Yorum
Türkiye ekonomisi 2008&#8242;in ilk çeyreğinde yüzde 6.6 büyüyerek, tüm kesimleri şaşırttı. Geçen yıl aynı dönemde ise büyüme yüzde 4.5 olmuştu.
Tarım sektörü ise geçen yılki kuraklık nedeniyle ilk çeyrekte yüzde 6.9 küçülmüştü. Bu yılın aynı döneminde ise tarım sektörü sabit fiyatlarla yüzde 5.6 büyüdü.
Peki, tarımdaki bu büyümeye sevinmek mi lazım? Öncelikle şunu belirtmekte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><br />
</strong></em><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/buyume.jpg"><img class="alignright alignnone size-full wp-image-1238" style="margin: 8px 5px; float: right;" title="buyume" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/buyume.jpg" alt="" width="200" height="160" /></a><em><strong>Noyan Doğan | Yorum</strong></em></p>
<p>Türkiye ekonomisi 2008&#8242;in ilk çeyreğinde yüzde 6.6 büyüyerek, tüm kesimleri şaşırttı. Geçen yıl aynı dönemde ise büyüme yüzde 4.5 olmuştu.</p>
<p>Tarım sektörü ise geçen yılki kuraklık nedeniyle ilk çeyrekte yüzde 6.9 küçülmüştü.<span id="more-1237"></span> Bu yılın aynı döneminde ise tarım sektörü sabit fiyatlarla yüzde 5.6 büyüdü.</p>
<p>Peki, tarımdaki bu büyümeye sevinmek mi lazım? Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. 2007&#8242;nin ilk çeyreğinde tarımda küçülme yüzde 6.9&#8242;du ama, yılın tümünde küçülme yüzde 7.3 oldu.</p>
<p>Yani, geçen yıl tarımda ciddi anlamda dibe vurduk. Bu dibe vuruşun elbette bir çıkışı olacaktı ki, işte bana göre yılın ilk çeyreğindeki tarımdaki büyüme bu çıkışın bir göstergesi.</p>
<p>Açıkçası ilk çeyrekte tarımda bir büyüme bekliyordum. Beklentimin nedeni de; bırakın sıfırı, eksilere kadar düşmüş bir büyümenin üzerine ne koyarsanız koyun, iktisadi olarak büyüme anlamına gelecekti. Ve tarım da bu süreci yaşacaktı.</p>
<p><strong>Büyüme kaçınılmazdı</strong></p>
<p>Ancak, 6.9 bir küçülmenin, 5.6 gibi büyüme oranına çıkacağına söyleseler inanmam mümkün olmazdı. Hoş, niye yalan söyleyeyim açıklanan rakamları görüyorum ama yine de inanasım gelmiyor. Kimi çevreler rakamlarla oynandığını ve tarımda büyümenin yüksek çıkartıldığını iddia ediyor. Neyse, konunun bu tarafı çok önemli değil.</p>
<p>Önemli olan bu büyümenin sürdürülebilir olup, olmadığı. ‘Mümkün mü?&#8217; diye sorarsanız, bana sürdürülebilir gelmiyor.</p>
<p>Evet; bu yıl, geçen yıldan daha iyi ama öyle mükemmel de değil. Nitekim, özellikle hububat ve bakliyatta kuraklıktan dolayı rekolte düşüklüğü başladı ve önemli boyutlara ulaştı.</p>
<p>İkincisi, başta Güneydoğu olmak üzere İç Anadolu ve Doğu Anadolu&#8217;da kuraklık yaşanıyor ve bu kuraklık yine ciddi anlamda zarar vermeye başladı.</p>
<p><strong>Önemli olan son çeyrek</strong><br />
Unutmayalım, daha geçen hafta Ziraat Bankası, özellikle kuraklık yüzünden üreticinin kredi borcunun yeniden yapılanmasını önermedi mi? Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu da bu öneriyi geri çevirince üreticiler ayağa kalkmadı mı?</p>
<p>Anlatmak istediğim, tarımda durum öyle sanıldığı gibi iyi gitmiyor. Evet, belki bu sıkıntılar ilk çeyrekte kendi göstermedi ama asıl bundan sonra ve daha önemlisi yılın son döneminde kendini gösterecek.</p>
<p>İşte o yüzden de diyorum ki, bu büyüme sürdürülebilir değil. Dolayısıyla da erken erken sevinmemek gerekiyor.</p>
<p><strong>Kaynak:03.07.2008 | Referans Gazetesi</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/tarimdaki-buyumeye-erken-sevinmeyelim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fındıkta, ’tarihi rekolte geliyor’korkusu yaşanıyor</title>
		<link>http://www.karasaban.net/findikta-%e2%80%99tarihi-rekolte-geliyor%e2%80%99korkusu-yasaniyor/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/findikta-%e2%80%99tarihi-rekolte-geliyor%e2%80%99korkusu-yasaniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 13:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haber Arşivi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1236</guid>
		<description><![CDATA[
 Trabzon Ticaret Borsası Meclis Başkanı Mehmet Cirav, bu yıl fındıkta 900 bin ton dolayında rekor bir rekolte beklediklerini söyledi.
Cirav, şu ana kadar iklim koşullarının da uygun gitmesiyle fındıkta 900 bin ton dolayında rekolte beklendiğini belirterek, &#8220;Eğer son anda kuraklık veya benzeri bir şey olmazsa bu civarda veya üzerinde bir rekolte bekliyoruz. Beklenilen bu rakam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft alignnone" style="margin: 5px; float: left;" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/1773/5911773.jpg" alt="" width="153" height="150" /><br />
<strong> Trabzon Ticaret Borsası Meclis Başkanı Mehmet Cirav,</strong> bu yıl fındıkta 900 bin ton dolayında rekor bir rekolte beklediklerini söyledi.</p>
<p>Cirav, şu ana kadar iklim koşullarının da uygun gitmesiyle fındıkta 900 bin ton dolayında rekolte beklendiğini belirterek, &#8220;Eğer son anda kuraklık veya benzeri bir şey olmazsa bu civarda veya üzerinde bir rekolte bekliyoruz. Beklenilen bu rakam da tarihin en yüksek rekoltesi&#8221; dedi. <span id="more-1236"></span>Türkiye&#8217;deki 900 bin ton rekolte ile birlikte fındıkta dünya üretiminin 1 milyon 250 bin tonu bulacağını kaydeden Cirav, şöyle devam etti: &#8220;Dünya tüketimi 750 bin ton civarında. Bu durumda dünya üretiminde 500 bin tonluk bir fazlalık var. Bu da bu politikalarla büyük ihtimalle Türkiye&#8217;nin elinde kalır. 300 bin ton da TMO&#8217;nun depolarında var. Siyasetçilerin bunları bilmesi ve buna göre hareket etmeleri lazım. Fındık fiyatı konusunda şimdiden bir şey diyemeyiz. Hükümetin politikasının da etkisi olacak. Bu yıl, zor bir yıl olacak ve ciddi paralar gerekiyor.&#8221;</p>
<p><strong>Acil önlem alınsın</strong></p>
<p><strong>Fındık Üreticileri Sendikası (Fındık-Sen) Genel Başkanı Kutsi Yaşar </strong>da, bu yıl iklim koşularının da etkisiyle tarihi bir rekoltenin beklendiğini söyledi. Yeni ürün fındık hasadına artık bir ay gibi kısa bir süre kaldığını ifade eden Yaşar, &#8220;Yüksek rekolte ile Toprak Mahsulleri Ofisi&#8217;nin (TMO) depolarında bulunan 320 bin ton stok fındık da düşünülerek acil önlemler alınmalıdır. TMO&#8217;nun depolarındaki fındık mutlaka yağlığa ayrılmalıdır. Bunun yanı sıra yeni ürün fındığın alımı konusunda çalışmalar yapılmalı, fındığı hangi kurumun nasıl ve hangi şartlar dahilinde alacağı belirlenmelidir&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Hürriyet Gazetesi - 2 Temmuz 2008</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/findikta-%e2%80%99tarihi-rekolte-geliyor%e2%80%99korkusu-yasaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alaşehir&#8217;de Çiftçiler Sokağa Çıktı&#8230;</title>
		<link>http://www.karasaban.net/alasehirde-ciftciler-sokaga-cikti/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/alasehirde-ciftciler-sokaga-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 09:06:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haber Arşivi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1234</guid>
		<description><![CDATA[TARİŞ 2007 sezonunda aldığı kuru üzüm karşılığında üreticilere  bu güne kadar kg da 1.56 YTL ödeme yaptı başka ödeme yapmadı.Halbuki kuru üzümün kg fiyatı  3 YTL yi aştı. Tariş bu durumda  “fark ödemesi” yapması gerekirken bunu yapmadığı gibi üreticinin kendi parasını üreticiye  faizle kredi vermeyi yeğledi. Alaşehir Ziraat Odası da 1 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/alasehir-miting1.jpg"><img class="alignright alignnone size-full wp-image-1235" style="margin: 8px 5px; float: right;" title="alasehir-miting1" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/alasehir-miting1.jpg" alt="" width="185" height="139" /></a>TARİŞ 2007 sezonunda aldığı kuru üzüm karşılığında üreticilere  bu güne kadar kg da 1.56 YTL ödeme yaptı başka ödeme yapmadı.Halbuki kuru üzümün kg fiyatı  3 YTL yi aştı. Tariş bu durumda  “fark ödemesi” yapması gerekirken bunu yapmadığı gibi üreticinin kendi parasını üreticiye  faizle kredi vermeyi yeğledi.<span id="more-1234"></span> Alaşehir Ziraat Odası da 1 Temmuz da Tariş’in üreticilere fark vermesi gerektiğinden hareketle  &#8220;Yüreğini Al da Gel &#8221; adı altında çiftçi mitingi düzenledi. Mitingde tarımla geçinen nüfusun içinde bulunduğu sıkıntılara dikkat çekildi.</p>
<p>Alaşehir Ziraat Odası Başkanı Necdet Türk,&#8221;Çiftçilerimizin emeğine ve alın terine sahip çıkmasını istiyoruz. Mitingimizin amacı, haksızlıklara ve yanlış tarım politikalarının karşısında artık sessiz kalmayarak haykırmaktır. Bugün burada sayımız az olabilir ama yarın 5 binler, 10 binler olacaktır. Yeter ki sorunlarımıza sahip çıkmasını bilelim&#8221; diyerek sürdürdüğü konuşmasında; Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğunun geçimini tarımdan sağladığını ancak kalkınmanın temeli olan tarımın, dolayısıyla da çiftçilerin sorunlarından bir türlü kurtulamadığını dile getirerek  IMF ve AB&#8217;nin tarım alanında ülkemize uygulatmaya çalıştığı yanlış tarım politikalarının , ülke tarımını içinden çıkılmaz bir duruma sürüklediğini ve çiftçileri de tükenme noktasına getirdiğini söyledi.<br />
“Ülkenin geleceği için, üreticilerin önünü açmak ve üretimi daha da artırmak için, vakit geçmeden ve ivedi olarak gerekli önlemleri almak zorundasınız. Eğer gereğini yapmazsanız ülkemizi yakın gelecekte kıtlığa mahkum etmiş olacaksınız, haberiniz olsun&#8221; diyerek hükümeti uyardı.<br />
Akaryakıt ve gübre fiyatlarındaki artış başta olmak üzere tarımsal girdilerin aşırı artmasının ürünlerin birim maliyetini  de arttığını belirten Türk, hükümetin ilgili birimlerinin sorunu çözecek politikalar geliştirme yerine tüm yükü üreticilere yüklediğini söyleyerek çiftçilerin yardım dilenmediğini, emeklerinin karşılığını istediklerini belirterek “ Artık bundan sonra Alaşehir çiftçileri olarak emeğimizin ve alın terimizin karşılığını her alanda arayan kesim olarak her alanda faaliyetlerde bulunacağız” dedi.<br />
Alaşehir’de daha önceki yıllar Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) 2 kez miting düzenlemiş ve üzüm üreticilerinin sorunlarını ve taleplerini dile getirmişti.Ziraat Odası’nın miting yapacağını duyan Üzüm Üreticileri Sendikası (Üzüm-Sen) Ziraat Odası yöneticileri ile yaptığı görüşmelerde mitinge katılımı birlikte örgütleme talebinde bulundu.Ancak Ziraat Odası yöneticileri Üzüm-Sen’in bu talebini kabul etmeyerek mitingi tek başlarına örgütleyeceklerini ve kendi pankartları dışında pankart açtırmayacaklarını söylediler.Buna rağmen Üzüm-Sen Çiftçilerin talepleri için yürüme alışkanlıklarının oluşmasını önemsediğinden dolayı  üyelerinin mitinge katılmasını teşvik etti.<br />
<strong>Kaynak:02/07/2008/ üzüm sen.org</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/alasehirde-ciftciler-sokaga-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uluslar arası Köylü Hakları Konferansı Sonuç Bildirgesi</title>
		<link>http://www.karasaban.net/uluslar-arasi-koylu-haklari-konferansi-sonuc-bildirgesi/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/uluslar-arasi-koylu-haklari-konferansi-sonuc-bildirgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 10:35:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haber Arşivi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1230</guid>
		<description><![CDATA[Uluslararası Via Campasina Hareketi 20-24 Haziran 2008 tarihinde, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 60. yılında Endonezya/Cakarta’da Uluslar arası Köylü Hakları Konferansı düzenledi. 26 ülkeden gelen küçük çiftçi delegeleriyle yapılan konferansta ülkemizi Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu&#8217;ndan (Çiftçi Sen) Abdullah Aysu ve Ekin Kurtiç temsil etti. Konferansın Sonuç Bildirgesi:

 

Uluslar arası Köylü Hakları Konferansı Final Bildirgesi
Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/101_0074.jpg"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-1231" style="margin: 8px 5px; float: left;" title="101_0074" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/101_0074.jpg" alt="" width="199" height="150" /></a>Uluslararası Via Campasina Hareketi 20-24 Haziran 2008 tarihinde, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 60. yılında Endonezya/Cakarta’da Uluslar arası Köylü Hakları Konferansı düzenledi. 26 ülkeden gelen küçük çiftçi delegeleriyle yapılan konferansta ülkemizi Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu&#8217;ndan (Çiftçi Sen) Abdullah Aysu ve Ekin Kurtiç temsil etti. Konferansın Sonuç Bildirgesi:<span id="more-1230"></span></p>
<div id="wpbody">
<form id="post" action="post.php" method="post"> </form>
</div>
<blockquote><p>Uluslar arası Köylü Hakları Konferansı Final Bildirgesi</p>
<p>Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 60. yılında biz köylüler kendi konvansiyonumuza sahip olmayı talep ediyoruz.</p>
<p>24 Haziran 2008, Cakarta</p>
<p>Biz, 26 farklı ülkeden gelen Uluslar arası La Via Campesina Hareketi küçük çiftçilerinin delegeleri kadın ve erkekler, 20-24 Haziran 2008’de Endonezya/Cakarta’da Uluslar arası Köylü Hakları Konferansı’na katıldık. İçerik ve stratejiler hakkında yedi yıldır yaptığımız derin tartışmalar sonucunda, BM Köylü Hakları Konvansiyonu’nu elde edeceğimizi tüm kalbimizle inanıyoruz. Bu konvansiyon, evrenimizdeki bütün insanların sürdürülebilir bir yaşama sahip olması için bir temel olacaktır.</p>
<p>Biz kadın ve erkek köylüler, tarım işçileri, topraksızlar, küçük ve orta çaplı çiftçiler, yerli halklar ve kırsal gençlik olarak dünya nüfusunun neredeyse yarısını oluşturuyoruz ve gıda sisteminin temelini oluşturuyoruz. Gıda krizi, köylü haklarının sistematik ve aşırı derecede ihlale uğratıldığını gösteriyor.</p>
<p>Biz giderek daha da çok ve şiddetle topraklarımızdan atılıyoruz ve yaşam kaynaklarımıza yabancılaşıyoruz. Tarım yakıtları için kullanılan büyük plantasyonlar, büyük barajlar altyapı projeleri, sanayi büyüme, yıpratıcı/yıkıcı sanayi ve turizm gibi mega kalkınma projeleri köylü halkları yerlerinden ediyor ve hayatlarımızı mahvediyor. Kırsal alanda birçok çatışma ve savaş yaşanıyor. Toprakların ele geçirilmesi ve hasat yıkıcılığı, sivil köylü halka karşı hedef olarak kullanılıyor.</p>
<p>Saygın bir hayat yaşayabilecek kadar gelir kazanamıyoruz. Ulusal politikalar ve uluslar arası koşulların çerçevesinin birlikteliği bizi dışlanmaya itiyor. Bu politikalar, toprak sahipliğinin az sayıda elde toplanmasına yol açan toprağın özelleştirilmesi, kırsal alandaki sosyal hizmetlerin yürütülmemesi, küçük ve orta çaplı üreticilerin üretimini ve ticaretini destekleyen hizmetlerin yürütülmemesi, oldukça kapitalize edilmiş ve çok girdili tarım ihracatının desteklenmesi, tarım ticaretinin liberalleşmesinin hızlandırılması ve uluslar arası ticarete dayanan gıda güvenliği politikalarıdır.</p>
<p>Birçok ülkede tohumlarımızı hızla kaybediyoruz, tarım bilgimiz bitiyor ve çok uluslu şirketlerin kârlarını arttırmak için onlardan tohum satın almak zorunda bırakılıyoruz. Bu şirketlerin GDO ve mono-kültür tarımı yapması birçok türün ve çeşitliliğin yok olmasına neden oluyor.</p>
<p>Ayrıca biz kadınlar iki kat ayrımcılığa uğruyoruz. Köylüler ve kadınlar olarak ailelerin bakımı bizde ve çocuklarımızın eğitimi ve sağlığının tehdit altında olmasından dolayı bizler daha çok zaman ve düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyoruz. Tarlada çalışan işçi kadınlar olarak kimyasal gübre kullanmaya zorlanıyoruz ve sağlığımız büyük risk altında bırakılıyor.</p>
<p>Ayrıca şiddet içeren baskı bizim için günlük deneyim haline geldi. Birçoğumuz tutuklanıyor, terrörize ediliyor, işkence görüyör, öldürülüyoruz ve haklarımızı savunduğumuz için suçlu ilan ediliyoruz. Biz kadın köylüler eşlerimiz, partnerlerimiz ya da patronlarımız tarafından şiddete maruz kalıyoruz. Bu şiddet fiziksel, zihinsel ve hatta yaşamı tehdit edici olabiliyor.</p>
<p>Haklarımızın mücadelesinin uzun bir tarihi var. İnsan Hakları Beyannamesi ve birçok insan hakları anlaşması bugünkü mücadelemizde çok önemli. Biz de baskı gören diğer gruplar olan yerli halklar ve kadınlar gibi kişisel ve kollektif haklarımızı ifade etmenin zamanı geldiğini hissediyoruz. Gıda egemenliğinin zamanı geldi. Varolan insan hakları anlaşmaları köylülere uygulandığında ve yorumlandığında boşluklar oluyor. Ayrıca biz çok uluslu şirketler ve serbest ticaret anlaşmaları tarafından da hak ihlallerine uğruyoruz. Bu ihlallere parmak basmak için, spesifik hükümler ve mekanizmalara ihtiyacımız var.</p>
<p>Hükümetler ve uluslar arası kurumlar tarafından korunacak ve gerçekletirilecek olan gelecek Köylü Hakları Konvansiyonu, köylü hakları değerlerini içerecektir- ve kadın köylülerin haklarını özellikle güçlendirmelidir.</p>
<p>Bu amaçla, kendimizi çok alanlı bir stratejiyle aynı anda hem ulusal, hem bölgesel hem de uluslar arası alanda farkındalığı geliştirmek, destek harekete geçirmek ve yalnızca köylülerle değil kırsal işçilerle, göçmen işçilerle, göçebelerle, yerli halklarla, balıkçılarla, çevrecilerle, kadınlarla, yasal uzmanlarla, insan hakları, gençler, inanç temelli, şehirli ve tüketici organizasyonlarıyla da dayanışma kurmaya adıyoruz.</p>
<p>Hükümetlerin, parlamentoların ve insan hakları kurumlarının köylü hakları konvansiyonunu geliştirmek için desteklerini arayacağız. FAO ve IFAD’ın köylü haklarının korunmasına katkı yaparak destekte bulunmaları çağrısında bulunuyoruz. FAO’nun y asal işler departmanına, FAO’nun bütün araçlarını, bu amacı gerçekleştirmek için ilk adım olarak, köylü haklarını koruyucu bir biçimde düzenlemesini bekliyoruz. Köylü Hakları Deklarasyonu’muzu BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunacağız.</p>
<p>Yerel gıda sistemleri ve köylülere yapılan neoliberal-kapitalist ataklarla oluşan tehditlerin karşılığında, bütün insanları insanlığı korumak için ellerini birleştirmeye çağırıyoruz.</p>
<p>Üyelerimiz ve dostlarımızı gelecek 10 Aralık’ta, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 60. yılında, Köylü Hakları Konvansiyonu’muzu canlandırmaya çağırıyoruz.</p>
<blockquote><p>Mücadeleyi küreselleştirelim, umudu küreselleştirelim!</p></blockquote>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/uluslar-arasi-koylu-haklari-konferansi-sonuc-bildirgesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sen de Mi Domates?</title>
		<link>http://www.karasaban.net/sen-de-mi-domates/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/sen-de-mi-domates/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 09:26:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>

		<category><![CDATA[Seçtiklerimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1228</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Cem SUNGUR * 
Ülkemizde kamuoyunu meşgul eden &#8220;güvenlik&#8221; konuları henüz gıdaları kapsamına almıyor. Öte yandan hemen her ay &#8220;gıda güvenliği&#8221; ile yeni bir sorun farklı şekillerde karşımıza çıkabiliyor. Haziran ayının gündemine domates damgasını vurdu. Rusya&#8217;ya ihraç ettiğimiz domateslerdeki arsenik oranı yüksek bulunduğu için iade edildi. Farklı yorumlara neden olan domates krizinin sonucunda sebze [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/tomato2.jpg"><img class="alignright alignnone size-full wp-image-1229" style="margin: 8px 5px; float: right;" title="tomato2" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/tomato2.jpg" alt="" width="150" height="166" /></a><em><strong>Prof. Dr. Cem SUNGUR * </strong></em></p>
<p>Ülkemizde kamuoyunu meşgul eden &#8220;güvenlik&#8221; konuları henüz gıdaları kapsamına almıyor. Öte yandan hemen her ay &#8220;gıda güvenliği&#8221; ile yeni bir sorun farklı şekillerde karşımıza çıkabiliyor. Haziran ayının gündemine domates damgasını vurdu. Rusya&#8217;ya ihraç ettiğimiz domateslerdeki arsenik oranı yüksek bulunduğu için iade edildi. <span id="more-1228"></span>Farklı yorumlara neden olan domates krizinin sonucunda sebze ve meyve üretiminde tarım ilaçları kullanımı ile ilgili bir yönetmelik taslağı hazırlanmaya başlandı. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde ise Food and Drug Administration (FDA) bir bildiri yayınlayarak ülkede görülmeye başlayan salmonella (besin zehirlenmesi, ishal, tifo ve paratifo etkeni bakteri) enfeksiyonları ile pazarlanan domatesler arasında bir ilişki olduğunu ve bu nedenle bazı domateslerin çiğ olarak tüketilmemesini, sadece yayınladığı listede yer alan eyaletlerde üretilen veya belirli ülkelerden ithal edilen domateslerin tüketilebileceğini duyurdu.</p>
<p><strong>FDA&#8217;NIN KURULUŞU</strong></p>
<p>Gıda güvenliği ile ilgili sorunlar 20. yüzyılın başlangıcında, Amerikalı araştırmacı-gazeteci ve yazar Upton Sinclair &#8216;in eseri Cangıl ( Jungle) adlı eserinde ele alındı. Roman, et endüstrisinde yaşanan yolsuzlukları, yoksulluğu, olumsuz çalışma ve yaşam koşullarını anlatıyordu. Dönemin Başkanı Theodore Roosvelt bu eserin binlerce kopyasını gerekli gördüğü kişilere yollayarak, et endüstrisini ve mezbahaları denetim altına almak amacıyla lobicilik etkinliklerini yürüttü. Sinclair ve Başkan Roosvelt &#8216;in çabaları 1906 yılında Et Denetim Yasası ve Saf Gıda ve İlaç Yasası&#8217;nın çıkmasını sağladı ve FDA kurulmuş oldu.</p>
<p>Son yirmi yılda ise gıdalarla ilgili değişik sağlık sorunları ve riskler giderek artan oranda karşımıza çıkmaya başladı. Yirminci yüzyılın sonunda etlerle bulaşan iki önemli sağlık sorunu tedirginlik yarattı. İlk önce &#8220;deli dana&#8221; hastalığı adıyla anılan, az sayıda kişiyi etkilemesine karşın, hastaların beyinlerinde ağır hasar geliştiren salgın paniğe neden oldu. Daha sonra İskoçya&#8217;da, yine etlerle bulaşan bir tür E.coli bakterisinin neden olduğu enfeksiyonlar nedeniyle düzinelerce insanın böbrekleri çalışmaz oldu ve hastalananların bir bölümü hayatını kaybetti. Son on yıl ise küresel ekonominin etkileri ile elma sirkesinden ıspanağa, fıstık ezmesinden domatese kadar değişen ürünlerin neden olduğu bulaşıcı hastalıklar, binlerce insanın hastalanmasına neden oldular. Bulaşıcı hastalıklar gıda güvenliğinin tek konusu değil. Yeni yüzyılla birlikte genetik yapısı değiştirilmiş gıdalar, üretim aşamasında kullanılan antibiyotiklerin neden olduğu antibiyotik direnci, kimyasallar ve gıdalar aracılığıyla gerçekleştirilebilecek terörist saldırılar, gıda güvenliği kavramının genişlemesine neden oldu.</p>
<p><strong>200&#8242;den fazla sorun</strong></p>
<p>Bu olumsuz gelişmeler incelenirken, gıdalarla bulaşan enfeksiyonlar konusunda küresel veriler ve stratejiler olmadığı fark edildi. Gıda ve Tarım Örgütü ( FAO ) ve Dünya Sağlık Örgütü ( WHO) ortaklaşa yayınladıkları bir kararla ülkelerden ulusal gıda güvenliği sistemlerini güçlendirmelerini, küreselleşen gıda pazarında, üreticileri ve gıda ticareti yapanları daha sıkı bir şekilde denetlemelerini önerdiler. Dünya et üretiminin yüzde 25&#8242;i gelir düzeyi düşük ülkeler tarafından karşılandığından, üretimin güvenliğinin denetlenmesi için gerekli altyapının kurulması çalışmaları başlatıldı. Günümüzde, her ay 200&#8242;den fazla gıda güvenliği sorunu bu iki örgüt tarafından izleniyor. Ayrıca ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya, İrlanda ve Hollanda&#8217;da yürütülen toplumsal araştırmalar ile gıdaların neden olduğu mide ve bağırsak enfeksiyonlarının küresel yükü belirlenmeye çalışılıyor.</p>
<p>Avrupa Birliği üyesi olan ülkelerde de bu önemli sağlık sorunu üzerindeki çalışmalar sürdürülüyor. Birleşik Krallık istatistikleri 1996-2000 yılları arasında bir milyon 724 bin 315 kişinin gıdaya bağlı enfeksiyonlardan etkilendiğini ve 21 bin 997 kişinin hastaneye yatırıldığını gösteriyor. Hem gıdalarla bulaşan enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi hem de genetik yapısı değiştirilen gıdalarla ilgili düzenlemeler hızla gerçekleştirilmeye çalışılıyor.</p>
<p><strong>KÜRESELLEŞEN GIDA ENDÜSTRİSİ</strong></p>
<p>ABD&#8217;de ise 1996 yılında, dokuz eyaletin katılımıyla kurulan FoodNet adlı ağ ile gıdalar nedeniyle gelişen mide ve bağırsak enfeksiyonları sürekli olarak izleniyor. Enfeksiyonların bazılarına virüsler neden olurken, diğerlerine bakteriler ve parazitler yol açıyor. Bu hastalıklardan A Tipi Hepatit, Brusella, Salmonella gibi etkenlerin yol açtığı enfeksiyonların, az sayıda olguda ölümcül olabileceği bilindiğinden daha farklı yöntemlerle izlenmeye çalışılıyor. Öte yandan ABD&#8217;de 2006 yılında, FDA&#8217;da çalışan bilim insanları arasında yapılan bir araştırmada hiç de iç açıcı olmayan sonuçlar elde edildi. Bilim insanlarının yüzde 60&#8242;ı karar süreçlerinde politikacılar ile sermaye arasında uygun olmayan etkileşimler olduğunun farkında olduklarını, yüzde 18&#8242;i karar verirken baskı altına alındıklarını ve sadece yüzde 51&#8242;i ise FDA&#8217;nın etkili bir kurum olduğuna inandıklarını belirttiler. Yeni bir yasal düzenleme isteyenlerin oranı ise yüzde 63&#8242;dü. Bir trilyonluk bir iç pazarı denetlemeye çalışan bu kurum için yeni bir yapılanma ve yasal düzenlemeler isteyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<p>Sorun aslında ne domateste ne de ette&#8230; Giderek yaygınlaşan bu sağlık sorununun çözümü için, küreselleşen gıda endüstrisinin güvenliğinin sağlanması gerekiyor. Sürecin bir an öce sonuçlanması açısından Upton Sinclair&#8217;in romanı bir kez daha imdada yetişebilir.</p>
<p><em><strong>*İç Hastalıkları Profesörü - Nefrolog</strong></em></p>
<p><strong>Cumhuriyet Ankara 20.06.2008</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/sen-de-mi-domates/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Katil Tohumlar</title>
		<link>http://www.karasaban.net/katil-tohumlar/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/katil-tohumlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 09:13:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>

		<category><![CDATA[Seçtiklerimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1226</guid>
		<description><![CDATA[Nevra Yaraç LAÇİNOK 
Gıda Fiyatlarındaki Yükselmeyle Başlayan Ayaklanmaların Görmezden Gelinen Nedeni: GDO&#8217;lar!

Katil Tohumlar Irak Sınırında
Gıda fiyatlarının artması ve dünyanın bazı bölgelerinin açlık tehdidiyle karşı karşıya kalması bir süredir hararetli tartışmalara neden oluyor. Durumun nedenleri arasında küresel ısınma kaynaklı kuraklık ve beslenme yerine biyoyakıt üretimi için ekim yapılması üzerinde durulurken, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar&#8217;ın (GDO) bu süreçteki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Nevra Yaraç LAÇİNOK </strong></em></p>
<p><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/killer_tomato.jpg"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-1227" style="margin: 8px 5px; float: left;" title="killer_tomato" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/killer_tomato.jpg" alt="" width="216" height="150" /></a><em><strong>Gıda Fiyatlarındaki Yükselmeyle Başlayan Ayaklanmaların Görmezden Gelinen Nedeni: GDO&#8217;lar!</strong></em><br />
<strong><br />
Katil Tohumlar Irak Sınırında</strong></p>
<p>Gıda fiyatlarının artması ve dünyanın bazı bölgelerinin açlık tehdidiyle karşı karşıya kalması bir süredir hararetli tartışmalara neden oluyor. <span id="more-1226"></span>Durumun nedenleri arasında küresel ısınma kaynaklı kuraklık ve beslenme yerine biyoyakıt üretimi için ekim yapılması üzerinde durulurken, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar&#8217;ın (GDO) bu süreçteki etkinliğinden fazla bahsedilmiyor. Oysa &#8220;dünyada açlığı sona erdirme&#8221; iddiasıyla yola çıkan dev şirketlerin genetik mühendislik ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri araştırılmaya devam ederken, tarımdaki sonuçları son günlerde yaşanan ayaklanmalarla kendini göstermeye başladı bile.</p>
<p>Irak&#8217;ı bombalamaya başladıktan üç ay sonra, Mayıs 2003&#8242;te Başkan Bush GDO&#8217;ların stratejik bir konu olarak ABD&#8217;nin savaş sonrası dış politikasının önceliği olduğunu vurgularken belki de nadir doğrularından birini söylüyordu. 1970&#8242;lerin sonunda başlayan bitkilerin genetik olarak değiştirilmesiyle ilgili çalışmalar 80&#8242;lerde düzenleyici hiçbir yasa olmadan hızlandı. Ana aktörse Başkan Yardımcısı &#8220;Baba Bush&#8221;tu; 1988&#8242;de başkan olduğunda da, ABD&#8217;de GDO üreten şirketlere serbestlik tanıdı. Pandora&#8217;nın kutusu açılırken, bilim adamları uyarıyordu. Bunlara kulak tıkayan Başkan Bush 1992&#8242;de noktayı koydu: &#8220;Genetiği değiştirilmiş (GD) mısır, soya fasulyesi, pirinç ya da pamuk gibi bitki ve yiyecekler &#8216;büyük ölçüde&#8217; doğal olanlara denktir!&#8221;<br />
<strong><br />
Sütsağlıktır!Yoksadeğilmidir? </strong></p>
<p>ABD yönetimiyle sıkı bağlantıları olan Monsanto şirketinin piyasaya giren ilk patentli GDO ürünü &#8220;rBGH&#8221; yani büyüme hormonu içeren süt oldu. Monsanto&#8217;nun iddiasına göre rBGH enjekte edilen inekler yüzde 30 daha fazla süt üretecekti. Geçimini bundan kazanan çiftçiler için azımsanmayacak miktardı bu. Üstelik Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bu sütün sağlıklı olduğunu açıklamıştı. Fakat çiftçi ve tüketicilerin bilmediği, bu hormonun inekte IGF-1 adı verilen başka bir hormonu da arttığıydı. Bilim adamları hayvanlarda insülin benzeri bu büyüme faktörünün artmasının kansere yol açabileceği söylüyordu. Zamanla ineklerin sağlığı bozulmaya başladı. Yürümekte bile zorlanan bu hayvanları iyileştirmek içinse daha fazla antibiyotik verildi. 1990&#8242;ların sonunda antibiyotik kullanıcılarının yüzde 70&#8242;i artık hayvanlardı! Ve tabii et ve süt tüketen insanlar da antibiyotiğe dirençliydi artık.</p>
<p>1991&#8242;de FDA&#8217;da GDO&#8217;larla ilgili politikaları belirlemek üzere yeni bir birim kuruldu. Kurumun  başındaki Michael R. Taylor&#8217;a göre GDO&#8217;lu ürünlerin etiketlenmesine gerek yoktu. Taylor daha sonra Monsanto&#8217;nun başkan yardımcısı oldu. 1994&#8242;te FDA, bu sütün &#8220;etiketlenmeden&#8221; satışını onayladı. rBGH&#8217;nin insan üzerindeki etkileriyle ilgili hiçbir test yapılmamıştı.  Bilim en az iki yıl süren testler öngörürken, farelerde bile sadece 90 gün test edilmişti. Tüketici, farelerde lösemi ve tümörlere yol açan madde içeren kanserojen bir besin tükettiğini bilmiyordu! Ve FDA, Monsanto&#8217;ya &#8220;tamiri mümkün olmayan zarar&#8221; vereceği gerekçesiyle hükümet dışında kimsenin bu testin sonuçlarını görmesine izin vermedi. Oysa Kanadalı bilim adamları yaptıkları araştırmayla bu sütün insanlarda göğüs ve prostat kanserine yol açacağını açıkladı. Süt, 1999&#8242;da Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yasaklandı. Kanada CBC televizyonunun iddiasına göre Monsanto yetkilisi rBGH&#8217;nin araştırılmadan satışı için Kanada sağlık yetkililerinden birine 1-2 milyon dolar rüşvet teklif etmişti. 1998&#8242;de FOX TV, rBGH skandalıyla ilgili bir dosya hazırladı fakat Monsanto&#8217;nun baskısı nedeniyle hiç yayımlayamadı. Hazırlayanlarsa kovuldu.</p>
<p>Peki bilim adamlarının uyarılarına rağmen, ABD yönetiminin başta kendi halkı olmak üzere, tüm dünyayı riske atmasının nedeni neydi?<br />
<strong><br />
Yeşil Devrim</strong></p>
<p>Öte yandan, 1947&#8242;de Nelson Rockefeller&#8217;in kurduğu Uluslararası Temel Ekonomi Ortaklığı (IBEC) ve dev tarım şirketlerinden Cargill melez mısır tohum çeşitlerini üretmeye başladı. Melez tohumların kendine has kimyasallara, gübrelere ve makinelere ihtiyacı vardı. Bunların satışı da ABD&#8217;li tarım şirketlerinin kontrolündeydi. O sıralar amacı modern tarım yöntemlerini uygulayarak ürünü arttırmak ve açlığı azaltmak olan &#8220;Yeşil Devrim&#8221; Meksika&#8217;dan başlayarak, tüm Latin Amerika&#8217;ya, ardından da Hindistan ve Asya&#8217;ya yayılıyordu.</p>
<p>Yeşil Devrim&#8217;in en önemli sonuçlarıysa; zirai zararlılara karşı bağışıklık için kullanılan yeni tür pestisitlerin insan sağlığına olumsuz etkileri, melez türlerin toprağı bozması ve ürünün azalması idi! Ürünü azalan çiftçiler, üreme kapasitesi düşük olan melez tohumları her yıl yeniden almak zorunda kaldı. &#8216;Devrim&#8217;e büyük sulama projeleri eşlik etti. Dünya Bankası yeni barajlar için borçlar verdi; ülkeler borç batağına sürüklendi. İşlerini kaybeden çiftçilerse ABD şirketleri için ucuz işgücüne dönüştü.</p>
<p>1990&#8242;lara gelindiğinde &#8220;açlıkla mücadeleye kararlı&#8221; ABD eliti bu kez de dünyada 2.5 milyar insanın ana besin kaynağı olan pirince göz dikmişti. Filipinler merkezli Rockefeller kuruluşu Uluslararası Pirinç Araştırma Enstitüsü (IRRI) Asya&#8217;daki bütün önemli pirinç türlerini depoluyordu. İşte o tohumların dörtte üçü Monsanto ve diğer dev şirketlerin laboratuvarlarında genetik olarak değiştirildi ve patentlendi!</p>
<p>Bu çalışmalardan birinin mahsulü &#8220;Altın Pirinç&#8221; olarak anılıyor. Vücutta A vitamini üreten beta-karoten, pirince turuncu rengini veriyordu. A vitaminli pirinç Asya&#8217;da kötü beslenen çocuklara sözde ilaç olacaktı. Hatta Bill Clinton, 1999&#8242;da &#8220;Altın Pirinç, günde 4 bin kişinin hayatını kurtarabilir&#8221; diyordu. Söylenmeyense A vitamininin &#8220;hipervitaminosis&#8221; yani A vitamini zehirlenmesine yol açabileceğiydi. Bu da beyin dahil pek çok organa zarar veriyordu. İsviçreli Sygenta ve ABD&#8217;li Monsanto bu pirinci patentledi. Eski bir Sygenta çalışanı Steven Smith, Haziran 2003&#8242;teki ölümünden önce şunları söylüyordu: &#8220;Size GDO&#8217;nun dünyayı besleyeceğini söyleyenlere öyle olmadığını söyleyin. Dünyayı beslemek siyasi ve ekonomik niyet ister, sadece üretim ve dağıtım değil.&#8221;<br />
<strong><br />
Soya cumhuriyetleri</strong></p>
<p>Artık sıra genetik olarak değiştirilmiş tohumların test edilmesine gelmişti. Bunun için de &#8220;arka bahçe&#8221; kullanıldı. Önce Arjantin, ardından Meksika, Brezilya, Paraguay</p>
<p>Arjantin&#8217;de 1989&#8242;da devlet başkanı olan ABD destekli Carlos Menem&#8217;in ekonomik programı Rockefeller ailesi tarafından ABD&#8217;de yazıldı ve böylece korumacı piyasanın yerini ithalat rejimi aldı. Arjantin&#8217;in borçlarını kapatması için tek çare ise GD soya fasulyesi yetiştirmekti. 1991&#8242;de 569 tarla Genetiği Değiştirilmiş (GD) mısır, ayçiçeği, pamuk, buğday ve özellikle soya ekimine ayrıldı. 1996&#8242;da Monsanto Arjantin&#8217;de Roundup Ready (RR) soya fasulyesi tohumlarının dağıtım lisansını aldı. Ve her şey böyle başladı.</p>
<p>GD soya daha az insan gücü gerektiriyordu. Çoğu çiftçi topraklarını terk etmek zorunda kaldı. 2004&#8242;e gelindiğinde artık 14 milyon hektar GD soya ekiliydi. Arjantin&#8217;in tarımsal çeşitliliği de yok olmuş; 10 yıldan kısa bir sürede mısır, buğday ekili alanlar soya tarlalarına dönüşmüştü. Arjantinli bilim adamı Walter Pengue &#8220;Bu yolda gidersek 50 yıl sonra hiçbir şey yetiştiremeyeceğiz&#8221; diyordu. Tohum saklama geleneği sona erdirilen çiftçiler, her yıl Monsanto&#8217;dan yeni tohum alırken satıştan da kâr payı ya da vergi ödüyorlardı.</p>
<p>Soya dışında kendi gıdasını yetiştiremez durumda kalan Arjantin 2002&#8242;deki ekonomik krize de savunmasız yakalandı. Açlık başladı. Ayaklanmalarından korkan hükümet, Monsanto ve soya kullanan ünlü markalar bedava yiyecek dağıtmaya başladı. Arjantinliler artık taze meyve, et, süt, yumurtadan oluşan beslenme biçimlerini soyaya teslim etmişti. Hükümet, soyadan alınan proteinin etin yerine geçebileceği yönünde propagandaya başladı. Fakat araştırmalar GD soya sütüyle beslenen bebeklerim daha alerjik olduğunu saptadı. Hatta Rus Bilimler Akdemisi&#8217;nden Dr. Irina Ermakova GD soyayla beslenen dişi ve erkeklerden doğan bebek farelerin üç hafta içinde öldüğünü söylüyordu. Arjantinliler&#8217;e söylenmeyen başka bir gerçek de tek yönlü beslenme biçimi olduğunda soyanın kansere varan zararları olduğuydu. Bölgedeki hayvanlar ölüyor, insanlarda da tiroit, solunum sistemi bozuklukları, akciğer ödemleri, deri hastalıkları gelişiyordu. Hatta hormon bozuklukları yüzünden bazı kız çocukları üç yaşında regl olmaya başladı. Soya tarlalarının yakınında yaşayanlar her gübrelemeden sonra şiddetli migren, göz yaşarması, mide bulantısı, eklem ağrıları yaşıyordu. Havadan yapılan ilaçlama yüzünden Arjantin&#8217;de Monsanto soyası dışında başka bir şey yetişmez oldu.</p>
<p>&#8220;Le Monde Selon Monsanto&#8221; (Monsanto&#8217;ya Göre Dünya) isimli belgeseli ve kitabı şu sıralar Fransa&#8217;da en çok okunanlar listesinde birinci sırada olan Marie-Monique Robin&#8217;in Arjantin&#8217;in Pampa bölgesiyle ilgili gözlemleri de tabloyu netleştiriyor. Mısır, buğday, hintdarısı, yağlı tohumlar, ayçiçeği, yer fıstığı, soya, sebze ve meyve yetiştirilen bu bölge, nüfusunun 10 katına yetecek kadar üretim yapıyor ve ihraç ediyordu. Taa ki GD soyayla tanışana kadar&#8230; Arjantin&#8217;de GD soya ekili alanlar 2000&#8242;de 8.3 milyon hektardan 2001&#8242;de 9.8&#8242;e, 2002&#8242;de 11.6&#8242;ya, 2007&#8242;de 16 milyon hektara ulaştı. Ekili alanlar artarken çiftçilerin sayısı da yüzde 30 azaldı. 1991-2001 arası kapısına kilit vuran çiftçi sayısı 150 bin iken, bunun 103 bini GD soyadan sonra tarlalarını terk etti.</p>
<p>Kaliteli et ve sütleriyle ünlü Arjantin&#8217;de süt üretimi 1996&#8242;dan 2002&#8242;ye kadar yüzde 27 düşünce ilk kez Uruguay&#8217;dan süt ithal edildi. Pirinç üretimi yüzde 44, mısır yüzde 26, ayçiçeği yüzde 34, domuz eti üretimi yüzde 36 düşmüş, fiyatlar artmıştı. 2003&#8242;te unun fiyatı yüzde 162, mercimeğin yüzde 272, pirincinki yüzde 130 arttı.</p>
<p>GD soya yasadışı yollardan Brezilya, Paraguay, Bolivya ve Uruguay&#8217;a da yayıldı. 1997&#8242;de Monsanto Brezilya&#8217;nın en önemli tohum üreticisi şirket olan Agroceres&#8217;i aldı. Eylül 2003&#8242;te AB, ithal ettiği GD ürünlerin etiketlenmesi zorunluluğunu getirdi. Fakat Brezilya&#8217;da yasadışı olarak yetiştirilen soyanın GD olup olmadığını kimse bilmiyordu. Sonunda Devlet Başkanı Lula da Silva bir kararname imzalayarak GD soyanın satışını, 2005&#8242;te de ekimini yasallaştırdı. 2003&#8242;te Brezilya&#8217;da yetişen soyanın yüzde 30&#8242;u GD idi. Monsanto&#8217;ya ton başına 10 dolar kâr payı ödemek zorunda olan çiftçiler 16 milyon tonla ilk yılda Monsanto&#8217;ya 160 milyon dolar kazandırdı. GDO bariyeri her geçen gün eriyordu&#8230;<br />
<strong><br />
7000 yıllık mısırda GDO kirliliği</strong></p>
<p>Meksika&#8217;nın mısır ithal edilmeyen Oaxaca Eyaleti&#8217;nde 150 çeşit mısır tamamen organik yetişiyordu. Fakat güçlü komşularının &#8220;serbest&#8221; ticaret anlaşmalarına direnemeyen Meksika, ABD&#8217;den mısır ithal etmeye başladı. 1994-2002 arasında Meksika mısırının fiyatı yüzde 44 düştü; küçük çiftçiler de topraklarını terk etti.,</p>
<p>2001&#8242;de Meksika Çevre Bakanlığı&#8217;nın yaptığı araştırmaya göre 22 bölgenin 13&#8242;ünde yetişen yerel mısır çeşitlerinde yüzde 3-10 oranında GDO bulaşması saptandı. 29 Kasım 2001&#8242;de Nature Dergisi&#8217;nde yayımlanan, David Quist ve Ignacio Chapela imzalı bir makaleye göre yerel &#8220;Crillo&#8221; mısırı artık saf değildi. Oysa Meksika&#8217;da, M.Ö. 5000 yılından beri ekilen, Maya ve Aztek kültürünün temeli olan mısır çeşitliliğini korumak için 1998&#8242;de GD mısırlar üzerine bir moratoryum verilmişti.</p>
<p>Topraklarının yarısı GDO&#8217;ya teslim olan Paraguay&#8217;da da tohumların satışı ve ekimi tıpkı Brezilya&#8217;da olduğu gibi yasallaştırıldı. Mısır, tatlı patates, her türlü fasulye, şeker kamışı, meyvenin yetiştiği ve ailelerin kendi kendine yettiği ülkede şimdi her şey sojeros&#8217;un (soyacıların) elinde. Taktikse hep aynı: Soyacılar ailelerle kontrat yapıyor, çocuklarına gıda ve oyuncak veriyor. Sonra arsaları üç yıllığına kiralıyor. Ardından küçük bir yaşam alanı kalan ve ilaçlamadan etkilenen ailelere arsalarını yok pahasına satmalarını öneriyor, sonra da &#8217;soya&#8217; ekiyorlar. Paraguay&#8217;da resmi verilere göre her yıl 100 bin çiftçi şehre göçüyor.</p>
<p>2 Ocak 2003&#8242;te Paraguaylı 11 yaşındaki Silvino evine giderken ilaçlama yapılan soya tarlalarının yanından geçti. Şiddetli mide bulantısı ve baş ağrısı nedeniyle üç gün hastanede kaldı. Eve geldikten sonra başka bir ilaçlamaya dayanamadı ve öldü. Annesiyse soyacıların hükümetten bile güçlü olduğunu söylüyordu.</p>
<p>Yani Monsanto gittiği yerlerde, ürünleriyle sadece zararlı böcekleri öldürmüyordu. Hindistan&#8217;da ekilmek üzere tasarlanan Monsanto&#8217;nun &#8220;Bollgard&#8221; pamuğu böceklere direnecek ve daha fazla kâr sağlayacaktı. Çiftçilere tohum, gübre ve ilaç satıldı. Ve burada da çiftçiler bir süre sonra ya işlerinden oldu ya da borçlarını ödeyemez duruma geldi. Temmuz 2005&#8242;te GD pamukla tanıştıktan sonra Maharashtra Eyaleti&#8217;nde 2006&#8242;ya kadar 1280, 2007&#8242;de de 1168 intihar oldu. Ve her sekiz dakikada bir hayatlarına son veren çiftçilerin ölüm şekli de manidardı: Pestisit içerek!&#8230;<br />
<strong><br />
“Afrika&#8217;ya zorla &#8220;acil açlık yardımı&#8221;</strong><br />
<strong></strong>Monsanto&#8217;nun GD &#8220;teknolojisini&#8221; yaymak için başvurduğu yöntemlerin arasında baskı ve rüşvet de vardı. Örneğin; Endonezya Hükümeti&#8217;nden üst düzey bir yetkiliye GDO&#8217;lu ürünlerin taranmadan satışa sunulması için 50 bin dolar rüşvet ödemişlerdi. 6 Ocak 2005&#8242;te Monsanto&#8217;ya iki dava daha açıldı. Yine Endonezya&#8217;daki 140 yöneticiye 1997-2002 arasında GD pamuğun ekimi için 700 bin dolar verilmişti. Ayrıca tarım bakanlığından üst düzey bir yöneticiye de 374 bin dolarla lüks bir ev önerilmişti. Bu ödemeler sahte pestisit faturalarıyla belgelenmişti.</p>
<p>2001&#8242;de IMF ve Dünya Bankası Malawi hükümetinden dış borçlarını ödemesi için acil durum gıda rezervini elden çıkarmasını istedi. Oysa ülkenin insanlarını besleyecek gıdası dahi yoktu. Böylece ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) 250 bin ton fazla GD mısırını Malawi&#8217;ye hibe etti. İngiltere Başbakanı&#8217;nın bilim danışmanı Prof. David King ABD hükümetinin GDO teknolojisini Afrika&#8217;ya yayma çabasını &#8220;kitlesel insan deneyi&#8221; şeklinde tanımlayarak kınadı. Ekim 2002&#8242;de Guardian&#8217;da çıkan bir makalede, ABD&#8217;nin acil açlık yardımı adı altında, Güney Afrika&#8217;nın altı ülkesine stok fazlası GD mısır göndereceğini açıkladı. Mısır, Zambiya, Malawi ve Zimbabwe&#8217;nin ana gıdasıydı. Riski göze almayıp reddettiler. Ama reddedemeyenler de vardı</p>
<p><strong>Bush&#8217;un &#8220;katil&#8221; tohumları Irak&#8217;ta</strong></p>
<p>Başkan Bush &#8220;Irak&#8217;ta yeşerdiğinde bütün bölgeye yayılacak demokrasi tohumlarını ekmek için bulunuyoruz&#8221; derken mecazi bir ifade kullanmıyordu. Nasıl mı?</p>
<p>İşgalin ardından oluşturulan Geçici Koalisyon Otoritesi&#8217;nin (CPA) başına atanan Paul Bremer&#8217;in ilk eylemi ülke sınırlarını gümrük, tarife, kontrol ve vergi olmadan ithalata açmak oldu. 81 no&#8217;lu kanunsa çiftçilere tohum saklamayı yasaklarken; genetik müdahaleye uğramış, kısırlaştırılmış tohumların her yıl alınması mecburi kılındı.</p>
<p>Iraklılar yıllardır doğal tohumlarını Bağdat&#8217;taki ulusal tohum bankasında saklıyordu, fakat burası ABD bombalarıyla yok edildi. Eski tarım bakanı yedek bir bankayı Suriye&#8217;ye taşımıştı, tohumlar oradan sağlanabilirdi ama Bremer&#8217;in başka planları vardı.</p>
<p>USAID, Irak Tarım Bakanlığı aracılığıyla binlerce ton ABD merkezli &#8220;yüksek kaliteli, sertifikalı buğday tohumu&#8221;nu çok ucuza dağıtırken, bağımsız bilim adamlarının bunların GD olup olmadığını araştırmasına izin verilmedi.</p>
<p>ABD Tarım Bakanlığı ve Texas A&amp;M Üniversitesi Tarım Birimi&#8217;nin ortak programıyla Iraklı çiftçilere &#8220;yüksek verimli&#8221; buğday, nohut, mercimek gibi tohum çeşitlerinin nasıl yetiştirileceği öğretildi. Ne tesadüftür ki aynı üniversite kendini dünyanın &#8220;biyoteknolojik lideri&#8221; olarak tanımlıyordu.<br />
<strong><br />
Monsanto&#8217;ya göre dünya</strong></p>
<p>Ünlü Fransız çevreci Nicolas Hulot, Marie-Monique Robin&#8217;in kitabına yazdığı önsözde şöyle diyor: &#8220;Marie-Monique Robin sayesinde biz de artık Monsanto&#8217;nun bildiklerini biliyoruz! Evet şirket, ürünlerinin zehirli sonuçlarından haberdardı!&#8221;</p>
<p>Monsanto 20. yüzyılın en önemli kimya şirketlerinden biri. 1901&#8242;de sakarin üretimiyle başlayan ticari hayatına 1. Dünya Savaşı&#8217;nda patlayıcı gazı üretmek için kimyasal ürünler satarak devam etti. 1942&#8242;de 2 milyar dolar bütçeli &#8220;Manhattan Projesi&#8221; başladığında, atom bombası üretmeyi hedefleyen bilim adamları arasında Monsanto&#8217;nun da kimyagerleri vardı. Ürettikleri kimyasallarla büyük çevre kirliliği yaratan şirket, Vietnam ormanlarına serpilen herbisitin bileşenlerini de üretti. Bundan 1 milyonun üzerinde Vietnamlı, 100 bin de ABD askeri etkilendi. Daha sonra tarım birimi kurularak biyoteknolojik çalışmalara hız verildi. 2007&#8242;de 17 bin 500 çalışanı, 7,5 milyar dolarlık cirosuyla GDO&#8217;lu ürünlerin hemen hepsinde patent hakkına sahip olan şirketin ürettiği GD tohumlar 100 milyon hektara yayıldı. Yarısından fazlası ABD&#8217;de olmak üzere, Arjantin&#8217;de 18, Brezilya&#8217;da 11,5, Kanada&#8217;da 6,1, Hindistan&#8217;da 3,8, Çin&#8217;de 3,5, Paraguay&#8217;da 2, Güney Afrika&#8217;da 1,4 milyon hektar GDO ekili. Tabii bunlar bilinenler.<br />
<strong><br />
&#8220;Hükümetler soykırım suçu işliyor&#8221;</strong></p>
<p>Seeds of Destruction (Yıkım Tohumları) isimli kitabın yazarı F. William Engdahl’ın bu konu hakkındaki sözleri şöyle:</p>
<p>“Yaşanan küresel gıda kriziyle GDO patentli pirinç, mısır ve soya tohumlarının yaygınlaşması arasında nedensel bir bağlantı var. Bu bağlantı da gıda üretiminin Monsanto, DuPont, Syngenta, Dow, Archer Daniels Midland ve Cargill önderliğindeki birkaç dev şirket tarafından küreselleştirilmesi. Bu güçlü lobi küresel bir tarım politikası oluşturdu ve hem ABD Tarım Bakanlığı hem de Avrupa Komisyonu Tarım Direktörlüğü&#8217;nde etkin. Bu güçlü tarım şirketleri perde arkasından Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nün tarımla ilgili kararları üzerinde hâkim. Uzun vadeli politikalarından biri kasıtlı olarak dünyanın acil tahıl stoklarını azaltmak. Aynı zamanda bitkilerin ulaşımda yakıt olarak kullanılması için yetiştirilmesini öngören suç politikasının önde gelenleri de onlar. Yani biyoyakıt dolandırıcılığı. Küresel kıtlık koşullarında Monsanto ve tarım lobisi kendi patentledikleri GD tohumlarının dünyadaki açlığa &#8220;çare&#8221; olduğunu iddia ediyor.</p>
<p>Henry Kissinger&#8217;in 1970&#8242;lerde ilan ettiği strateji &#8220;Petrolü kontrol ederseniz ulusları ya da bölgeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz&#8221; stratejisi bu. 2005&#8242;ten beri ABD yönetiminin biyoyakıt sübvansiyonları ve promosyonu, bu tür yakıtların küresel ısınma sorununa çözüm olduğu yalanı, gıda fiyatlarını da etkiledi. Bence bu tamamen bilinçli ve dünya üzerinde beyaz olmayanların nüfusunun azaltılmasını isteyen bir grup elit tarafından yönlendiriliyor. Ve biyoyakıt çılgınlığını desteklemeye devam eden bütün hükümetler, uluslararası adalet kurallarına göre soykırım suçu işliyor!”</p>
<p><strong>http://www.yeniaktuel.com.tr/dun111-1, 147@2100.html<br />
/Pazartesi, 30 Haziran 2008-ekolojistler</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/katil-tohumlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Her 50 Saniyede Bir, Bir Çiftçi İflas Ediyor&#8230;</title>
		<link>http://www.karasaban.net/her-50-saniyede-bir-bir-ciftci-iflas-ediyor/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/her-50-saniyede-bir-bir-ciftci-iflas-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 08:47:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1224</guid>
		<description><![CDATA[Esra AÇIKGÖZ/Abdullah AYSU Röportajı 
Türkiye’de artık çiftçilerin de bir örgütü var. 20 bin üyeli Çiftçi-Sen, çiftçilerin sorunlarını çözmeyi, ekonomik politikaya yön vermeyi amaçlıyor. En büyük müttefiki tüketiciler, yoksullar, işçiler, işsizler&#8230;
Türkiye’nin ilk çiftçi sendikası konfederasyonu geçen ay kuruldu: Çiftçi-Sen. Üzüm, Tütün, Fındık Ayçiçek, Hububat, Çay ve Zeytin Üreticileri olmak üzere yedi sendikanın birleşerek kurdukları Çiftçi-Sen’in toplam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/haziran2008-006.jpg"><img class="alignright alignnone size-full wp-image-1225" style="margin: 8px 5px; float: right;" title="haziran2008-006" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/haziran2008-006.jpg" alt="" width="150" height="191" /></a><em><strong>Esra AÇIKGÖZ/Abdullah AYSU Röportajı </strong></em></p>
<p>Türkiye’de artık çiftçilerin de bir örgütü var. 20 bin üyeli Çiftçi-Sen, çiftçilerin sorunlarını çözmeyi, ekonomik politikaya yön vermeyi amaçlıyor. En büyük müttefiki tüketiciler, yoksullar, işçiler, işsizler&#8230;</p>
<p>Türkiye’nin ilk çiftçi sendikası konfederasyonu geçen ay kuruldu: Çiftçi-Sen. Üzüm, Tütün, Fındık Ayçiçek, Hububat, Çay ve Zeytin Üreticileri olmak<span id="more-1224"></span> üzere yedi sendikanın birleşerek kurdukları Çiftçi-Sen’in toplam üye sayısı 20 binden fazla. Çiftçiler artık, tarım politikalarından gıda krizine, Avrupa Birliği’nin ortak tarım politikalarına, tohum yasalarına kadar pek çok konuda söz sahibi olmak istiyor, kendi kararlarını almayı amaçlıyor. Çiftçi-Sen Başkanı Abdullah Aysu anlatıyor&#8230;</p>
<p><strong>- Çiftçi-Sen yedi sendikanın birleşmesiyle kuruldu. Bu birleşmenin şimdi olmasının özel bir nedeni var mı? Gıda krizleri, yanlış tarım politikalarının günümüzde daha da vahim hale gelmesi bu birleşmeyi tetikledi diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Yanlış tarım politikaları 24 Ocak Kararları’yla birlikte daha arttı. 1989’dan sonra IMF ile yapılan Yapısal Uyum Programları hem ülkeyi hem de yurttaşları gıdada bağımlı kılıcı ilişkilerin içine çekti, biz çiftçileri de mesleğimizi yapamaz duruma getirdi. Bu yanlış tarım politikaları yüzünden Türkiye’de her 50 saniyede bir çiftçi iflas ediyor. 1989’dan sonra tarım politikalarındaki tahribatı arttıran yanlış politikalar bizi haklarımızı savunmak için örgütlenmemiz gerektiği konusunda kuşkusuz tetikledi.<br />
<strong><br />
- Çiftçilik ve örgütlülük yıllardır birlikte konuşulmuyordu. Çiftçiler örgütlenmeye açık mı, ne kadarı örgütlü?</strong></p>
<p>Çiftçilerin Cumhuriyet kurulduğundan bu yana hiç gerçek anlamda örgütleri olmadı, hep onların adına kararlar alındı. İktidardakiler bizi örgütsüzken daha kolay yönetebiliyorlardı, kırsaldan sanayiye kaynak aktarımını kolay yapabiliyorlardı. Artık köylüler örgütleniyorlar, sendikaları aracılığıyla hak arama mücadesine giriştiler. Bunu, Manisa Kırkağaç’ta Tütün-Sen’in, Alaşehir’de Üzüm-Sen’in, Fatsa’da Fındık-Sen’in, Rize Pazar’da Çay-Sen’in, Edirne Keşan’da Hububat-Sen ve Ayçiçek-Sen’in, Bursa Orhangazi’de Zeytin-Sen’in henüz girişim komitesiyken düzenledikleri mitinglere katılarak gösterdiler.</p>
<p><strong>- İlk mücadele adımınızı belirlediniz mi?</strong></p>
<p>Çiftçilerin mesleklerini sürdürebilmeleri için gerekli koşulların yerine getirilmesi için mücadele edeceğiz, çünkü biz üretmek, üreterek çevreyi korumak istiyoruz. Bu yüzden doğayla barışık bilge köylü tarımcılığına dönülmesini, tarımın desteklenmesini, ürün fiyatlarının maliyetlerin üstünde belirlenmesini istiyoruz.</p>
<p><strong>- Uzmanlar gıda krizinin artacağını ve bunun yoksulluğu tetikleyeceğini belirtiyorlar. Çiftçi-Sen sadece çiftçiler için mi taleplerde bulunacak?</strong></p>
<p>Evet, gıda krizi derinleşiyor ve bunun baş nedeni IMF ve Dünya Bankası’nın azgelişmiş ülkelere uygulattırdığı “Yapısal Uyum Programları” neticesinde üretimi değil, üretmemeyi destekleyen politikaları. Nedenlerin arasında tabii ki küresel iklim değişikliğini, tarımda uygulanan endüstriyel üretim tarzını, insan ve hayvan gıdası için değil enerji için tarım arazilerinin ayrılmasını sayabiliriz.</p>
<p><strong>- Çözüm?</strong></p>
<p>IMF ve Dünya Bankası politikaları yerine kendi ülke gerçekliğimize uygun bağımsız, demokratik, sosyal bir tarım programına ivedilikle geçmek. Toprakları enerji üretimi için değil gıda sağlamak için ayırmalı, küresel ısınmanın nedenlerini ortadan kaldırmak için uğraşmalıyız. Aslında dünyada gıda sorunu henüz yaşanmıyor, şu anda dünyadaki gıda miktarı yüzde 110. Açlıktan insanların yaşamını yitirmesinde, gıda krizinden çok adil paylaşım sorunu var, ama adım adım gıda krizine doğru da gidiliyor.</p>
<p><strong>- IMF ve Dünya Bankası demişken, AB’nin tohumlarla ilgili standartları da, çeşitliliği azalttığı için eleştiriliyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de çıkarılan Tohum Yasası ile çiftçiler tohum üzerindeki egemenliğini yitirdi, kamu tohum konusunda devre dışı bırakıldı, tohumda şirketler egemen duruma getirildi. Bu da yerli tohum çeşidinin yok olmasına neden oluyor. Oysa küresel ısınma koşullarında ancak yerli tohumlar ile üretim yapılabileceği ortada. Tohumculuk yasasının yeniden düzenlenmesi için mücadele ediyoruz, edeceğiz. Çiftçi-Sen, AB’nin Avrupa Ortak Tarım Politikası’na karşı olan Coordination Peysane Euorpe- CPE- Avrupa Köylü Koordinasyonu ve dünya çiftçilerinin en üst örgütü Via Campesina’nın (Çiftçi Yolu) üyesi. Ayrıca yerel tohumların üretimini sürdürmek ve değişen iklim koşullarına uyum göstermelerini sağlamak için üyelerimize yerel tohumla üretmelerini salık veriyoruz.</p>
<p>- <strong>Artık neredeyse yediden yetmişe herkesin ağzından duyduğumuz bir eleştiri de en son buğdayda olduğu gibi her yıl tarımsal ürünlere yönelik ithalatın daha da arttığı.</strong></p>
<p>Evet, ne yazık ki yeterlilikten hızla uzaklaştırılıyoruz. Tarım Bakanı üretimin devamını sağlayacak önlemler almak yerine gıda ihtiyacını dışarıdan ithal etme yoluna gidiyor. Tarım Bakanlığı adeta adı konulmamış İthalat Bakanlığı gibi çalışıyor.</p>
<p><strong>- Çiftçi-Sen’in tarım politikalarını ne kadar etkileyebileceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Çiftçi-Sen tarımdaki tahribatı durdurmak için tüm gücüyle çalışacak. Ne kadar başarılı olacağını yaşayarak göreceğiz, ancak tarımın tahribatı sadece çiftçilerin sorunu değil. Tüketicileri yeterli ve sağlıklı gıdaya erişme haklarından dolayı müttefikimiz olarak görüyoruz. Özellikle de tüketimi ve üretimi belirleme ve yönlendirme pozisyonunda olan kadınlar, ittifaklarımız arasında birinci sırada. Çevre ve doğa dostu örgütler, yoksullar, işçiler, kamu çalışanları ve işsizlerle çıkarlarımız aynı. Bu saydığım kesimlerle birlikte mücadele edebilirsek tarımda tahribatı durdurabilir, gıdada yeterliliği tekrar sağlayabiliriz.</p>
<p><strong>Cumhuriyet Dergi 29.06.2008</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/her-50-saniyede-bir-bir-ciftci-iflas-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Suyuma Dokunma!</title>
		<link>http://www.karasaban.net/suyuma-dokunma/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/suyuma-dokunma/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 08:07:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haber Arşivi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1221</guid>
		<description><![CDATA[
2009 yılının Mart ayında Türkiye önemli bir toplantıya ev sahipliği yapıyor. 5. Dünya Su Forumu, İstanbul’da dünya su politikalarını tartışmak üzere biraraya gelecek.  Devlet yönetimlerinin ve özel şirketlerin domine ettiği forumda bugüne kadar ‘su’ sorununu yaratanlar konunun ‘çözümlerini’  arayacak.  Sosyal hareketlerin dışlandığı bu kapalı ‘forum’un önemli gündemlerinden biri, Türkiye’deki su kaynaklarının ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/suyumadokunma.jpg"><img class="alignleft alignnone size-medium wp-image-1222" style="margin: 5px; float: left;" title="suyumadokunma" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/suyumadokunma.jpg" alt="" width="300" height="100" /></a></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><span style="font-size: 12pt;">2009 yılının Mart ayında Türkiye önemli bir toplantıya ev sahipliği yapıyor. 5. Dünya Su Forumu, İstanbul’da dünya su politikalarını tartışmak üzere biraraya gelecek.  Devlet yönetimlerinin ve özel şirketlerin domine ettiği forumda bugüne kadar ‘su’ sorununu yaratanlar konunun ‘çözümlerini’  arayacak.  Sosyal hareketlerin dışlandığı bu kapalı ‘forum’un önemli gündemlerinden biri, Türkiye’deki su kaynaklarının ve baraj vb. yatırımların özelleştirme sürecine açılması olacak.</span></span><span id="more-1221"></span></p>
<p>Bizler inanıyoruz ki, su dünyadaki bütün insanların ortak kamusal mülkiyetidir. Kim olursa olsun suyu özel mülkiyet olarak görüp kullanamaz. Su tüm ekosistemlerin vazgeçilmez kaynağı ve temel ihtiyacıdır.</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><span style="font-size: 12pt;"> Suyun vazgeçilmez özelliğinden dolayı tüm insan toplulukları ve her insan suya – özelde içme suyuna – yeterli nitelik ve nicelikte erişim hakkına sahip olmalıdır. Toplumun refahı su olmadan çoğalamaz, su başka bir kaynakla ölçülemez, kar amacıyla değişilemezdir.</span></span></p>
<p>Suyun toplumlar, insanlar, cinsiyetler ve ülkeler arası dayanışmanın gelişmesine katkıda bulunması gerekir.</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><span style="font-size: 12pt;">Su kaynakları dünya ve bölgeler düzeyinde ile insanların gelirleri eşitsiz şekilde dağılmıştır. Ancak  bu, suya erişimin insanlar, topluluklar ve bölgeler arasında böyle olması/kalması gerektiği anlamına gelmez.</span></span></p>
<p>Çoğu hükümet su kaynaklarını ekonomik gelir olanağı olarak yoğun bir şekilde kullanıyor. Bunu yaparken genelde ekonomik karı temel alarak yapıyor, bu da çok sayıda olumsuzluğa neden oluyor.</p>
<p>Su kaynakların yönetimi ve kullanımı, en az ekonomik ihtiyaçlar kadar, toplumsal eşitlik ile ekolojik/çevresel ihiyaçları gözeterek uzun vadeli (sürdürebilir) şekilde planlanıp uygulanmalı. Bu gerçekten hareketle, su öyle kullanılıp korunmalı ki gelecek kuşaklar da suyu aynı şekilde ve özgürlükte kullanabilsin.</p>
<p>Kullanılırlık ve sorumluluk temeline bağlı olarak suyun finansal sorumluluğu hem bireysel hem de kamusal olmalı. Suyun her insanın ve her insan toplulumunun temel ihtiyacını karşılayacak şekilde sağlanması bir toplumsal anlaşma olarak ele alınmalı.</p>
<p>Su politikası yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde yüksek oranda demokrasi anlamına gelmekte.</p>
<p>Su kaynakları ile alınacak kararlar toplumun en geniş kesimi tarafından demokratik yönteme dayanarak alınmalı, yerel ve bölgesel düzeydeki topluluklar ve insanlar özellikle bu sürece aktif şekilde dahil edilmelidir. Suyun yönetimiyle ilgili kararlar sosyo-ekonomik çoğunluluklara ve kültürel farklılıklara saygı temelinde alınmalıdır.</p>
<p>Türkiye’de bugüne kadar süregelen, doğal kaynakların sonuna dek tüketilmesine dayalı, çevreyi gözetmeyen kalkınmacı anlayış terkedilmeli, baraj projeleri bu eksende yeniden gözden geçirilmelidir. Suyun ve doğal kaynakların özelleştirilmesi fikrinden vazgeçilmeli, su uluslararası hegemonyanın bir aracı olarak görülmemelidir.  Küresel ısınmaya bağlı su ve gıda krizinden kaynaklanan zararlar karşılanmalı, karbon emisyonunu azaltıcı politikalar derhal hayata geçirilmelidir.</p>
<p>Bu gerekçelerle hareket eden bizler, Dünya’daki çok sayıda sosyal hareketle birlikte 2009 Mart’ında İstanbul’da Alternatif Su Forumu’nu düzenleyeceğiz. Herkesi, su ile ilgili çeşitli başlıkları tartışacağımız, suyu kar alanı olarak gören Dünya Su Forumu’na karşı eylemler düzenleyeceğimiz bu sürece katılmaya ve Suyuma Dokunma Kampanyası&#8217;nın bir parçası olmaya çağırıyoruz.</p>
<p>Kar Değil İnsan !</p>
<p><span style="font-family: Times New Roman; font-size: small;"><span style="font-size: 12pt;">Başka Bir Su Yönetimi Mümkün ! </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/suyuma-dokunma/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dev Mısır Balonu 14-15 Haziran 2008 tarihlerinde İzmir İnciraltı Demokrasi Meydanı‘nda sergilendi.</title>
		<link>http://www.karasaban.net/dev-misir-balonu-14-15-haziran-2008-tarihlerinde-izmir-inciralti-demokrasi-meydani%e2%80%98nda-sergilendi/</link>
		<comments>http://www.karasaban.net/dev-misir-balonu-14-15-haziran-2008-tarihlerinde-izmir-inciralti-demokrasi-meydani%e2%80%98nda-sergilendi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 07:59:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>karasaban</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Haber Arşivi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.karasaban.net/?p=1219</guid>
		<description><![CDATA[
GDO‘ya Hayır Platformu tarafından hazırlanan ve genetiği değiştirilmiş ürünlere dikkat çekmek ve Biyogüvenlik
Yasasının çıkarılması için Türkiye Turuna çıkan Dev Mısır Balonu Bursa, İstanbul ve İzmir-Dikili‘den sonra, 14-15 Haziran 2008 tarihlerinde İzmir İnciraltı Demokrasi Meydanı‘nda sergilendi.
14 Haziran‘da Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ve Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından ortaklaşa yapılan basın açıklaması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/gdoizmir.jpg"><img class="alignright alignnone size-full wp-image-1220" style="margin: 5px; float: right;" title="gdoizmir" src="http://www.karasaban.net/wp-content/uploads/gdoizmir.jpg" alt="" width="212" height="159" /></a></p>
<p>GDO‘ya Hayır Platformu tarafından hazırlanan ve genetiği değiştirilmiş ürünlere dikkat çekmek ve Biyogüvenlik</p>
<p>Yasasının çıkarılması için Türkiye Turuna çıkan Dev Mısır Balonu Bursa, İstanbul ve İzmir-Dikili‘den sonra, 14-15 Haziran 2008 tarihlerinde İzmir İnciraltı Demokrasi Meydanı‘nda sergilendi.<span id="more-1219"></span></p>
<p>14 Haziran‘da Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ve Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından ortaklaşa yapılan basın açıklaması ile kamuoyuna bilgi aktarılmış, Biyogüvenlik yasasının hemen çıkarılması ve GDO‘lara hayır demek için imza toplanmış ve hazırlanan el broşürleri ziyaretçilere dağıtılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.karasaban.net/dev-misir-balonu-14-15-haziran-2008-tarihlerinde-izmir-inciralti-demokrasi-meydani%e2%80%98nda-sergilendi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
