ÜLKEMİZDE BİYOGÜVENLİK MEVZUATI VE İZİN VERİLEN GDO’LU ÇEŞİTLER (2)/Ahmet ATALIK

Yazan 28 Eki, 2011 tarihinde dosyalanan yer Ahmet Atalık, biyoçeşitlilik, GDO, Mevzuat. Bu yazıya olan tüm cevapları burdan izleyebilirsiniz. RSS 2.0. Geri beslemeleri buradan izleyebilirsiniz

GDO’LU SOYAYA ONAY

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, yem amaçlı kullanılmak üzere izinlendirilmek üzere GDO’lu 3 soya çeşidi ve soya küspesinin basitleştirilmiş işlem kapsamında değerlendirilmesini talep etti.

Biyogüvenlik Yasası, GDO ve ürünlerinden kaynaklanabilecek herhangi bir riski olmayan ve insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliğe herhangi bir zararının bulunmadığı yönünde mevcut bilgiye ve daha önce yapılmış olan risk değerlendirmesine dayanan başvurular için, sosyo-ekonomik değerlendirme sonuçları da dikkate alınarak basitleştirilmiş işlem uygulanmasına olanak sağlamaktadır.

Biyogüvenlik Kurulu bu talebi kabul etti. Eşik değer %0,9 olarak Bakanlığa teklif edildi. Bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme komitelerin hazırladıkları raporlar çerçevesinde Kurul’un verdiği olumlu görüş 26 Ocak 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Biyogüvelik Yasasına göre komitelerin hazırladıkları bilimsel raporların biyogüvenlik bilgi değişim mekanizması vasıtasıyla kamuoyuna açıklanması, görüşünün alındıktan sonra Kurul görüşünün oluşturulması gerekiyordu. Ancak bu yol işletilmedi. Bunun üzerine GDO’ya Hayır Platformu bileşenlerinden Ziraat Mühendisleri Odası, Tüketici Hakları Derneği ve Ekoloji Kolektifi Derneği verilen iznin iptali için dava açtı. Dava sürmektedir.

TÜRKİYE GIDA VE İÇECEK SANAYİ DERNEKLERİ FEDERASYONU’NUN TEPKİ ÇEKEN TALEBİ

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu, daha önce yem amaçlı onay verilen GDO’lu 3 soya çeşidinin yanında GDO’lu 21 mısır çeşidi, GDO’lu 3 kolza çeşidi, GDO’lu 1 şeker pancarı ve GDO’lu 1 patates çeşidi için gıda amaçlı kullanılmak üzere basitleştirilmiş işlem kapsamında izin verilmesi başvurusunda bulundu.

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu’nun bu talebi, kendine üye gıda ve içecek firmalarının tamamını zan altında bıraktı. Ürünlerinde GDO kullanmayan ve kullanmak istemeyen pek çok firma bu teşebbüse tepkisini dile getirdi.

Biyogüvenlik Kurulu basitleştirilmiş işlem talebini reddetti. Bilimsel risk ve sosyo-ekonomik raporların hazırlanmasına karar verdi. Raporlar hazırlanıp henüz halkın görüşüne açılmadı.

GDO’LU MISIRLAR HALKIN GÖRÜŞÜNE AÇILDI

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği ile Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin yem amaçlı kullanılmak üzere GDO’lu 3 mısır çeşidinin basitleştirilmiş işlem kapsamında değerlendirilmesi talebi Biyogüvenlik Kurulu tarafından reddedildi. Herbir GDO’lu mısır çeşidi için hazırlanan bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporları 14 Eylül 2011 tarihine kadar biyogüvenlik bilgi değişim mekanizması vasıtasıyla kamuoyuna duyuruldu ve görüşü alındı.

Aynı kurumların yine yem amaçlı kullanmak üzere izin talep ettikleri GDO’lu 10 mısır çeşidi için hazırlanan bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporları 12 Ekim 2011 tarihine kadar biyogüvenlik bilgi değişim mekanizması vasıtasıyla kamuoyuna duyuruldu ve görüş alındı.

Biyogüvenlik Kurulu, bilgi değişim mekanizması vasıtasıyla toparladığı kamuoyu görüşlerini de dikkate alarak 30 gün içerisinde kararını vererek Bakanlığa bildirecek.

GDO’YA HAYIR PLATFORMU’NUN TEPKİSİ

GDO’ya Hayır Platformu, GDO’lu üç mısır çeşidi ile ilgili bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporları ile ilgili 13 Eylül 2011 tarihinde Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezinde bir basın toplantısı düzenledi ve halkımızı biyogüvenlik bilgi değişim mekanizması vasıtasıyla görüşlerini bildirmeye davet etti. Yapılan açıklama aşağıdaki bilgileri içeriyordu;

BİLİMSEL KOMİTE: GDO’LU ÜRÜN KÖTÜDÜR, AMA İTHAL EDİLEBİLİR!(?)

Bilimsel komitelerce hazırlanan raporlarda “GD mısırlarla ilgili risk analizi ve değerlendirmelerin, ithalatçı firmalarca dosyada sunulan belgeler, risk değerlendirmesi yapan kuruluşların (EFSA, WHO, FAO, FDA) raporları ve bilimsel araştırmaların sonuçları göz önünde bulundurularak yapıldığı” belirtilmektedir. GD tohumlar, doğal yolla gerçekleşmeyecek şekilde, laboratuar ortamında ileri teknoloji kullanılarak bir mikroorganizma geninin aktarılmasıyla elde edilmekte, bu nedenle teknoloji ürünü kabul edilmekte, patenti şirkete ait olmakta ve fikri mülkiyet hakkı çerçevesinde lisans anlaşması ile kullanıcılara sunulmaktadır. Lisans anlaşmasıyla şirketler, GD tohumlarının bağımsız araştırmalarda kullanılmasını engellemekte, yapılan çalışmaları kendileri yönetmekte, ancak sonuçlar olumlu olmazsa yayımlanmasına izin vermemektedirler. Dolayısıyla EFSA, WHO, FAO ve FDA’nın bilimsel değerlendirmeleri, GD tohumları üreten şirketlerinin hazırladığı ya da hazırlattıkları raporlara dayanmaktadır. Bilimsel risk değerlendirmesi yapan bu kurumlar bağımsız kurumlar olarak nitelendirilseler de siyasilerden bağımsız, ancak GD tohum üreten şirketlerle son derece iç içe olan kurumlardır.

Hazırlanan bilimsel raporlara göre söz konusu üç mısır çeşidine haşereye direnç ve herbisite (yabancı ot ilacı) tolerans sağlayacak genler aktarılmıştır. Haşereye direnç sağlamak için tohumun içine bir bakterinin toksin (zehir) salgılayan geni aktarılmakta, bitki geliştikçe bu toksin tüm dokularında çoğalmaktadır. Ancak, genetik değişimin yaklaşık yüzde 80’lik bölümü herbisite toleransı sağlamak üzere yapılmaktadır. Bunda da yine bir bakteriden tohuma aktarılan genin ürettiği protein, o bitkiyi herbisitin etkisinden korumakta, tarladaki diğer tüm bitkiler ölmektedir. Genetik değişimin amacı kamuoyuna, “tarım ilacı kullanımının azaltılması, çevre kirliliğinin önüne geçilmesi, daha güvenli gıda üretimi ve sağlığın korunması” olarak sunulmaktadır.

Oysa, bilimsel raporların içeriğine baktığımızda, söz konusu amaçların GD ürünlerle gerçekleşemeyeceğini görmekteyiz. Sunulan verilerde; “GD DNA’ların memelilerin sindirim sisteminde sindirilemediği ve hücrelere kadar taşınabildiği, market sütlerinde GD yemlere ait DNA’ya rastlandığı, hamile olmayan ve hamile olan kadınlar ile karnındaki bebeklerinde haşereye direnç sağlayan toksine rastlanıldığı, bu toksini içeren mısır ile beslenen sıçanlarda karaciğer ve böbrek rahatsızlıklarının görüldüğü ve farelerde kısırlığa yol açtığı, herbisite direnç geni aktarılan bitkilere kullanılan tarım ilacının kullanımı sonrasında bitkilerde ilaç kalıntısı bıraktığından insan sağlığı açısından durumun yeniden değerlendirilmesi gerektiği, bu geni taşıyan soya ve mısırla beslenen hayvanların et ve ürünlerinde kalıntı yaptığı, insan hücre hatlarında yapılan bir çalışmada glifosinat herbisitinin hücrelerde toksik etki yaptığının görüldüğü” belirtilmekte, GD gıdaların halk sağlığı açısından daha iyi incelenmelerinin gerektiği tavsiyesinde bulunulmaktadır.

GD tohumları üreten ve sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen çokuluslu şirketlerin, aynı zamanda dünyanın en önde gelen tarım ilacı üreticileri oldukları dikkate alındığında, GD tohumlarla tarım ilacı kullanımının düşmesini beklemek mantıken de doğru olmayacaktır.

Bilimsel komitenin, “oran konulmaksızın GDO içeren tüm ürünlerin etiketlenmesi, bu ürünlerle beslenen hayvanların ürünlerinin etiketinde GD yemle beslendiği ibaresinin bulunması” önerisi, önemli bir saptama olmakla birlikte GDO mevzuatının ülkemizde uygulamaya konduğu Ekim 2009’dan bu yana hiçbir ürünün etiketinde GDO ibaresinin yer almaması, uygulamada bunun ne derecede gerçekleştirilebileceği konusunda soru işaretleri yaratmaktadır.

Bilimsel raporlarda yer alan “GD ürünlerin kaza ile ve/veya sabotajla büyük ölçekte çevreye yayılması durumlarında alınacak hızlı ve kapsamlı önlemlerin Ulusal Afet Planlarıyla ilişkilendirilerek değerlendirilmesi ve planlanması” görüşü bile bu ürünlerin hiç de masum ve güvenilir olmadıklarını göstermeye yeterlidir.

Bilimsel komitenin, “Yaklaşık 30 yıllık bir teknolojinin sonucu olan GDO içeren ürünlerin insan ve çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin henüz somut olarak ortaya konulmamış ve gözlemlenememiş olması, bu tür ürünlere ihtiyatla yaklaşmayı ve bu konuda alınacak tedbirleri üst sınırda tutmayı gerekli kılmaktadır.” saptamasını da son derece önemli buluyoruz. Zira bu açıklamada hayvanların yer almaması, komitenin en azından GDO’nun hayvanlar üzerindeki olumsuz etkilerini kabul ettiğini göstermektedir. Bir riskin varlığı resmen kabul edildiğine göre ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde GD ürünlerin ülkemize girişine engel olunmalıdır.

GD üç mısır çeşidi her ne kadar yem amaçlı kullanılmak üzere ithal edilmek istense de Bilimsel Komite bunların “yasa dışı ekimine müsaade etmeyecek tedbirlerin alınmasını ve çok sıkı bir denetim altında bulundurulmasını” istemektedir. GD mısırların sınırlarımızdan içeri girdikten sonra tarımsal üretimde kullanılmasını % 100 önlemek asla mümkün olamayacaktır.

Hayvancılığımızın, artan nüfusumuza paralel olarak gelişmesinin yem tüketimi üzerinde baskı yaratacağı açıktır. Bu durumda öncelikle, GD mısır ithalatının değil, bedava yem kaynağı meralarımızın ön plana çıkarılması daha akıllıca olacaktır. Ancak, 17.8.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 648 sayılı KHK vasıtasıyla İmar Yasası’na eklenen bir “Ek Madde” ile meralarımızın amaç dışı kullanımına olanak sağlanmıştır. Tedbir almak yerine ithalata yönelinmesi, 6.9.2011 tarihli RG’de Başbakanın imzasıyla yayımlanan “Yerli Ürün Kullanılması” genelgesi ile de ters düşen bir durumdur.

Bilimsel komite raporlarında GDO’ların böylesine önemli zararlarının saptanmasına karşın, hayvancılık sektörünün mısıra ihtiyacı olmasından bahisle söz konusu GD mısır çeşitlerinin ithaline onay verildiği görülmektedir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Ülkemizin GDO’lara değil, kendine yeterliliği hedefleyen bilinçli tarım politikasına ihtiyacı vardır.

GDO’ya Hayır Platformu halkımızın sağlığı, çiftçimizin korunması, biyoçeşitliliğimizin devamlılığı, doğal varlıklarımıza sahip çıkılması kapsamında GDO’lara karşı mücadelesini hukuk ve bilimsellik çerçevesinde devam ettirecektir.

Bu açıklamaya önemli bir ek yapmakta fayda var; GDO’lu 3 mısır çeşidinden bir tanesi BT11 mısırıydı. Bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme raporunun bir yerinde bu mısır çeşidinin adı “Bt11 soya” olarak ifade edilmişti. Daha önce bilimsel komiteler 3 soya çeşidi için görüş vermişti. Kamuoyu görüşüne açılmadığından o raporların içeriğini görmek mümkün olmadı. Ama “Bt11 mısır” raporunda “Bt11 soya” ifadesinin kullanılması, bu raporların kopyala yapıştır yöntemiyle hazırlandığının önemli bir ip uçlarından diğer bir tanesiydi.

İSTANBUL ŞUBEMİZİN ÇABALARI

GDO’lu 10 mısır çeşidinin daha halkın görüşüne açılması üzerine Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubemiz aşağıdaki örnek görüşleri hazırlayarak ülke geneline tüm iletişim vasıtalarını kullanarak yaydı;

GD MISIR ÇEŞİLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ BİLİMSEL RİSK DEĞERLENDİRME RAPORLARI İÇİN GÖRÜŞ ÖRNEĞİ:

Bilimsel risk değerlendirme raporlarında, GDO’lu gıda ve yemlerin hiçbir zararının bulunmadığı yönündeki araştırma sonuçlarının yanında, bunların organ hasarlarına yol açtığını gösterir bilimsel çalışmalara da aynı oranda yer verilmiştir. Ayrıca, GDO’lu ürünlerin potansiyel alerjen oldukları, beklenmeyen etkilerinin bir kısmının önceden tahmin edilemeyeceği, modifikasyonların artmasına paralel olarak beklenmeyen etkilerin de arttığı, hedef dışı organizmalar üzerinde de olumsuz etkilerinin görüldüğü, bitkiden bitkiye ve bitkiden bakteriye gen geçtiği yönünde saptamalarda da bulunulmuştur.

Raporlarda, GDO’lu ürünlerin lehte ve aleyhte değerlendirmelerinden sonra bilimsel risk değerlendirme komitelerinin tamamının hiçbir gerekçe göstermeden, kendi bilimsel yorumlarını ortaya koymadan GD mısır çeşitlerinin “yem olarak” tüketimine onay vermeleri son derece şaşırtıcıdır. Komite bu karara niçin ulaştığını belirtmemiştir. Sadece GDO’lu mısır çeşitlerinin “yem olarak tüketiminin uygun olduğu sonucuna varıldığı” belirtilmektedir. Buna karşın, aynı raporda geçen olumsuz örnekler dikkate alınarak ve ihtiyat ilkesini göz önünde bulundurarak bilimsel komiteler neden GDO’lu mısırların ithalatını reddetmemiştir?

En önemli sorum ise şudur: küresel ölçekte mısırın sadece %29’luk bölümü GDO’lu iken neden %71’i teşkil eden temiz-GDO’suz mısırın hayvan yemi olarak kullanılması düşünülmemektedir? Şayet cevabınız GDO’lu mısırın daha ucuz olduğu, hayvancılık maliyetlerini aşağı çekeceği yönünde olacak ise o zaman da şunu sormak isterim: “İnsan-hayvan-çevre sağlığı bu kadar ucuz mudur?”

Bilimsel risk değerlendirme raporlarının hazırlanmasında ithalatçı firmaca dosyada sunulan belgeler, risk değerlendirmesi yapan muhtelif kuruluşların görüşleri ve bilimsel araştırmaların sonuçlarını içeren makaleler ile farklı ülkelerde kullanım durumlarının göz önünde bulundurulduğu belirtilmektedir. Biyoteknoloji şirketleri yaptıkları lisans anlaşmalarıyla GDO’lu tohumlarının bağımsız çalışmalarda kullanılmasını engellemeye çalışmaktadır. Dolayısıyla GDO’larla ilgili raporların çok büyük çoğunluğu bu şirketlerin hazırladıkları, hazırlattıkları ya da inceledikten sonra yayımlanmasına izin verdikleri çalışmalardır. Kendilerinin bilip bizlerin öğrenmesinden korktukları şey nedir? Bilimsel risk değerlendirmesi yapan kuruluşlar da bu şirketlerin sundukları raporlar üzerinden değerlendirme yapmaktadır. Şirket bağlantılı “bilimsel raporlara” güvenilemeyeceği açıktır.

GDO’ların zararsız olduklarını bilimsel bir özgüven ile söylemek şu an için olanaksızdır. Risklerin tam olarak ortaya konamaması, onların yok olduğu anlamına gelmemektedir. Bağımsız araştırmaların engellenmesinin yanında risklerin etkilerinin ortaya konmasıyla ilgili araçların yetersizliği (ki birçoğu artık ortaya konmuş durumdadır) de bilimsel şüpheciliğin bir gereği olup ihtiyat ilkesi göz önünde mutlaka bulundurulmalıdır.

Kesinlik içermeyen, böylesine belirsizliklerle dolu raporlara dayanarak GDO’lu yemlere izin verilmesini ve bu yemlerle beslenen hayvanların ürünlerini tüketmek istemiyorum.

GD MISIR ÇEŞİTLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ BİLİMSEL SOSYO-EKONOMİK DEĞERLENDİRME RAPORLARI İÇİN GÖRÜŞ ÖRNEĞİ:

Biyogüvenlik Kanunu’na göre 11 kişiden oluşması gereken bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme komitelerinin, halkın görüşüne açılan GDO’lu 10 mısır çeşidi (daha önceki 3 mısır çeşidi de dahil) ile ilgili olarak hazırladıkları raporlarını sürekli 9 üye ile hazırlamaları, bu bilim insanlarından da birinin sürekli kararlara itiraz ediyor olması ilginç bir durumdur. Bu komiteler neden sürekli 2 eksikle toplanmaktadır? Sürekli karşıt görüş veren bir üyenin gerekçesinin ne olduğunun raporda belirtilmemesi ve halkın görüşüne sunulmaması önemli bir eksikliktir.

Bu raporların diğer ilginç bir yönü ise kullandıkları istatistiklerin eskiliğidir. Bilimsel risk değerlendirme raporlarında GDO’ların 2010 yılı verileri kullanılmasına karşın, bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarında sürekli olarak 2009 yılı verileri kullanılmaktadır. Raporlar kopyala yapıştır tarzı ile hazırlandığından bu eski veriler rapordan rapora varlıklarını sürdürmektedir. Bilimsel rapor adı verilen raporlarda sürekli eski verilerin kullanılıyor olması hoş bir durum değildir. İmla hataları da aynı şekilde rapordan rapora devam ettirilmektedir.

Bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarında, GDO’lu gıda ve yemlerin hiçbir zararının bulunmadığı yönündeki araştırma sonuçlarının yanında, bunların sindirim sisteminde sindirilmediği ve hücrelere kadar taşındığı, marketlerden alınan süt örneklerinde GD yemlere ait DNA’ya rastlandığı, pastörizasyon işleminin dahi transgenik DNA’nın yıkımını sağlamadığı, bu ürünlerle kullanılan herbisitlerin farelerde sağlık sorununa yol açtığı ve insanda da toksik etki gösterdiği, bu herbisitlerin hamile olan ve olmayan kadınlarla karınlarında taşıdıkları bebeklerine kadar olumsuz etkide bulunabildiği yönünde saptamalarda bulunulmuştur.

Tüm bu saptamalara karşın, bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme komitesinin, mısır tedarikinde meydana gelecek herhangi bir sıkıntının hayvancılık sektöründe büyük bir ekonomik krize neden olabileceği kaygısıyla GDO’lu mısır ithalatına izin verdiği görülmektedir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bilimsel bir açıklama ise hiç değildir. Karar, komitenin de vurguladığı üzere, “sektörü” rahatlatırken, biz tüketicileri yok saymış, rahatsız etmiştir.

Küresel ölçekte yetiştirilen mısırın sadece %29’luk bölümü GDO’lu iken, %71’i teşkil eden temiz-GDO’suz mısırın hayvan yemi olarak kullanılması neden düşünülmemektedir? Şayet cevabınız GDO’lu mısırın daha ucuz olduğu, hayvancılık maliyetlerini aşağı çekeceği yönünde olacak ise o zaman da şunu sormak isterim: “İnsan-hayvan-çevre sağlığı bu kadar ucuz mudur?” Gelişmiş ülkeler hayvancılığını ve girdilerini son derece desteklerken, ülkemizde destek GDO’lu mısır ithalatı ile mi sağlanmaya çalışılmaktadır? Son dört yıldır mısır destek primlerinin 4 kuruşta sabitlenmesi, ülkemizin ihtiyacının GDO’lu mısırla karşılanmasına zemin hazırlamaktadır.

Tüm bilimsel sosyo-ekonomik raporlarda kopyala yapıştır yöntemi izlenmekle birlikte özellikle bazılarında rapor içeriğinde farklı bakteriler ve farklı herbisit aktif maddeleri işlenmektedir. Örneğin Agrobacterium tumefaciens bakterisinden izole edilen ve glifosat içeren herbisite toleransı sağlayan cp4 epsps geninin aktarıldığı mısır çeşitlerine ait raporlarda, Streptomyces viridochromogenes kökenli fosfinotrisin asetiltransferaz (pat) genleri aktarılması sonucu glifosinat amonyum türevi herbisitlere toleranslı transgenik çeşitlerle yapılan çalışmaların sonuçları aktarılmaktadır. Glifosat aktif maddesine karşı hiçbir bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirmede bulunulmazken, bol bol glifosinat amonyum herbisitine ait örnekler verilmektedir. Bu durum bir doktorun aspirin ile gripini birbirine karıştırması gibi bir olaydır. Bu fark, “bilimsel” olarak nitelenen raporlara yakışmamaktadır.

GDO’ların zararsız olduklarını bilimsel bir özgüven ile söylemek şu an için olanaksızdır. Risklerin tam olarak ortaya konamaması, onların yok olduğu anlamına gelmemektedir. Bağımsız araştırmaların engellenmesinin yanında risklerin etkilerinin ortaya konmasıyla ilgili araçların yetersizliği (ki birçoğu artık ortaya konmuş durumdadır) de bilimsel şüpheciliğin bir gereği olup ihtiyat ilkesi göz önünde mutlaka bulundurulmalıdır.

Kesinlik içermeyen belirsizliklerle dolu raporlara dayanarak GDO’lu yemlere izin verilmesini ve bu yemlerle beslenen hayvanların ürünlerini tüketmek istemiyorum.

SONUÇ

GDO’ya Hayır Platformu’nun 13 Eylül 2011 tarihli açıklamasında da belirttiği üzere ülkemizin GDO’lu mısır ve soyaya değil, kendine yeterliliği hedefleyen doğru bir tarım politikasına ihtiyacı vardır.

6 Eylül 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Başbakanlık Genelgesi” yerli ürün kullanımını teşvik ederken, GDO’lu gıda ve yem peşinde koşmak tutarsızlıktır.

Biyogüvenlik Yasası’nın “Başvuru, Değerlendirme ve Karar verme” başlıklı 3. maddesinin 5. fıkrasında, makalemizin yukarı kısmında “Başvurunun Reddi” başlığı altında GDO ve ürünleriyle ilgili başvuruların hangi şartlar altında reddedileceği açıkça belirtilmiştir. Bilimsel komite raporlarında GDO’ların hemen her alanla ilgili zararlarından bahsedilmesine karşın GDO’lu mısırlara yem amaçlı kullanılmak üzere izin verilmesi yasaya aykırı bir durumdur. Biyogüvenlik Kurulu’nun tüm itirazlarımıza karşın GDO’lu mısırlara izin vermesi yeni bir hukuki mücadeleyi başlatacaktır.

*TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı

Tarım ve Mühendislik, ZMO Yayın Organı, Sayı: 96/2011

 

Yanıtla

*
Amaç dışı kullanımı önlemek için resimde yazılı olan yazıyı soldaki kutuya tekrar yazınız. yazılı sözcüğü görmüyorsanız dinlemek için tıklayınız.
Click to hear an audio file of the anti-spam word

Lütfen yorumunuzu onaylayın