KÖYLÜ NİYE AKP’YE OYUNU VERDİ?

secim_oy_m.jpg Abdullah Aysu

AKP, 4,5 yıl iktidarda kaldı. İktidarı boyunca IMF ve Dünya Bankası’nın yapısal uyum programını eksiksiz uyguladı. Tarımın tahribatına kendisinden önce iktidar olmuş partiler gibi devam etti.

Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası’na (OTP) uyum çerçevesinde bir dizi yasa çıkardı. Çıkardığı yasalar ile AB OTP’sini Türkiye’de içselleştirmeye çalıştı. Oysa Avrupalı çiftçiler büyük tarım ve gıda tekelleri yararına işleyen AB OTP’sine karşı. Çünkü AB OTP, Avrupalı çiftçileri de yok ediyor; tarımı şirketleştiriyor.

Avrupa’da uygulanan OTP politikaları sonucunda her 90 saniyede bir avrupalı çiftçi mesleğini terk etmek zorunda kalıyor.

Türkiye’de tarım sektörünü tahrip eden IMF, DB ile Avrupalı çiftçileri yok eden AB OTP’sini AKP de sürdürdü. Bu politikalar sonucunda Türkiye’de de her 50 saniyede 1 çiftçi mesleğini terk eder duruma geldi.

AKP, büyük tarım ve gıda tekellerinin isteğine uyarak, “küçük aile işletmeciliği ülkemiz için yararlı değil” dedi ve bu düşünceyi kamuoyuna pompaladı. Bu konuda bir bölüm ekonomistin, aydının ve basın ile medyanın desteğini arkasına aldı. Köylüler meslekleri olan çiftçiliği ve yaşam alanları olan köylerini terk etmek zorunda kaldı. Göç hızlandı! Kısacası, iktidarın en başarısız olduğu alan tarım kesimiydi. Hatta seçim bildirgesine tarımsal istihdamı %19’a indireceğini, yani yüzbinlerce çiftçiyi işinden edeceğini ekledi

AKP Hükümeti, iktidarı süresince çiftçilerle hep kavgalı oldu. 59. AKP Hükümetinin ilk Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü, çiftçilere; “ gözünüzü toprak doyursun”, ikinci Bakan Mehdi Eker; “Türkiye kendi kendine yeten bir ülke değil, bu büyük bir palavra” dedi. Eker; Türkiye’yi tarım ve gıdada kendine yeterli kılmak için çalışmalar/projeler üretmek yerine memleketin gıda ihtiyacını “ithalat yılanına” sarılarak çözmeyi yeğledi. Çiftçiye “ananı da al git”, “bu millet yatıp kalkıp sizin için mi çalışacak” diyen Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın ardından Meclis Başkanı Bülent Arınç da, Manisa’ya bağlı Sarıgöl ilçesi, Bağlıca Köyünde çiftçileri terbiyeye davet etti.

Ama çiftçiler oyunu yine de AKP’ye verdi…

Evet, AKP, hükümet olmasının ardından 2007 yılı başına kadar çiftçilerle barışık olmayan bir politika izledi. Bu doğru!

Ancak bu seçim zaten ülke sorunlarının üzerine oturmadı ki. Büyük oranda Cumhurbaşkanlığı seçimine kilitlendi. Anayasa Mahkemesi’nin 367 oy arama şartı, Cumhuriyet mitingleri, askerin bildirisi, Irak tartışması buna örnek olarak sayılabilir. Bu çabalar seçmende, antidemokratik yöntemlerle AKP’nin önü kesiliyor izlenimi doğurdu. Halkın mazlumdan yana olan duyguları kabardığına inan insan sayısı oldukça fazla. O sıralarda gezebildiğim kadarıyla köylerde yaşayanlar Çankaya’yı konuşuyor, değme entelektüeller gibi Çankaya üzerine değerlendirmeler yapıyorlardı.

Çankaya seçim sürecinde yaşananlar, bu seçimde belirleyici oldu, seçimde kullanılacak oyların yönünü belirlemede bir miktar trafik polisi görevi gördü, denilebilir.

Tabiî ki bir de Demokrat Parti olayı var; DYP-ANAP birleşmesindeki başarısızlık merkezde büyük boşluğun oluşmasına neden oldu. AKP, biraz da oluşan bu boşlukta yol aldı, ilerledi, oyunu arttırdı.

AKP, 2007 yılı başından itibaren destekleme ödemelerini köylü yararına öne aldı. Geçmişte verilmeyen unutulmaya yüz tutmuş olan afet ödemelerini ve çiftçi alacaklarını ödeyerek milli piyangodan para çıkmış misali köylüyü sevindirdi. Köylü için sorun oluşturan ve endişelenmelerine neden olan alanlara ilişkin çözümler üreterek, yüzünü köylüye döndü, gönlünü almaya çalıştı.

2007 yılı başlarında, AKP köylüye yüzünü döndüğünde muhalefet o sıralarda başka şeylerle fazlasıyla meşguldü. AKP, nasılsa çiftçiyi karşısına almış; oyunu muhalefete verecek inancı fazlasıyla güçlü bir kanıydı. Çiftçi memnuniyetsizliğini Ordu ve Manisa’daki yüzbinleri aşan mitingler düzenleyerek göstermemişler miydi?

Evet, doğrudur; çiftçi memnuniyetsizliğini ve endişesini söz konusu mitinglerle dışa vurdu. Muhalefet için alan açtı. Ancak muhalefet bu alanı kullan(a)madı. Muhalefetin içindeki bir kesim bu alanı kendileri için kullandı. Örneğin, FİSKOBİRLİK’in yönetimini ele geçiren muhalefete ait kesimler sonra AKP ile birlikte davranarak yapılan mitingleri boşa çıkarttılar. Yönetimleri boyunca fındık fiyatlarında bir iyileştirme sağla(ya)madılar. Demem odur ki; Türkiye’de en çok sorun yaşanan sektörü tarım konusunda muhalefet, bütünlüklü politika geliştiremedi. Süregelen sorunlara çiftçilerin inanacağı ve güven duyacağı çözümü üret(e)medi. Bu konuda muhalefet de, çiftçi ve köylülerle sağlıklı bir diyalog oluştur(a)madı.

Muhalefet konuşlandığı Ankara’dan köydeki çiftçiler ile diyalog kurmayı uygun gördü. Yani uzaktan uzağa görsel medya ve yazılı basına yansıyan/yansıyabilen konular üzerine propagandif sözler söyleyerek köylüyle diyalog kurma yolunu seçti. Bu yöntemle diyalog kurduğu vehmine de kapıldı! Oysa muhalefet görsel medya ve yazılı basın üzerinden köylüyle kurmaya çalıştığı diyalogda gündemi oluşturan kendisi değildi. Medya ve basın tarafından oluşturulmuş olan gündemler üzerinden sözler söylediler. Seçim sonrasında muhalefet, köylüye; “beni anlamadın, işte buna yanarım” türküsünü tutturdu.

Muhalefetin hemen tamamının seçimlere birkaç aya kalana dek tarım kesimine yönelik bütünlüklü bir program ve öngörüleri bile yoktu. Eksikli de olsa son iki ay kala ortaya koydukları programlarını anlatacak zamanı zemini bulamadılar, zaten tarım konusunda anladığını anlatacak kadrolardan da mahrumdular.

Ayrıca muhalefet de, iktidar da, tarımdaki yeni değişimi yakalayabilmiş değildi. Onun için köylüye gerçek kurtuluşu anlatmıyor, vaadini ver(e)miyordu…

Dünyamız ısınıyor. Sular azalıyor. Topraklarımız çölleşiyor. Bunun sebebi, endüstriyel tarım. Yani kimyasal ilaca, kimyasal gübreye, suya duyarlı tohuma, antibiyotiğe, fosil yakıta dayalı üretim tarzı.

Siyasiler; “çiftçiler, bizi seçerseniz biz bu üretim tarzından vazgeçeceğiz. Çünkü kimyasal gübre ve kimyasal ilaca dayalı üretim biçimi, toprağı suyu kirletiyor; kullanılamaz hale getiriyor. İnsan sağlığını bozuyor. Küresel ısınmaya neden oluyor, topraklarımızı çölleştiriyor, yeraltı ve yerüstü sularını hem kirletiyor kullanılmaz kılıyor hem de azalmasına neden oluyor. En önemlisi de; kimyasala dayalı üretim tarzı verimin düşmesine neden oluyor. Ne kadar çok gübre ne kadar fazla ve yüksek dozlu ilaç kullanırsan o oranda ürün alıyorsun. Yoğun kullanılan ilaç ve gübre sonrası elde ettiğiniz ürün ise kullandığınız ilacın, gübrenin, mazotun, tohumun parasını karşılayamıyor yani şirketlere çalışıyorsunuz. Bizde sizi şirketlere çalışmaktan kurtaracak projeler var. Eğer bizi seçerseniz biz; endüstriyel tarım yerine organik tarımı model olarak uygulayacağız. Verimliliğinizi bu yolla arttıracağız. Şirketlere değil, kendinize çalışacaksınız. Üretimden pazarlamaya kadar zincir oluşturmanız için yasal düzenlemeler yapacağız. Bu konuda ekonomik ve eğitim desteği vereceğiz. Üretimden pazarlamaya kadar olan zincirin halkalarına siz üreticileri egemen kılacağız. Bunun için de, kooperatif yönetimlerinizi demokratik bir biçimde belirlemeniz için yasal düzenlemeler yapacağız. Bu yolla kazancınızın artmasına yardımcı olacağız. Kooperatiflerinizi destekleyeceğiz. Ekonomik, sosyal, siyasal ve sosyal haklarınızı koruyup geliştirebilmeniz için sendikalarınıza yasal statü kazandıracağız.

Verimi artırmanız için yeterli desteği vereceğiz. Toprağınızı ve suyunuzu sizden sonraki nesillerin de kullanabilmesi sağlıklı ve yüksek verimliliği kavuşmanız için endüstriyel tarım modelini aşamalı, planlı şekilde terk edeceğiz, organik üretim tarzına geçeceğiz. Yapacağımız üretim modeli değişikliğiyle sizin ürettiğiniz sağlıklı ürünler ile önce yurttaşlarımızı sağlıklı gıda ile buluşturacak, artanını ihraç edeceğiz.”

Çiftçilerin yararına olacak kökten değişiklik gerektiren bu vaatler de bulunmadılar. IMF ve Dünya Bankası politikalarını yani şirket tarımcılığını destekleyeceklerini açık seçik bir şekilde yazdılar ve söylediler.

Başka bir deyişle, IMF ve Dünya Bankası’nın öngördüğü/reva gördüğü dünyanın dışında “başka bir dünya mümkün” diyemediler; muhalefet ve iktidar bu konuda da aynılaştı. Muhalefet çiftçileri, AKP’nin şirket yanlısı “yılanına” sarılmaya mecbur etti.

Tarımın sorunlarını bilen, bildiğini anlatabilen, anlattığını da anlaşılır kılabilecek adayına ana muhalefet partisi Ankara’da 7. sırada yer vererek çiftçilerin nezdindeki varolan itibarını aşındırdı. Diğer illerde ise tarımcı aday adaylarını milletvekili adayı yapmaya gerek bile görmedi. Böylece ana muhalefet partisi iktidarın en başarısız olduğu alanı ıskalamış oldu.

Ana muhalefet Ankara’da “elin ‘gemiciği’nin” leğende yüzüşünü seyre dalmışken İktidar gemisini, kırsal alanın dere, tepe sarplıklarında ve ovalarında “ustalıkla” yüzdürüyor, gezdiriyordu.

İktidar ve muhalefetin, çiftçi yararına olacak olan üretim modeli değişikliği için çabaları hiç olmadı. Mevcut üretim modeli içinde çiftçilerin mesleğini sürdürebilmesi için verilen destekler ise yetersizdi, adaletsizdi, bir dizi haksızlık içeriyordu. Yine iktidarın destekleme politikaları konusundaki çiftçi karşıtlığının neden olduğu yoksulluğu giderici bir çabaları olmadı. Muhalefet ise yoksulluğa neden politikalara ve bu amaçla çıkarılan bir dizi yasada sessiz, duyarsız kalarak çiftçiyi sahiplenmekte etkisiz kaldı.

Seçim yaklaşıyor, kapıya dayanıyordu. Meydanlarda ve köy kahvelerinde icraatını anlatması gereken iktidar eksikli davrandığı ve barışık olmadığı çiftçi kesimine 2007 yılı başlarından itibaren yüzünü döndü. Başta kazanılmış haklarını çiftçilere verdi. Ardından çiftçilerin hakkı olan ödemeleri zamanında verme yoluna gitti. Yani fazladan bir şey yapmadı, bugüne kadar yapması gerekirken yapmadıklarını yaptı.

Muhalefetin hemen tamamı ise koskoca tarım sektörünü fındığa verilecek fiyata, mazota verilecek desteğe indirgemiş, iktidarın işini kolaylaştırmıştı.

Çiftçilerin ürünleri yok pahasına ellerlinden alınıyormuş… Fiyatlar maliyetin gerisinde belirleniyormuş… Girdi fiyatları almış başını gitmiş… Çiftçinin alınteri ürününün fiyatı nal topluyormuş… Tarımda destekler yok denecek düzeye gerilemiş… Doğrudan gelir destekleri zamanında ödenmiyormuş… Her geçen gün kullanılan kimyasal ilaç ile kimyasal gübre yüzünden toprak ve su kirleniyor, kullanılmaz duruma geliyormuş… Tarımda kullanılan kimyasallar ve fosil yakıttan dolayı küremiz ısınıyor bize “doğal” afetler olarak dönüyormuş… Gecikmeli ödenen doğrudan gelir desteğine faiz uygulanmıyor, çiftçinin gecikmiş kredi borcuna faiz uygulandığı için çiftçiler iflas ediyormuş… Muhalefet için bunların hiçbir önem ve anlamı yok. Muhalefet, (meclis içindeki ve dışındaki muhalefet) için varsa yoksa mazot ve fındık fiyatı… Çiftçileri dilenci bellemişlerdi besbelli.

Oysa uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle her 50 saniyede 1 çiftçinin iflasına neden olan AKP, 2007 yılına geldiğinde çiftçiyle barışacak hamleler yapmış; Demirelleşmişti adeta. Seçim öncesi tarım kesimine “para saçmaya” başlamıştı. İktidarın çiftçiye kesenin ağzını açması tek başına olmasa da oyunu almasında en önemli etkenlerden biri oldu.

Rakamların diliyle seçim öncesi para, iktidar ve çiftçi ilişkisi:

AKP;
• Çiftçilere verilen destekler yetersiz olmasının yanında zamanında verilmediği için çiftçiye yararı çok az oluyordu. Çiftçilerin desteklere erişebilmesi “göle su gelen kadar kurbağanın gözü patlıyor” misaliydi. Ama AKP, 2007 yılında bu yanlışından çark etti.
 2007 yılı için tarımsal desteklere ayrılan 5,3 milyar YTL’nin 5 Milyar YTL’sini seçim öncesi çiftçilere dağıttı.
 Çay üreticilerine budama tazminatı olarak sonbaharda vermesi gereken 45 Milyon YTL’yi sonbaharı beklemeden seçim öncesi verdi.
 57 bin mısır üreticisine 210 milyon YTL pirimi, seçim öncesi ödedi.
 Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ. 56 milyon YTL nakdi avans ve 40 milyon YTL şeker avansını seçim öncesi dağıttı.
 Sulama avansı 2006 yılında ton başına 7 YTL ödenmişti. 2007 yılında 10 YTL’ye çıkardı ve seçim öncesi 73 milyon YTL sulama avansını ödedi.
 Başta doğrudan gelir desteği ile destekleme pirimi, mazot desteği ve gübre desteğini önceki yıllarda iki yıl gecikmeli öderken bu kez fazla gecikmeden ödedi.
 Kuraklık yaşayan 40 ile buğdayda dekar başına 15 YTL, fiğde 20 YTL, arpa ve korunga için 12 YTL kuraklık desteğinin ödenmesi seçimden hemen önce kabul etti.
 Pamuk, ayçiçeği, soya, kanola ve aspir için geçen yıl verilmesi gereken 1 milyar 50 milyon YTL’lik destekleme pirimi bu yıl seçimden önce verildi.

Muhalefet fındığa kilo başına 8 YTL fiyat vereceğim diye propaganda yaparken AKP;

• Karadeniz’de 2004 yılında yaşanan don felaketiyle zarara uğrayan fındık üreticisine üç yıl önce vermesi gereken 44 milyon YTL’yi seçim öncesi dağıttı.
• Her yıl Ağustosta açıklanan fındık fiyatlarını seçim öncesi açıkladı. Toprak mahsuller Ofisi (TMO) ile arası bozuk olan FİSKOBİRLİK’i barıştırdı. Fındık üreticilerini endişeden kurtardı.
• Ürün fiyatları her yıl enflasyonun altında belirleniyordu. Bu yılın ürün fiyatlarını yüzde 12 artışla enflasyonun üzerinde belirledi. Fındık fiyatı diğer tarım ürünlerinin artışının iki katı olan yüzde 29 gibi bir artışla seçim öncesinde açıklandı.
• FİSKOBİRLİK’in üreticiye olan 35 trilyon borcu (2005 yılı) seçim öncesinde verildi. Kalan 80 trilyon borcun ödeme sözünü verdi.

Çiftçilerin kâbusu olmuş, tedavi edilmeye edilmeye kangren olmuş bir başka yarasına parmak basmıştı, AKP;

• Çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatifine ve Ziraat Bankası’na olan yaklaşık 200 milyon YTL tutan kefalet borcunu affetti.

AKP, çiftçiye “para saçması”nın yanında fındıkta TMO ile FİSKOBİRLİK arasındaki kavgayı barışla sonlandırması, ürünlerini satabilme garantisi sağlaması fındıkçıların yüzünü AKP’ye çevirmede etkili olan bir başka faktördü. Kangrene dönüşmüş çiftçinin kefaletten doğan kredi borcunu silmesi çiftçilerin rahat uyku çekmesini sağladı.

AKP, Demirel’in seçildiği ilk yıllarda köylüye karşı cimri, seçim yılındaki cömert davranışını uyguladı. Çiftçinin hakkı olan parasını seçim öncesi vermekle “önce kaybettirip sonra bularak” sevindirdi. Başka bir deyişle AKP seçim öncesi çiftçilerin ağzına bir parmak bal çalmış oldu. Ancak sektörün sorununu çözmedi, kısa vadeli öteledi.

Şu söylenebilir: AKP, iktidar partisi. İktidar olmanın verdiği avantajı kullandı; “doğru!”

Ama geçmişte de (1980’den bu yana) seçimler oluyor. Hükümetteki partiler IMF izin vermiyor diye seçimler öncesi çiftçiler için bir iyileştirme yoluna gitmediler, gidemediler. Buna 1980 sonrasındaki Demirel iktidarı da dahil. Seçim nedeniyle istikrar bozulmayacak diyen IMF’nin sözüne hükümetlerin hepsi harfiyen uydu. IMF’ye harfiyen uyan bu partiler, en çok da çiftçilerin oyunu esirgemesiyle teker teker barajın altında kaldılar. Siyasetin dışına düştüler.

AKP, IMF’ye mi dinlemedi, yoksa IMF, AKP’nin bu yönelimine yumuşak davranarak geçiş üstünlüğü mü verdi, bilemem.

Bilinen bir şey var ki; geçmiş IMF ve Dünya Banası politikalarını uygulayan iktidarları barajın altında bırakan çiftçiler, bu seçimlerde IMF ve Dünya Bankası’nın “seçim nedeniyle bütçeyi delmeyin” uyarılarına kulak asmayan politikasına bir dönemlik kredi hakkı tanıdı.

Abdullah AYSU
Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu Sözcüsü

Abdullah Aysu Tem 30th 2007 10:02 am Makale Arşivi No Comments yet Trackback URI Comments RSS

Bir yorumda bulunun

*
Amaç dışı kullanımı önlemek için resimde yazılı olan yazıyı soldaki kutuya tekrar yazınız. yazılı sözcüğü görmüyorsanız dinlemek için tıklayınız.
Click to hear an audio file of the anti-spam word