TÜRKİYE SANAYİLEŞME POLİTİKALARININ TARIMA ETKİSİ
Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında kurulduğunda siyasi bağımsızlığını pekiştirmek için sanayileşmeye önem vermiş ve tarımını geliştirmek için de çabalara girişmiştir.
1923 yılından 1930’lu yıllara kadar geçen sürede liberal politikalar uygulayan Cumhuriyet, 1929 Dünya Bunalımı ile birlikte liberal politikaları terk etmiş devletçilik politikasını esas almış ve uygulamaya geçmiştir.
Cumhuriyetin devletçilik politikasına geçmesiyle birlikte ekonominin temelini tarıma dayandırmış, tarıma dayalı sanayileri hızla gerçekleştirmek için atılımlarda bulunmuştur.
Cumhuriyet, devletçilik döneminde girdi üretimine yönelik Türkiye Zirai Donatım Kurumunu (TZDK), tütünü satın alma, işlemek ve pazarlama için TEKEL, şekerpancarını satın alma, işleme ve pazarlama için Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş (TŞFAŞ) kurar. Çiftçinin ürettiği hububatı satın almak ve depolamak için de Toprak Mahsulleri Ofislerini (TMO) kurar ve bu amaçla silolar inşa eder. Aynı TMO, aldığı buğdayları işleyerek makarnaya, irmiğe ve bisküviye dönüştürecek fabrikalar inşa etmek için siloların yanında çok büyük araziler satın alır.
Çiftçilerin ürettikleri ürünleri satın alması ilk işleme tesislerini kurabilmeleri için Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri’nin (TSKB) oluşturur ve mallarını pazarlayabilmeleri için yasalar çıkarılır ve desteklerde bulunur.
Tohum üretimi ve ıslah yöntemiyle damızlık hayvan yetiştiriciliği için Devlet üretme Çiftlikleri (DÜÇ), tesis edilmiştir.
1950’lerin sonuna geldiğinde Türkiye karma ekonomi politikalarını uygulamaya geçer. Ancak Türkiye devletçilik döneminden sonra da tarıma dayalı sanayileşme hamleleri hayvancılık sektöründe Et ve Balık Kurumu (EBK), Yem Sanayi( YEM SAN), Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) kurularak sürdürür. Yalnız bu dönemde kurulan kurumların kuruluş amaçları ve tarzı devletçilik döneminde kurulanlardan faklıdır; Yani hükümetler bu kez devlet özel sektör ortaklığıyla tarıma dayalı bazı sanayiler kurup geliştirdi ve yönettiler. Bu alana örnek olarak, EBK, Yem Sanayi ve SEK’in yanı sıra gübre üretimi ve dağıtımında; Türkiye Gübre Sanayi AŞ. (TÜGSAŞ), İstanbul Gübre Sanayi AŞ. (İGSAŞ) sayılabilir.
1960’lardan 1980’lere kadarki süreçte tarıma dayalı bu kurumlar sürdürüldü. Ancak 1980’lerden sonra iç ve dış dinamiklerin etkisiyle ulusaşırı şirketlerin çıkarına bu politikalarda köklü değişikliğe gidildi. Bu kurumlar, sanayiler birer birer ya özelleştirildi ya işlevsizleştirildi veya özel sektöre kiraya verildi.
Cumhuriyet dönemi
Kısa süren liberal dönemin ardından başlayan devletçilik döneminde tarıma girdi üreten, çiftçinin ürettiği ürünleri satın alan, işleyen ve pazarlayan Tarımsal Kamu İktisadi Teşebbüsler KİT’ler kurulmuştur. Çiftçilerin ürettiği şekerpancarını satın alıp işleyen ve pazarlayan Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (TŞFAŞ) buna iyi bir örnektir.
Türkiye’ye medeniyeti getiren şeker fabrikalarında, halk, düzenli bahçeleri görüp benimsemiş, ilk tiyatro ve sinema salonlarıyla şeker fabrikalarının sosyal tesisleri sayesinde buluşmuştur. Şekerin hammaddesi olan şekerpancarı için bir bilim adamı “Pancar öyle bir bitkidir ki, eğer, olmasaydı yaratılmak zorundaydı.” diyor. Çünkü yaprağıyla doğadaki oksijen dengesini sağlamaya, köküyle şeker üretimine, hayvan yemi olarak kullanılmasına kadar, her bir zerresi değerlendirilebilen bir bitkidir.
Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (TŞFAŞ)
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, tarımı dayanak alan bir kalkınma hamlesi ile işe başlanmış, devlet eliyle yaratılmaya çalışılan burjuvazi kanalıyla da tarımsal hammaddeye dayalı sanayi kurulması için çaba gösterilmiştir. 1929 yılına kadar bu politikaları esas alan Cumhuriyet, yaşanan 1929 dünya bunalımının etkisi ve özel sektörün bu yükü kaldıramayacağının anlaşılmasından sonra devletçiliği benimseyen politikaları merkezine alıp uygulamaya başlamıştır.
1929 yılına kadar uygulanan ekonomi-politikaların karşılığı olan 8 Nisan 1925 gün ve 601 sayılı “Şeker Fabrikalarına Bahşolunan İmtiyaz ve Muafiyet Hakkında Kanun’u çıkararak özel kesimi sanayi yatırımlarına yönlendirmeyi hedeflemiştir.
Bu yasayla özel kesime oldukça önemli olanaklar sağlanmıştır.
Kanunla;
• Birbirine komşu beş ilin sınırını aşmamak ve bölge gereksinimini karşılayacak şekerpancarının sürekli yetişmesine elverişli büyüklükte bir alanı kapsamak üzere, Ticaret Bakanlığının saptayacağı bölgeler içinde, 25 yıl süreyle şeker fabrikaları kurma ve işletme hakkı veriliyordu.
• Bu fabrikalar belirtilen süre içerisinde 1913 tarihli Teşviki Sanayi Kanununun sağladığı kolaylıklardan yararlandırılacaktı.
• Üretilen şekerden 8 yıl süre ile istihlak vergisi alınmayacak, üretilen pancarın şeker fabrikalarına satılması koşuluyla, pancar ekim alanları arazi vergisinden bağışık tutulacaktı.
• Fabrikalara kömür ve kireç sağlayan ocaklardan herhangi bir resim alınmayacak, fabrika kuracaklara hazine topraklarından bedelsiz olarak 1–5 ha’lık alan tahsis edilecek, fabrikalara gelen hammaddeler ya da üretilen ürünler kamu taşıtlarınca 1/3 oranında indirimli taşınacak, fabrikada çalışanlardan 10 yıl süreyle “temettü vergisi” alınmayacaktı.
• Yalnız bu yasadan yararlanmak isteyen kişi ve kuruluşlar, şeker fabrikası kurabilecek ve işletebilecek sermayesi ve personeli olduğunu kanıtlamak zorunda olacaklardı.
Bu yasanın sağladığı olanaklar sonucunda öncelikle Uşak ve Alpullu fabrikalarının, ardından Eskişehir ve Turhal fabrikalarının temeli atılmış, ilk şeker 26 Kasım 1926 yılında Alpullu’da üretilmiştir.
Uşak Şeker Fabrikası; Sanayi ve Maadin Bankası, Çekoslovak Skoda Şirketi ve özel kişiler tarafından 600 bin lira sermaye ile oluşturulan Uşak Terakki Ziraat Türk Anonim Şirketi”nce kurulmuştur. Yapımı Çekoslovak Skoda Şirketi tarafından üstlenen fabrikanın temeli 6 Kasım 1925 tarihinde atılmış, ilk üretim 17 Aralık 1926’da gerçekleşmiştir. Uşak Şeker Fabrikası’nda dikkati çeken iki durum vardır. Birincisi fabrika ortaklarından birisinin başka bir ülke şirketinin olması, diğeri ise sektördeki deneyimsizlik nedeniyle fabrikanın kurak bir alana kurulmasıdır.
Alpullu Şeker Fabrikası; 500 bin lira sermayeyle oluşturulan İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları Türk AŞ tarafından kurulmuştur. Türkiye’de ilk şeker üreten fabrikamızdır. Hisse dağılımı T.İş Bankası yüzde 68, T.C. Ziraat Bankası ve Trakya illerinin Özel İdareleri yüzde 10 ve Trakya köylülerinin dahil olduğu özel şahıslar ise yüzde 22 oranındadır. Fabrika, Al¬manya kökenli Maschinen Fabrika Buckau R.Wolf Şirketi tara¬fından ku¬rulmuştur. 22 Aralık 1925 yılında temeli atılmış 26 Kasım 1926 yılında işletmeye açılmıştır.
Eskişehir Şeker Fabrikası; 1933 yılında Anadolu Şeker Fabrikaları TAŞ tarafından 3 milyon sermaye ile kurulmuştur. Sermaye dağılımı şöyle oluşmuştur. Yüzde 51’i T. İş Bankası, yüzde 24,5’i T.C. Ziraat Bankası, yüzde 24,5’i Sanayi ve Maadin Bankası. Fabrika, Alpullu Şeker Fabrikası’nı kuran, daha sonra Turhal Şeker Fabrikası’nı da kuracak olan Alman şirketi tarafından kurulmuştur. Fabrikanın temeli 1 Şubat 1933’te atılmış aynı yıl 5 Aralık 1933 yılında işletmeye açılmıştır.
Turhal Şeker Fabrikası; daha önce Sivas’ta kurulması kararlaştırılmış olan fabrikanın, Uşak Şeker Fabrikası’ndaki kazanılan deney sonucunda Turhal’da kurulması kararlaştırıldı. Fabrikayı Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankası toplam 3 milyon sermaye ve eşit hisseyle kurmuşlardır. Fabrikanın temeli 7 Ekim 1933 yılında atılmıştır.
Uşak fabrikası dört özel şirket tarafından kurulmuştu. Yanlış yer seçimi nedeniyle sürekli zarar ettiğinden, 11 Temmuz 1933 yılında Sümerbank’a devredildi. Günaydın G; “Türkiye Şeker Sektörü Analizi”,(1) kitapçığından önemli ölçüde derlenen bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi Cumhuriyet şeker üretimi için büyük gayretlere girişmiştir.
1929 yılında yaşanan dünya bunalımına kadar 70 bin tona ulaşan şeker tüketimi bunalımla birlikte 50 bin tona kadar geriledi. Dünyanın içinde bulunduğu durum gereği dış satım olanağı da olmadığından tüketimdeki daralma mevcut şeker fabrikalarını sıkıntıya sokmuştur.
1929 dünya bunalımının şeker sektörüne yaptığı olumsuzluğu ortadan kaldırmak üzere “Şeker Rasyonalizasyon Komitesi” oluşturulmuştur.
Komite araştırmalarını;
• Şeker fabrikalarının birleştirilmesi,
• Yeni şirketin tesisi, koşullarının saptanması,
• Ülkenin her tarafında şekerin aynı fiyatla satılmasının sağlanması,
• Şeker üretiminin rasyonelleştirilmesini, yapmıştır.
Yapılan araştırmaların sonucunda şeker fabrikalarının birleştirilmesine karar verilmiş; 6 Temmuz 1935 yılında, Sümerbank, Türkiye İş bankası ve T.C. Ziraat Bankası tarafından eşit hisselerle 22 milyon TL sermayeli “Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi” kurulmuştur.
İçine düşülen krizde o dönem ülke yönetiminde olanların soruna yaklaşımı ve çözümü bağımsız, iç dinamikleri harekete geçirmek suretiyle aşmak olmuştur. Bu gün krizden çıkışın yolları diye uygulanan ise bağımsız olmayan, dış dinamiklerin çözüm/çözümsüzlük (dış dinamikler için çözüm olan) üreten ekonomi politikalarına ülkeyi terk ederek ‘yönetmek(!)’ olmaktadır.
Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi kurulduktan ve önce şeker üretim ile tüketiminde 1939 yılında denge sağlandıktan sonra, Adapazarı, Amasya, Konya, Kütahya, Burdur, Kayseri, Susurluk, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Malatya, Ankara, Kastamonu, Afyon, Muş, Ilgın, Bor, Ağrı, Elbistan, Erciş, Ereğli, Çarşamba, Çorum, Kars, Kırşehir ve Yozgat Şeker fabrikaları olmak üzere toplam 30 fabrikayı işletmeye almıştır. Bu fabrikalardan Amasya, Kayseri ve Konya fabrikaları özelleştirildi. Fabrika sayısı şu anda 27’dır. TŞFAŞ, İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu listesinde her zaman ilk 20’lerde yer almıştır.
| Çizelge1 :Rakamlarla Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş |
| Türkiye’deki 500 firma içersinde ilk 10′da |
| Çaışan sayısında 3. |
| Öz sermayede 5. |
| Üretimden Satışlarda 6. |
| Satış Hasılatında 7. |
| İhracatta 9. |
| Fabrika Sayısı 27 |
| Alkol Fabrika Sayısı 4 |
| Sahip olduğu makina fabrika sayısı 6(Toplam İmalat kapasitesi 15 bin ton/yıldır) |
| Sahip olduğu tohum işleme fabrikası sayısı 1( Yıllık işlenmiş tohum üretim kapasitesi 1200 ton dur) |
| Sahip olduğu tarım işletme sayısı 2 (toplam arazi 2100 ha) |
| Sahip olduğu araştırma enstitüsü sayısı 1 |
| Kaynak: Şeker Kanunu Tasarısı ve Gökhan Günaydın, T. Şeker Sektörü Analizi S:17 den derlenmiştir. |
Şeker Şirketi ve Üretici İlişkisi:
Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş üreticiye, fiyat, avans, gübre, tohum, ekim makinesi, küspe, prim ve tazminatlar, pancar boşaltma makinesi, bitki koruma, sondaj ve eğitim destekleri vermektedir.
Sözleşmeli Çiftçilik:
Türkiye’de ilk sözleşmeli çiftçiliğin uygulandığı ürün pancardır. Şeker pancarı üretimi tamamen Şeker Şirketinin kontrolündedir. Şeker Şirketi, pancar ekim sahasının belirlenmesinden ekim işlemine, ürünün elde edilmesinden teslimine kadar ki dö¬nemde, üretici üzerinde büyük bir denetim kurmuştur.
Şöyle ki,
Üreticiler pancarı ekmeden önce, şeker şirketi ile bir mukavele yaparlar. Bu mukaveleyi imzalayan üretici artık, nereye ne zaman ne kadar pancar ekeceği şeker şirketinin talimatına bağlıdır.
Pancarın sökümü, teslimi, ne kadar fire kesileceği ve parayı ne zaman alacağı da şirketin takdirine kalmıştır.
Şeker şirketi pancar ekim alanlarını, bölgelere ayırmakta, ekim alanları sınırlı tutulup, üretici kendi tarlasında bile pancar ekme özgürlüğüne sahip olamamaktadır. Üretici pancarını yetiştirirken çektiği eziyetin yanında, sözleşmeli çiftçisi olduğu Şeker Şirketi’nin yaptırımları ile de ayrıca tüm aile uğraşmakta yıpranıp, üzülmektedirler.
Çiftçinin bu yaşadıkları, kamuya ait bir şirkette yaşadıklarıdır…
Başlangıçta, pancar üretimini bilmeyen, olanaksızlık nedeniyle teknoloji kullanamayan çiftçilere teknoloji kullanmalarına yardımcı olma ve öğreticiliğini yapması doğaldı. Ancak bu uygulama yaklaşık 70 yıl sürdü. Yetmiş yılda şirketin çiftçilere teknoloji kullanımını kavratmaları ve teknoloji kullanma gücüne kavuşturmaları gerekirdi. Şirket çiftçilere kavratamadıysa iyi bir öğretici olmadıkları, yok öğrettiler de teknoloji kullanacak olanağa ve güce kavuşturulamadıysa kazancın paylaşımında adaletsizlik (Çünkü fiyatlar TŞFAŞ tarafından belirleniyordu.) yapılmış demektir.
Bu durumda hükümetin yapması gereken “Yeniden Yapılanma” adı altında Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’leri dış dinamiklerin (IMF, DB) isteğiyle özelleştirmek değil TŞFAŞ’nin yönetimini demokratikleştirecek yasal düzenlemeleri yapıp mülkiyeti kamuda kalmak kaydıyla bedelsiz olarak üreticilerin yönetimine terk etmesiydi.
Yıllardır sadece devlete kazandıran ülkeye bu yolla koydukları katkının büyüklüğü tartışılamayan çiftçilerin yönetimine teknolojilerini yenileyerek devretmek yerine, satmak niye? Yıllardır devlet vesayetindeki TŞFAŞ’ne çalışan çiftçileri “oluşturduğunuz bu değeri sattık, şimdi gidin yeni sahiplerinizle anlaşabilirseniz çalışın” uygulamasına tabi kılmak demokratik değil, bu kitleye yapılan çok ciddi bir haksızlıktır. Dış dinamiklerin isteğiyle çıkarılan Şeker Yasası ile nişasta bazlı şeker üretimine verilen %10 kota ve bu kotanın %50’si kadar artırma yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesi yani toplam %15 olan kota kadar çiftçilere şekerpancarı üretmeme kotası getirilerek şekerpancarı üreticilerine darbe indirilmiştir.
Söz konusu yasa ile fabrikaları özel şirketlerce alınabilecek o zaman şekerpancarı üretmek isteyen çiftçi fabrikayı alan şirketle sözleşmeli üretim yapmak durumunda kalacaktır. Oyunu vererek seçtiği hükümetlerin yönetimindeki TŞFAŞnin anti demokratik uygulamalarına maruz kalan çiftçinin sadece kar histerisi ile hareket edecek olan özel şirketler karşısındaki durumunun bugünden daha kötü olacağı açıktır. Fabrikaların özelleştirilmesinin fabrika çalışanları için anlamının işten atılma, üretici için maraba olma, tüketici için ise daha pahalıya tüketme olduğu daha önce yapılan EBK-SEK ve Yem Sanayii özel¬leştirmelerinden zaten bilinmektedir.
Şeker Yasası sonrasında bugün durum şöyledir:(2)
• Pancar üreticileri, yaklaşık olarak 2 milyon dekar arazide artık pancar ekemiyorlar.
• 175 bin üretici, çiftçi üretim dışına çıkarıldı, artık pancar üretemiyorlar.
• Pancar üreticileri aile başına 1,8 milyar gelir kaybına uğradı, yoksullaştı(rıldı).
• 200 bin büyük baş hayvanın yaş küspe ihtiyacı karşılanamıyor.
• Şeker fabrikasında çalışan işçiler işinden ve aşından oldular.
• 18 milyon ton olan şekerpancarı üretimimiz yarıya yakın azaldı ve 11 milyon tona geriledi.
• Ülkemizin çevresel/ekolojik dengesi, azalan şekerpancarı üretimi oranında bozuldu. Çünkü 1 dekar şekerpancarının sağladığı oksijen 3 dekar çam ormanına eşittir.
Yasa; şekerpancarı üreticilerini yoksullaştırıyor, fabrika işçilerini işinden ediyor, besiciliği geriletiyor, ekolojik dengenin bozulmasına neden oluyor.
Tütün, üzüm ve arpa üreticilerinin ürünlerini satın alan, işleyen ve pazarlayan TEKEL’imizde uygulanan politikalar, TŞFAŞ’de uygulananlardan pek faklı değil.
TEKEL
İzmir İktisat Kongresi’nde gerek çiftçiyi gerekse tüketiciyi istismar etmesi, devlete ödediği hissenin düşük olması nedeniyle Reji İdaresine verilen imtiyazın kaldırılması istendi. 1925 yılında Reji İdaresi 4 milyon TL’ye satın alındı.
1923’ü izleyen yıllarda, biçimsel olarak devlet inhisarında olan birçok ekonomik faaliyet, dönemin genel atmosferine uyarak, imtiyazlı özel veya yabancı şirketlere verilmiştir. Ancak 1930 yılında, 1701 sayılı Tütün İnhisarı Kanunu çıkarılmış. Bu kanuna göre ticari amaçla tütün ve tömbeki satın almak, işlemek, puro, ağız ve puro tütünü yaparak ambalajlamak; kıyılmış ve işlenmiş tütün, puro, sigara, tömbeki ve sigara kâğıdı ithal etmek ve bütün bunları yurt içine satmak devlet inhisarına geçirilmiştir.
Özel kişilere yalnızca ihracat amacıyla yaprak tütün ticareti yapma hakkı verilmiş, Bu amaçla yapılacak ticaret de devlet kontrolünde tutulması kararlaştırılmıştır.
Devletin tütün ticaretine tamamen el koymasının bir nedeni de tütün üreticisinin düşük fiyatlar yüzünden sarsılmasını engellemek, daha ziyade dış piyasalara dönük olan tüccarın fiyatları düşük tutma isteğine karşı çiftçiyi korumaktı.
Batılı şirketler ve yerli ittifakları Tekel’in kalkması için çabalarını Reji’nin kaldırıldığı tarihten itibaren başlattılar. Tekel Cumhuriyet döneminde gelişmesini hızla sürdürmüş, ta ki; 1979 yılında Süleyman Demirel hükümetinin programında yerli ve yabancı özel teşebbüse sigara üretimi ve dağıtımı konusunda imkân verilmesi yer alana kadar. Bu hükümetin programında yer alıştan sonra yabancıların sigara için işbirlikçisi belli olmuştu. Demirel gerekçe olarak sigara kaçakçılığının önüne geçilmesi, döviz kaybının önlenmesi ve yurt içi ihtiyacın karşılanmasını göstermiştir. Yabancıların bu konuda ki işbirlikçi olarak seçtikleri Demirel, 12 Eylül Cuntası ile birlikte siyasi yasaklı oldu. Ama yabancıların tekel üzerindeki arzuları son bulmadı. Aksine hız kazandı.
Tekel ve İçki
Osmanlı imparatorluğu döneminde küçük kapasiteli özel sektör işletmelerinde gerçekleştirilen içki üretimi, zaman zaman yasaklamalarla Cumhuriyet dönemine kadar gelmiş; 1924 yılında vergi gelirinin Duyun-u Umumiye İdaresi’ne devri amacıyla yapılan yasal düzenlemenin ardından 1926 yılında 790 sayılı kanun ile üretimin devlet inhisarı tarafından yürütülmesi öngörülmüştür.
1932 yılından itibaren İnhisarlar Genel müdürlüğü, 1941 yılından sonra Tekel Genel müdürlüğü olarak sürdürülen alkollü içki üretim faaliyetleri, 1942’de yayınlanan “İspirto ve İspirtolu İçkiler Kanunu” ile yasal düzenlemesine kavuşmuş; TEKEL özelleştirilene değin bu yasa kapsamında faaliyeti devam etmiştir.
Alkollü İçki Üretiminde İzlenen Politikalar
Uzun yıllar düşük alkollü içki üretimi benimsenmiş bu amaçla daha çok şarap üretimi teşvik edilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarından başlamak üzere Trakya, Marmara ve Ege’de şarap üretimini artırmak için, şarabın hammaddesi olan üzümü yetiştirmek amacıyla bağcılık desteklenmiştir.
Bu amaçla;
• Yeni üzüm çeşitleri bulmak için çalışmalar yapılmış,
• Şaraba uygun üzüm çeşitleri saptayacak uzmanlar getirttirilmiş,
• Anadolu’nun çeşitli kesimlerinde de üzüm yetiştirme gayretlerine girişilmiş,
• Yüksek alkollü içkilerin karşısında düşük alkollü içkileri teşvik amacıyla zaman zaman içki fiyatları da düşürülmüştür.
1940’lı yıllara gelindiğinde de Tekel şarap deneme evlerini kurmuş. Bu deneme evlerinin önemli bir bölümü halen Tekel’in özelleştirilmesine kadar önemli şarap ve suma üretim yerleri olarak işlev görmüşlerdir.
Şarapta uygulanan teşvik gibi bira da Tekel tarafından teşvik edilmiştir.
Bunlar da;
• Ankara Bira Fabrikası’nın kurulması,
• Bomonti Bira fabrikasının satın alınması,
• Bira üretimine uygun çeşit belirlemek üzere arpa denemeleri yapılması gibi…
Ankara Bira Fabrikası, İstanbul’daki Bomonti Bira Fabrikası, İzmir’deki Şarap Fabrikası bu üç büyük ilimiz başta olmak üzere sosyal yaşamı etkilemiş, dönemin yenilikçileri batılı tarzda eğlenme alışkanlığı edinmiştir.
İçki üretiminde ve tüketiminde, sigarada olduğu gibi büyük değişiklikler yaşanmamıştır. Tekel içki fabrikalarının açılışı, daha çok tüketici alışkanlıklarının değişmesi, teknolojideki de¬ğişikliğin yansıması şeklinde olmuştur.
Tekel ve Pazarlama
Yurt içinde üretilen ve özellikle 1980 yılından itibaren uygulanan ekonomi politikalar sonucu artan miktarlarda ithal edilen distile alkollü içkilerin pazarlaması, yine aynı genel müdürlük bünyesinde bulunan Pazarlama ve Dağıtım Müessese Müdürlüğü’nün tüm yurda dağılmış dev satış organizasyonu ile gerçekleştirilmiştir.
1994 yılında tekel 81 il bazında kurduğu satış organizasyonunu “toptan satıcılık” sistemine çevirmiş ve bölgesel ihaleler ile alkollü içki dağıtımı için firmalar belirlemiş; illerde kurulu depolardan özel firmalar eliyle dağıtıma başlamıştır. Bu tür uygulama getirdiği şaibe yanında Tekel’in dev örgütlülüğünü güdükleştirmeye/zaafa uğratmaya neden olmuş, böylelikle kendisinin elde edeceği gelir de belirlenen o firmalara bırakılmıştır.
1996 yılından itibaren 4250 sayılı kanun ve Gümrük Birliği Anlaşması kuralları uyarınca, “viski ve tabii köpüren şaraplar”ın ithalatı serbest kalmış ve bu konuda ticari faaliyet gösteren firmalar kurulmuştur. Gümrük Birliği’ni alkışlayan, imzalanmasını büyük başarı olarak kamuoyuna lanse eden hükümetler, böylesi yaptırımları uygulamak durumunda kalmış ve Türkiye ekonomisini zarara sokmuşlardır.
İçki bölümü özelleştirilen, tütün ve sigara bölümünün de özelleştirilmesi için canhıraş çalışılan TEKEL aslında çok güçlü bir kuruluştu.
Tekel Güçlü Bir Kuruluştu(3)
Tekel o kadar güçlü bir kuruluş, o kadar zengin bir kurumdu ki,
• Ülke çapında kilometre kare ile ifade edilen arazi ve arsanın, yüz hatta binlerle ifade edilebilecek bina, fabrika, makine ve teçhizatın sahibi olduğu gibi, trilyonlarla bedellendirilen, ülke çapında her yerde satışa amade iki yüzü aşkın ürün çeşidi imal eden, pazarlayabilen dev bir kuruluştur. Yalnızca hurdalıklarının değerlendirilmesi dahi bir fabrikanın kurulmasına yeterdi.
• Best Kağızman Tuz gibi şirketlerin kurtarılmasına anında kaynak bulabilmiş, zirai ürünlerin destekleme alımlarına destek sağlayabilmiştir.
• 1999 fiyatları ile Gayri Safi Milli Hâsıla içindeki payı yüzde 3, toplam vergi ve fonlar içinde 1999 yılındaki payı yüzde 5,2, tarımsal ürün ihracatı içerisindeki payı ise yüzde 5 olmuştur.
• İçki ve sigara gibi tüm dünyada tüketicilerin toptan alışveriş alışkanlığı bulunmayan birçok malın, her gün ülkenin dört bir yanında aksamadan pazara sunulmasını başarıyla sürdürebilmiştir.
• 2001 mali yılı Bütçe kanununda Maliye Bakanlığı için ayrılan bütçenin yüzde 22,3’ünü, Milli Savunma Bakanlığı 2001 bütçesinin yüzde 42’sini karşılayacak kadar bir fon yaratmıştır. Sağlık Bakanlığı Bütçesinin yüzde 64 fazlasını; İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bütçelerinin toplamı olan 1 katrilyon 831 trilyon liralık bir fonu yaratabilmiştir.
İktidarlar bu denli güçlü kuruluşun yönetimini demokratikleştirerek, üreticilerin yönetimine terk etmek yerine “reform(!)” adı altında özelleştirme yoluna gittiler.
Bu denli güçlü bir kuruluşu yabancılara peşkeş çekmek ve Rejinin yeniden gelmesi için çaba sarf etmekten ne farkı vardır acaba?
Cumhuriyetten sonra Türkiye ihracatında tütünün önemli bir yeri olduğu herkes tarafından paylaşılan bir kanıdır. Türkiye’de hükümetler ülke içinde yabancı harmanlı sigaraların satış ve üretimine olanak sağladıktan sonra ihracatçısı olduğu tütünde de ithalatçı konuma gelmiştir. Türkiye 1980 yılında tütün ithal etmeyip, 284,5 milyon dolarlık ihracat geliri sağlayabiliyor iken, 1999 yılına gelindiğinde 300 milyon dolara yakın tütün ithal etmiş ve 469,6 milyon dolarlık tütün ihraç etmiştir. 1990 yılında 3.279 ton yaprak tütün ithal ederken, 2000 yılında (geçici veri) 62.500 ton yaprak tütün ithal etmiştir. (Kaynak: U.S.D.A)
TEKEL’in özelleştirilmesiyle;
Toprak ve doğa zarar görür
Bilindiği gibi Şark tütünü daha az verimli ve meyilli arazilerde yetişiyor. Onun yetiştiği yerde çiftçinin başka ürün ikame etmesi mümkün değil. Bu arazilerde ekim yapılamayacağından yağmur ve rüzgâr erozyonu ile toprak tabakası kaybolacak, verimli topraklar akacak, verimsiz kaya tabakaları kalacak. Doğa tahrip olacak. 250 bin hektar toprak çölleşecek, üretim dışı kalacaktır.
Üreticiler mağdur edilir
Destekleme alımları kaldırılarak tütün üreticileri yabancı ululaşırı sigara şirketlerin insafına terk ediliyor. Şark tütünü daha az verimli ve meyilli arazilerde yetişiyor. Onun yetiştiği yerde çiftçinin başka ürün ikame etmesi mümkün değil. Türk tütünü kendi ülkesinde sigara pazarından artık kovuluyor ve en az tüketilen tütün durumuna düştü.
Tekel destekleme alımlarından çekilmeden önce Türkiye’de 5001 köyde tütün ekimi yapılıyordu. Tütün üretici aile sayısı ise 575.796 di. Ekicilerin 303.054’ü Ege, 15.939’u Marmara, 93.442’si Karadeniz, 26,479’u Doğu, 136.882’si (1999) Güney Anadolu Bölgesi’nde bulunmaktaydı. Özelleştirme sonrası bu tütün üreticilerinin çoğu artık tütün üretemiyor, kentlere göç etmek zorunda kaldı.
Tütün üretiminden vazgeçilmesi halinde alternatif ürün teklif edilmektedir. Bu tamamen gerçek dışıdır. Aldatmacadır. Türk tütünü düşük kalitedeki topraklarda yetişebildiği için bu ürüne ekonomik açıdan başka bir tarımsal ürün alternatifi bulunmamaktadır.
Şöyle ki;
15 dekar tütün eken üretici ailesi,15×120 kg.=1800 kg. tütün elde eder.
1800×2.200.000 TL= 3.960.000.000 TL. Masraflar dahil gelir elde eder. Tütüne alternatif olarak nohut önerilmektedir.
Aynı yere nohut ekilecek olursa;
15×200 kg.= 3000 kg. nohut elde eder.
450.000 TL. Kg. fiyatı X 3000 kg.= 1.350.000.000 TL. masraflar dahil elde eder.
Tütünde aile 14 aya yayılan zaman diliminde toprağı 3–4 kez işler. Fidesini hazırlar. Tütünü diker çapalar, gene çapalar, dip sıyırır. 1 el, 2 el, 3 el, 4 el olmak üzere yaprakları toplar kurutur. Balyalar. Yoğun ve incelik isteyen bir emek sonucu ekonomik değeri yüksek ürün elde eder.
Nohutta ise toprağı iki kez işler. Bir gün traktörle eker. Yabani otlarını 3 kişi 7–8 günde söker. Birkaç saat içinde de traktör patozlar.
Görüldüğü gibi tütün üreticiye hem uğraş hem de geçim kaynağı olabilirken, nohut toprağı olmayanlar için geçim kaynağı olamaz. Nohut için fazla toprağa ihtiyaç var, örneğin 60–70 dekar kadar. Tabii ki traktör de gerekir. Oysa makinesi ve traktörü olmayanlar da tütün ekebilir.(4)
Üretimden vazgeçtiğimiz takdirde 250 bin hektar alan tarım dışına çıkacak, bu alanlar çölleşecektir.
Tütünümüz gelenek ve göreneklere göre üretilmektedir ve bunun için de kalitelidir. Bu nedenle kalitesinin iyiliği için ihtisas gerektirmekte ve yılın 12 ayında istihdam olanağı sağlamaktadır. Türkiye’de 600 bin tütün ekicisi bulunmaktadır. Yani tütüncülük 5 milyon kişiye geçim ve istihdam yaratmaktadır. Bizler kırsal nüfusu azaltmaya çalışırken, Avrupalılar, insanlarını tarım alanında kalması için teşvik ediyor, tütüne yaptığı destekle de kırsal alanda yaşamı cazip hale getirmektedirler.
Tütün, aştır, iştir
Güneydoğu illerimizde üretilen tütünler geniş yapraklı ve damarlı olması nedeniyle sorunluydu. Diyarbakır’da kurulan sapları ayıran fabrika sayesinde yöre tütünü diğer tütünler gibi sigara harmanında kullanılabilir duruma kavuşturulmuştur. Böylece göç önemli ölçüde engellenmişti. Bu yasa ile yöre tütünü bitirildiği için göç hızlanacaktır.
Bir paket sigara içinde 30 bin lira tütün, 30 bin lira da işçilik maliyeti bulunmaktadır. Gerek işçiliğin, gerekse tütün fiyatının 1,5 milyon liraya (2003) satılan sigara maliyeti içerisinde önemli bir etkisi yoktur. Görüldüğü gibi ihmal edilebilir bir rakamdır. Ama çıkarılan tütün yasası ile Türkiye tütün üreticisi yabancı tütün üreticisine, Tekel’de yabancı sigara üreticisi şirketlere feda ediliyor.
Ancak sulu araziye sahip olan çiftçiler geçmiş “reji” ve “kolcular” benzeri yapılanmaların belirleyeceği koşullarda yani şirketlerin tek taraflı dayattığı sözleşmelerle üretim yapıyor/yapabiliyor. Ayrıca özelleştirme sonucu, yerli tütünden imal edilen sigaraların üretimi azaldı. Belki Ege tütünü yabancı harmanlı sigaraların dolgu maddesi olarak bir süre daha ihraç edilebilecek ancak Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde tütün üretimi süratle ortadan kalkıyor. Bu iki bölgemizde tütün eken üretici aile sayısı 230.324 olup, her aileyi de ortalama 6 kişi kabul ettiğimizde 1 milyon 400 bin kişinin işsiz ve aşsız kalması anlamına gelir.
Çalışanlar işinden olur
Entelektüel Jose Marti tütün işçileri için; “elleriyle çalışan entelektüeller.” Onlar, “akademik derecelerini atölyelerden alıyor” ve “hem düşüncenin hem de ekmeğin tezgâhında çalışanlar” diyor.
Tekel’in destekleme alımlarından alıkonulması ve özelleştirilmesiyle sigara fabrikalarında ve atölyelerin de çalışan işçilerin gelecek güvenceleri risk altına giriyor. Tekel’in az gelişmiş bölgelerdeki işletmelerinin kapanması ile o bölgelerde işsizlik ve gelir dağılımı sorunlarının daha da ağırlaşmasına yol açıyor.
Bölgede yaşanan savaş ve uygulanan IMF ile DB politikaları hayvancılığı, Tekel’in özelleştirilmesi de tütün ekicilerini yoksulluğa ve yoksunluğa taşıyor.
İnsan sağlığı olumsuz etkilenir
Frıedrich Dürrenmatt: “Dünya, tütün içmenin yasak olmadığı bir barut fabrikasıdır.” diyor.(5)
• Ağır alkollü içkilerin özel kişilerce üretilmesi halinde, denetimsiz kalan bu sektörün tıpkı sigara gibi ülkede alkol tüketimini arttıracağı, alkolden kaynaklanan sağlık sorunlarının artmasının yanında, ölümcül sonuçlar getiren kaçak ürünlerin de önüne geçilemeyeceği,
• Yabancı sigara üreticilerinin, nikotinin bağımlılık yapıcı etkisini arttıran ve insan sağlığına zararlı, ölümcül hastalıklara yol açan katkı maddelerinin kullanıldığı kendilerince de ikrar edilmiş olan ürünlerinin, piyasaya hakim olacağı,
• Kadınlarımızın, gençlerimizin hatta çocuklarımızın bile sigara bağımlısı haline hızla geleceği,
• Toplumsal sağlığın bozulacağı ve gerek hastalıkların tedavisi ve gerekse sağlık hizmetlerinin satın alınması için yurt dışına katrilyonlarca lira kaynak aktarılacağından TEKEL’in özelleştirilmesi zararlı olmuş, olacaktır.
TEKEL’in destekleme alımlarından çekilmesi ve Alkol bölümünün özelleştirilmesinin ardından bu günkü durum şöyledir(6)
• TEKEL devre dışı bırakıldı. TEKEL tütünde artık ne destekleme alımı yapıyor ne de destekleme fiyatı açıklıyor. Tütün üreticileri sözleşmeli üretime geçmek zorunda bırakıldı.
• Yaklaşık 593 bin olan tütün üreticisi sayısı şimdilerde 255 bine geriledi.
• TEKEL alımda olsaydı şu an tütünün bir kilo fiyatı 22 YTL den aşağı belirlenmiyor olacaktı. Şimdilerde tütünün kilosu ortalama 6 YTL’ye bile ulaşamıyor.
• Tütün üretimi 208 bin tondan 147 bin tona geriledi.
Özelleştirme, TEKEL’in bağlı kuruluşlarını da kapsıyordu. Daha önce, TEKEL’in Sigara ve Alkol bölümleri ayrı ayrı anonim şirketlere dönüştürülerek, özelleştirilmelerinin önü açılmıştı. TEKEL’in Alkol bölümü özelleştirildi, dolayısıyla suma fabrikaları da özelleştirildi. Bu özelleştirmeler sonrasında tütün üreticilerinin ardından üzüm üreticileri de perişan edildi.
Türkiye’de doğrudan devletin kurduğu tarıma dayalı sanayilerin dışında bir de 1950’lerin sonunda değişen ekonomi politikalara paralel olarak özel kesim + devlet ortaklığıyla kurulan tarıma dayalı sanayiler kurulduğunu yazmıştık. Bunlara örnek olarak da Türkiye Gübre Sanayi AŞ (TÜGSAŞ), İstanbul Gübre Sanayi AŞ (İGSAŞ), Et ve Balık Kurumu (EBK), Yem Sanayi (YEM SAN), Süt Endüstrisi Kurumu’nu belirtmiştik. Biz burada YEM SAN, EBK ve SEK’i inceleyeceğiz.
Yem Sanayi Türk A.Ş
Yem sanayi 1956 yılında Yem Sanayi Türk AŞ. adı altında kurulmuştur. 1958 yılında ise Ankara ve Konya Yem Fabrikalarında ilk karma yem üretimi gerçekleşti. Bu fabrikalarda, ilk kurulduklarında 600.000 ton yem üretilirken, özelleştirme öncesinde yıllık üretim 4 milyon tonu aşmıştır.
Türkiye’de karma yem 1734 sayılı Yem Kanunu ve buna bağlı Yem Yönetmeliği’nin 7.6.1973 tarihinde yürürlüğe girmesiyle kanuni çerçeveye ulaşabilmiştir.
Yem Sanayi Kanununda amacı; yurt hayvancılığının kalkınması, gelişmesi ve hayvan veriminin çoğalması için gerekli olan tam ve tamamlayıcı özellikte karma yemler üretmektir. Ayrıca mevcut hammadde kaynaklarından faydalanarak yeni hammadde kaynakları bulmaktır. Bu maddelerin tedarik, üretim ve ticaretini yapmak; bu maksada uygun olarak her türlü tarımsal ve sanayi teşebbüslere girişmektir, diye tanımlanmıştı.
Kuruluş amacından da anlaşılacağı gibi bu kuruluşlar sadece kendi işletme bünyelerinde kârlılık ve verimlilik esaslarına göre değil aynı zamanda ulusal ekonomiye yaygın prodüktivite ve rantabilite ile geniş perspektifli plan ve programlara dayalı çalışma görevleri yüklendiği ortaya çıkmaktadır. Bu kuruluşlar plan ve programları açısından et, süt ve yem endüstrileri içinde hayvancılık sektörünün ve hayvancılığa dayalı sanayilerin ülkede yoğunlaşması yönünde kamu yararı daha ağır basan KİT’lerdir. Yem Sanayi; 26 yem fabrikası, 1476 işçisi olup 744.000 ton/yıl kapasiteli idi.
1961 yılından itibaren dönemin ekonomi politikalarına uygun olarak devlet sektörü ile özel sektör, ortaklaşa yem fabrikaları kurmuşlardır. Özel sektör, devlet iştiraki olmaksızın 1964 yılında yem fabrikalarını kurmaya yönelmiştir. Daha sonraki süreçte kamu, özel ve yem fabrikaları sayısında ve kapasitelerinde hızlı bir artış olmuştur.
1980’li yılların sonuna doğru sektörde, teknolojik ve kalite yönünde önemli gelişmeler olmuş. Yine bu dönemde kanatlı hayvan yemleri tescile tabi yemler grubundan çıkarılarak be¬yana tabi olarak üretilmeye başlanmıştır.
Yem Sanayi Türk AŞ’nin Türkiye hayvancılığına yaptığı en önemli katkı, sahip olduğu 26 fabrikanın ülkenin dört tarafına yayması olmuştur.
Devlet, karma yem fabrikaları ile hayvancılık sektörüne karşı öncülük görevini yerine getirerek yemi tanıttı, hayvancılığın kalkınmasına ve hayvansal ürün üretiminin artmasına imkân tanıdı.
1992 yılına gelindiğinde Yem Sanayi Türk AŞ’nin özelleştirilmesine karar verildi. İsmi de Yem Sanayi ve Ticaret AŞ olarak değiştirildi.
Et ve Balık Kurumu (EBK)
“Et ve Balık Kurumu” K/871 sayılı Koordinasyon Kurulu Kararıyla 1952 yılında bir İktisadi Devlet Teşekkülü olarak kurulmuştur.
EBK, 29 et kombinası, 2 et sanayi işletmesi, 2 tavuk kombinası, 1 adet balık mamulleri fabrikası, 1 taşımacılık işletmesi ve 1 adet soğuk depo sahibiydi.
EBK’nun en önemli özelliği, ülke besiciliği ve hayvancılığının gelişmesine, istikrarlı bir şekilde büyümesine yaptığı katkı idi. Yaptığı müdahale alımlar ile piyasanın üretici ile tüketici lehinde oluşmasını sağlardı.
Tamamen yerli besi danalarından ürettiği et ve et mamullerini, yurt sathına yayılmış bayilikleri ve “kasap” tipi mağazalarıyla halka ulaştırmakta, bu örgütlenme biçimi ile halkın hem sağlıklı hem uygun fiyatlarla beslenmesine yardımcı olmaktaydı. Özelleştirmeye kadar 50 adet parçalama yapan olmak üzere 73 adet satış mağazası bulunmaktaydı. Ayrıca Gima’nın Türkiye genelindeki bütün mağazaları ile Ordu Pazarının et reyonlarını EBK işletmekteydi. Bu şekilde oluşturulan mağaza zinciri 300’e ulaşmıştı.
EBK, mamullerine 1991 yılında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan “Marka Tescil Belgesi” alınmıştır. Türk Standartlar Enstitüsü’nce aranılan vasıflara sahip ilk TSE belgesi EBK’na verilmiştir.
Kurum, kırmızı et yanında, beyaz et alışkanlığının oluşmasından sonra, beyaz et alımları yaparak tavuk üreticilerine de katkıda bulunmuştur.
Besi tesisi sahibi olup, öz kaynak yetersizliği nedeniyle, hayvan ve yem temininde darboğazla karşılaşan besici için, bağlantılı alım modelini oluşturan “Sözleşmeli Besicilik Kredisi” uygulamasını getirmişti.
Alınan hayvanlardan üretilen etler, soğutulup günlük tüketimde kullanılmakta, dondurularak muhafaza edilmekte ve diğer kombinalara taşınmakta veya daha sonraki aylarda kullanıma sunulmaktaydı.
Ancak EBK, etlerin bir kısmından sucuk, sosis, salam, pastırma, hamburger, köfte gibi faydalı ve doğru çabalar sürdürülürken, sakatat, kemik ve diğer yenmeyen kısımlar ise rendering ünitesinde kullanarak yem sanayiinde ham madde olsun diye göndermekteydi, bu EBK ve Yem Sanayii’nin yanlışlarıydı. Çünkü sakatat, kemik ve diğer hayvan artıkları deli dana hastalığına kaynaklık ettiği bilinmektedir.
EBK’nun kuruluş amacı, üretici ile tüketici arasında denge oluştururken diğer taraftan et ve ürünlerinin ithalatında, alım ve kesiminden itibaren başlayan sağlık (hijyenik) kuralların uygunluğunun kontrol edilebilmesiydi.
EBK’da, çeşitli türden salam, sosis, hamburger, sucuk, pastırma ve İnegöl köfte yanında Fatsa Balık Mamulleri tarafından da üretimi yapılan balık, konserve ve çeşitleri artırılarak hamsi konservesinin yanında, soslu ve zeytinyağlı sardalye, istavrit, ton tipi uskumru ve alabalık konservesi üretimi ile temizlenmiş, kılçıksız alabalık filetosu yapılmaktaydı. Beyaz ette de soslu tavuk eti konservesi, sebzeli tavuk konservesi, soslu sebzeli tas kebabı üretimi gerçekleştirilmeye başlanmıştı.
Ambalajlamada, vakumlu ambalajlamaya geçilmiş, tüm konserve kutu kapakları modernize edilerek (ring-pull) kolay açılır sisteme dönüştürülmüştü.
Teknolojide yapılan yenilikler yanında, uzun süre uygulanmış pazarlama politikalarına da hız verilerek halkımızın tercihleri doğrultusunda et ve et mamulleri üretimine hız verilmişti.
| Çizelge–2: Rakamlarla EBK |
| Özelleştirme öncesi üretim:33.650 Ton/Yıl |
| Özelleştirme sonrası üretim:1.339 Ton/Yıl |
| Özelleştirme öncesi işçi sayısı:867 |
| İşten çıkarılan işçi sayısı:691 |
| Özelleştirme sonrası işçi sayısı:176 |
| İşten atılma oranı:%79,7 |
| Et kombinası:29 adet |
| Et sanayi işletmesi:2 adet |
| Tavuk kombinası:2 adet |
| Balık mamulleri fabrikası:1 adet |
| Taşımacılık işletmesi:1 adet |
| Soğuk depo:1 adet |
| 50 adet parçalama yapan olmak üzere toplam satış mağazası:73 adet |
| Gima ve Ordu pazarındaki toplam mağaza sayısı :300 adet |
| Kaynak: Tarım ve Yaşam Dergisi, Türtav Yayın Organı, Sayı–15, saf. 2-3’den derlenmiştir. |
EBK ve Özelleştirme
Ülke ekonomisi, hayvancılığı ve halk sağlığı açısından çok önemli işlevi olan EBK, 22.03.1993 tarih ve 93/2 sayılı Yüksek Planlama Kurulu’nun kararı ile “Et ve Balık Ürünleri AŞ” ismiyle özelleştirildi.
Özelleştirme yüksek kurulunun 23.04.1995 tarih ve 95/36 sayılı kararı ile kuruma ait 11 kombina ve 1 iştirak payı Ağustos 1995’te 1,9 trilyon TL’ye satıldı.
Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu (TSEK)
Yem Sanayi ve Tic. AŞ. Genel Müdürlüğü, TC. Ziraat Bankası, TMO, EBK, Türkiye Yapağı ve Tiftik AŞ. ve DÜÇ katılımıyla 02.11.1956 gün ve 48238 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuştur.
05.02.1962 tarih ve 6/5918 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile İktisadi Devlet Teşekkülleri ile Müesseseleri ve İştirakleri Hakkında Kanun kapsamına alınmış, 1963 yılında 227 sayılı yasa ile “Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu” kurulmuştur. Daha sonra bazı değişikliklere uğratılarak KİT’ler hakkında 223 sayılı Köy Hizmetleri Kanunu ile Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu şeklinde organize edilmiş ve ana statüsü 28.11.1984 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Kuruluş amaçları; üreticinin sütünü değerlendirmek, tüketim merkezlerine sağlıklı süt ürünleri temin etmek, özel sektörü teşvik ve ona önderlik etmek, ülkemizde süt endüstrisinin gelişmesini sağlamak, sütün üretimi ve işlenmesi konusunda kooperatifleşmeyi teşvik etmek ve benzeri birçok amacı gerçekleştirmek olarak sıralanabilir.
SEK 34 işletme, 10 süt toplama merkezi, 1857 işçisi, 300.000 ton/yıl kapasitesiyle çalışan bir kurumdur. EBK gibi SEK’te sosyal amaçlı KİT’lerdendir. Konu tümü ile ekonomik açıdan değerlendirilecek olursa 34 işletmeden 12’si doğru yerlerde kurulmuş; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sosyal, İç Anadolu ve Karadeniz’de ise daha çok sosyal amaçlı kurulmuştur.
| Çizelge–3: RAKAMLARLA SEK |
| Özelleştirme sonrası üretim:25.650.Ton/Yıl |
| Özelleştirme sonrası işçi sayısı:144 |
| İşten atılma oranı: %67,4 |
| SEK işletme:34 |
| Süt toplama merkezi:10 |
| İşçi sayısı:1857 |
| Kapasitesiyle:300.000 ton/yıl |
| Kaynak: Tarım ve Yaşam,Türtav Yayın Organı, Sayı-15,saf.9-12′den derlenmiştir. |
Özelleştirme: 24 Ocak kararları ile hayvansal ürünlerde devlet desteği çekilmiştir. Bu uygulama üretici ve üretimi olumsuz etkilemiş, hayvansal ürünlerin üretiminde azalmalar görülmüştür. Üretimin azalması, hayvansal ürünlerin fiyatının artması ile; üreticiye terbiyevi yöntem olarak hayvan ve hayvansal ürünler ithalatı yapılmıştır. Bu politika ile KİT’lerin üretici üzerindeki destekleme politikaları devre dışı bırakılmıştır. Türkiye’de özelleştirme politikaları 80’li yıllarda gündeme gelmiştir. Özelleştirme politikaları ile birlikte devlet bu KİT’lere yatırım için fon aktarımını askıya almıştır.
Bu nedenle de;
• Yeni yatırımlar yapılmamış, teknolojileri eskimiştir.
• Eski teknoloji nedeniyle maliyetler yükselmiştir.
• Eski teknoloji, yüksek maliyet nedeniyle piyasada rekabet güçleri zayıflamıştır.
• Kaynak olarak KİT’ler normal faiz oranlarıyla özel bankalardan finansman sağlamak zorunda bırakılmışlar, bu nedenle de faiz giderleri önemli boyutlara ulaşmıştır.
• 1980 yılı ticari esaslara göre faaliyet göstermeye başlayan kurumlarda karar ve uygulamalar 1986’dan itibaren siyasilerin yönetimlerine bırakılmıştır. 1986’dan sonra bu KİT’lerde zararlar görülmüştür.
SEK’i satın alan bazı süt firmaları bu özelleştirme ile “pazar kapatma” olanaklarına kavuştu. Çünkü özelleştirme ile devlet piyasadan çekilmiş, devletin payı üretici ya da kooperatifleri yerine, özel sektöre bırakılmıştır. Bu da özel sektöre, kendi bölgelerindeki piyasa paylarını artırma ve rekabeti önleme sonucunu doğurarak güçlenmelerini sağlamıştır. Çünkü SEK özelleştirmesi “Tesis Özelleştirmesi” değil “Pazar” özelleştirmesidir. Pastörize ve steril işlenmiş süt üretiminde fiili kapasitenin yüzde 60’ına, kurulu kapasitenin yüzde 72’sine sahip olan SEK işletmelerinin hemen tamamı özel sektöre devredildi. Böylece pazarın yüzde 50’si, sayıları 10’u geçmeyen firmaların kontrolüne geçti. Süt sektöründe de devletin “müdahale alımı” yapacak kurumu kalmadığı için (SEK, devlet aracılığıyla pazarda olmadığı için), üretici de tüketici de tekellerin insafına terk edildi. SEK özel sektöre satıldığı zaman, üreticiler sütünü 18 bin liradan satabiliyorlardı. Özel sektörün devir almasından çok kısa bir süre sonra, özel sektör firmaları süt alım fiyatlarını 12 bin liraya düşürdü. Yem Sanayi özelleştirilmiş, yem fiyatları da 8 bin liradan 20 bin liraya fırlamıştı. Ondan sonra da süt fiyatları hep enflasyonun altında belirlendi. Şubat 2001 itibarıyla bir kilo sütün üreticiye maliyeti 250–300 bin lira arasında değişiyordu. Üretici ise sütünü, 150–190 bin lira arasında satabiliyordu. Eğer, SEK satılmamış olsaydı, SEK’in eski fiyat belirleme yöntemine göre üretici sütünü 400 bin liraya satıyor olacaktı.(7) Bugün yani 2007’de bile 400 bin lirayı bulamadığı dönemler oluyor. Aradaki fark yani katrilyonlarca liralık para şirketlerin cebine giriyor. Bu bilgiler Türkiye’de hayvancılığın yok edilişinin sadece özeti olarak düşünülmelidir.
Diğer ülkelerde durum
Geçen yüzyılın sonundan itibaren Avrupa’da üretici örgütlenmiş, sütçülük kooperatiflerini kurmuşlar, bunlar süt fabrikalarını tesis ederek sorunlarını çözmüşlerdir. İlginç olduğu için İsveç’teki süt politikasını anlatmakta yarar görüyorum. Bildiğiniz gibi dünyanın en ünlü süt fabrikası makineleri Alfa Laval’dır. Alfa Laval bir İsveç firmasıdır. Bu ünlü makineleri üreten İsveç’te üretilen sütün yüzde yüzü kooperatiflerden geçmektedir. Yani tek bir özel sektör fabrikası yoktur. Süt sanayiindeki tüm fabrikalar kooperatiflerindir. Devlet fabrikası da yoktur. Diğer Avrupa ülkelerinde de çiftçi örgütlerinin (kooperatiflerin) pazar payı yüzde 50’nin üzerindedir. Özel sektör çiftçi örgütlerine karşı rekabet etmek zorunda kalmaktadır.
Türkiye’de durum
Ülkemizde süt fabrikaları, kooperatiflerin birçok yere süt fabrikası kurması olanaksız olduğundan devlet tarafından kurulmuştur. İlerde kooperatif sektörü güçlendiğinde bu fabrikalar onlara devredilir diye yasaya bir madde konulmuştur. Bu yasadaki maddeye dayanarak 1979 yılında üretici örgütü KÖY-KOOP Merkez Birliği SEK’i istemiş, ancak ve¬rilmemiş, savsaklanmış sonra da 12 Eylül Askeri Cuntası KÖY-KOOP’u kapatmıştır. IMF ve DB SEK’lerin özelleştirilmesini dayatmış, hükümetler de uygulamıştır.
EBK, SEK ve Yem Sanayii’nin özelleştirilmesinden sonra; hayvan yetiştiricisi çiftçiler çoluk çocuklarının katığını sağladıkları, fazlasını satarak aile bütçesine katkı olsun diye beslediği hayvanlarını ellerinden çıkarmak zorunda kaldılar.
EBK, SEK ve Yem Sanayi özelleştirilmeden önce, 1980 yılında 80 milyon olan hayvan sayımız, şimdilerde 41 milyon adede geriledi. Türkiye hayvansal ürünlerde ihracatçı konumdan ithalatçı konuma getirildi, ülke ekonomisi de zarar gördü. Devletçilik döneminde çiftçilerin ürünlerini almak ve ilk işlemeyi yapmak üzere Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri (TSKB) de kurulmuştur.
Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri (TSKB)
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarım Türkiye’nin ekonomisi için itici ve sürükleyici bir güç olarak görülmüştür. Bizzat devlet kanalıyla Tarımsal KİT’ler ile birlikte TSKB’nin kurulmasına karar verilmiştir. Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri 1935 tarih ve 2834 sayılı yasaya göre kurulmuştur.1984 yılında bu yasanın yerini 238 Sayılı kanun hükmünde kararname almış ve 1985 yılında 3186 sayılı yasa ile anılan kararname kanunlaşmıştır. Aydın Bölgesinde incir üreticileri 1912 yılından itibaren şirket ve kooperatif şeklinde örgütlenmeye başlamıştır. İlk birlikler, İzmir’de 1937 yılında TARİŞ Üzüm ve İncir Birliği olarak kurulmuş, onu 1938 yılında Fiskobirlik, 1940 yılında ÇUKOBİRLİK izlemiştir. En son 1992 yılında Kayısıbirlik kurulmuştur. Birliklerin kuruluş yılları, kooperatif sayısı, ortak sayısı çizelge-4’de görülmektedir.
| Çizelge - 4 : Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri ve Ortak Sayıları |
| BİRLİKLER, MERKEZLERİ VE KURULUŞ YILLARI | KOOPERATİF SAYISI |
ORTAK SAYISI |
|
| 1 | TARİŞ Üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Birliği İzmir/1937 |
16 | 23.550 |
| 2 | TARİŞ İncir Tarım Satış Kooperatifleri Birliği İzmir/1937 |
21 | 9.124 |
| 3 | FİSKOBİRLİK Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Giresun/1938 |
64 | 224.016 |
| 4 | ÇUKOBİRLİK Pamuk, Yerfıstığı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Adana/1940 |
35 | 65.000 |
| 5 | KOZABİRLİK Bursa Koza Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Bursa/1940 |
6 | 13.853 |
| 6 | TARİŞ Pamuk Taım Satış Kooperatifleri Birliği İzmir/1949 |
54 | 63.094 |
| 7 | TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği İzmir/1949 |
34 | 17.780 |
| 8 | ANTBİRLİK Antalya Pamuk ve Narenciye Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Antalya/1952 |
127 | 24.898 |
| 9 | MARMARABİRLİK Zeytin Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Bursa/1954 |
8 | 18.566 |
| 10 | GÜLBİRLİK Gül, Gülyağı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifler Birliği Isparta/1954 |
13 | 12.148 |
| 11 | TASKOBİRLİK Üzüm ve Mamulleri Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Nevşehir/1958 |
20 | 21.408 |
| 12 | TRAKYABİRLİK Trakya Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Edirne/1960 |
18 | 127.278 |
| 13 | GÜNEYDOĞUBİRLİK Güneydoğu Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Gaziantep/1968 |
27 | 33.000 |
| 14 | TİFTİKBİRLİK Tiftik ve Yapağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Ankara/1960 |
15 | 15.280 |
| 15 | KARADENİZBİRLİK Karadeniz Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Samsun/1978 |
19 | 54.851 |
| 16 | KAYISIBİRLİK Kayısı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Malatya/1992 |
6 | 8.178 |
| GENEL TOPLAM | 483 | 744.303 |
| Kaynak: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Teşkilatlandırma Genel Müdürlüğü |
Birlikler 1950’li yıllara kadar kendi nam ve hesaplarına ürün alımı yapıyorlardı.1950’lı yıllarda devlet, “tarıma öncelik” ve/veya II. Dünya Savaşı sonrasının Marshall Planı’yla dayattığı üretim girdilerinde dışa bağımlı tarım politikalarını uygulamaya koydu. Marshall Planın gerçekleştirilebilmesi için TSKB’ne iktidarlarca taban fiyatı belirlenen ürünlerin, belirlenen miktarlarda alımı üstlendirilirken, gelişmiş ülkelerin ürettiği tarımsal üretim girdilerinin çiftçilere satılmasında aracılık işi yaptırıldı. Devlet vesayetinde olan çiftçi birliklerini iktidarlar kendi politikaları doğrultusunda fiilen yönetmeye başladı.1970’li yılların sonuna doğru gelindiğinde TSKB’ne yüklenmiş bulunan bu görevlerinin yanında birde hükümetleri yandaşlarının arpalığı olarak da kullanılmaya başlandı.
| Çizelge–5: TARIM SATIŞ KOOPERATİFLERİ BİRLİKLERİNİN DAİMİ VE GEÇİCİ PERSONEL SAYILARI |
| YILLAR | DAİMİ | GEÇİCİ | TOPLAM |
| 31.12.1990 | 19.525 | 4.755 | 24.280 |
| 31.12.1991 | 18.309 | 4.265 | 22.574 |
| 31.12.1992 | 18.338 | 5.444 | 23.782 |
| 31.12.1993 | 18.118 | 5.394 | 20.512 |
| 31.12.1994 | 17.162 | 3.475 | 20.637 |
| 31.12.1995 | 15.836 | 4.677 | 20.513 |
| 31.12.1996 | 14.055 | 4.481 | 18.536 |
| 31.12.1997 | 12.699 | 4.968 | 17.667 |
| 31.12.1998 | 11.844 | 6.078 | 17.922 |
| 31.12.1999 | 10.416 | 7.437 | 17.853 |
| 30.10.2000 | 9.079 | 6.166 | 15.245 |
| Not: Daimi Personel (sözleşmeli Personel dahil), kadrolu personeli geçici Personel, mevsimlik personeli ifade etmektedir. Kaynak: S. Ve Ticaret Bakanlığı –Teşkilatlanma Genel Müdürlüğü–2000 |
Hükümetler, tercihlerini tüccar ve sanayiciden yana kullanarak TSKB’ni yönettikleri yetmiyormuş gibi bir de, tarımsal KİT’lerle birlikte Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri de iktidar partilerinde aday olup kazanamayan milletvekili adaylarına sunulan, halk arasında ‘arpalık’ tabir edilen ikram yerlerine dönüştürmüşlerdir. Tarımla ilgisi olmayan bu kişiler ve iktidar partisinin politikaları doğrultusunda yönetilen kooperatifleri sanki ortak olan çiftçiler zarara sokmuş gibi propagandalar yaparak kendilerini akladıkları gibi, geçmişin hesabı iktidarlardan ve atanan yöneticilerden sorulamamıştır. Sorumlularından hesap sormak yerine fatura ‘tarıma fazla kaynak aktarılıyor’ diyerek çiftçiye çıkarılmıştır. Suçlu bulunduktan sonra sıra çözüme gelmiş; hükümetler “Tarımda Yeniden Yapılanma(!)” adı altında IMF ve DB dayatmalarıyla TSKB’ne ait 3186 Sayılı Yasayı değiştirmiş, Birlikler ile ilgili 4572 Sayılı bir Yasa çıkarmışlardır.
Oysa kooperatifçilik özellikle tarım kesimi için çok gereklidir. Bize IMF ve Dünya Bankası kanalıyla çiftçi ile kooperatiflerinin bağının koparılmasını isteyen gelişmiş ülkelerde kooperatifçilik yaygındır. Örneğin; Kanada’da %50, Danimarka’da %50, Hollanda’da %60, Lüksemburg’da %90, Fransa’da %70, Almanya’da %52, bizde ise %15,70’dir. Bizdeki %15,7 oranının kontrol ettiği pazara şirketlerin egemen olması için TSKB yasası dış dinamiklerin telkini ile çıkarılabiliyor.
Çıkarılan Yasa ile;
• Yeniden Yapılanma kurulları oluşturuldu. Kurullar, birlik yönetimleri üzerinde bir yetkiyle donatıldı. Kooperatif arsalarının satılması, işçilerin işine son verilmesi, entegre tesislerinin şirketlere dönüştürülmesinde yeniden Yapılandırma Kurulları belirleyici hale getirildi.
• Kooperatiflere ait fabrikaların üç yıl içerisinde şirketlere dönüştürülmesi öngörüldü. Böylece kooperatif fabrikalarının özelleştirilmesinin önü açıldı.
• Birliklerin, devlet veya diğer kamu finans kurum ve kuruluşlarından herhangi bir mali destek almasına ve devlet bankalarından kredi sağlamasına engel konuldu.
• Birliklerin Banka kurmalarına yasak getirildi.
Tarım kesiminde tohum ve damızlık ıslahı ile çalışan Tarımsal İşletmeler Genel Müdürlüğü’ne (TİGEM) bağlı çiftlikler şirketlere kiraya veriliyor. Bütün bu çabalar tarımı şirketleştiriyor. Çiftçilik ortadan kaldırılıyor. Tarımda uygulanan bu politikalar sonucunda Türkiye’de her 50 saniyede bir çiftçi iflas ediyor.
*********************************************************************
1.Günaydın Günaydın; “Türkiye Şeker Sektörü Analizi”, Ankara
2.Veriler: “IMF söylüyor, hükümetler yapıyor, her 50 saniyede bir çiftçi iflas ediyor!” 2007, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu’nun Broşüründen derlenmiştir.
3.Veriler: Abdullah AYSU; Tarladan Sofraya Tarım, Su Yayınları, yıl 2003, İstanbul
4.Veriler: Abdullah AYSU; Tarladan Sofraya Tarım, Su Yayınları, yıl 2003, İstanbul
5.Detlef Bluhm, Colombus’tan Davidoff’a “TÜTÜN ve KÜLTÜR” Dost Yayınevi-Eylül, 2001-Ankara Türkçesi: Zehra Aksu Yılmazer
6.Veriler: “IMF söylüyor, hükümetler yapıyor, her 50 saniyede bir çiftçi iflas ediyor!” 2007, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu’nun Broşüründen derlenmiştir.
7.Usumi S., 2000, “Çiftçinin Dostu”, Cumhuriyet Gazetesi
*14-15 Aralık 2007 tarihlerinde düzenlenen TMMOB Sanayi Kongresi 2007′de bu yazı sunulmuştur





