Abdullah Aysu

Abdullah Aysu

Abdullah Aysu 1954 Ankara doğumlu. Çiftçi bir ailenin sekiz çocuğundan birisidir. Halen Hububat Üreticileri Sendikası (HUBUBAT-SEN) Genel Başkanlığı, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (ÇİFTÇİ-SEN) Kurucu Genel Başkanlığı’nı yürütmektedir.

İlgili Yazılar

3 Yorumlar

  1. 1

    Ahmet Hikmet Köse

    TEKELCİ KAPİTALİZM, SÜT ÜRÜNLERİNDE HALKIN SAĞLIĞIYLA OYNUYOR.

    Bugünlerde yeniden canlandırılan ve TC Sağlık Bakanlığı tarafından da desteklenen, “Süt İçin, Süt İçirin” kampanyası sürerken bazı tıp adamları, hazır süt ve süt ürünleri ile ilgili “çarpıcı” açıklamalarda bulunuyorlar.

    Öncelikle “günde 2 bardak süt içme” konusu üzerinde durmak gerekiyor. Elbette bu kampanyada kastedilen süt, UHT ısıl işleminden geçmiş ve Tetrapak kutularda satılan sütlerdir.

    Çocuk hematoloji uzmanları GÜNDE 1 BARDAKTAN FAZLA İNEK SÜTÜ İÇİLMESİNİN ÇOCUKLAR AÇISINDAN YARARLI DEĞİL ZARARLI OLDUĞUNU AÇIKCA BELİRTİYORLAR. Nedeni ise, nasıl üretilmiş olursa olsun, günde 200 mililitreyi aşan miktarda tüketilen inek sütünün çocukların kan değerleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmasıdır.

    Bazı tıp uzmanları, fazla süt içilmesinin yetişkinlerin sağlıkları üzerinde de olumsuzlara yol açtığını [bağırsak emiliminde problemler, aşırı boy uzaması – kanser bağlantısı, beklenenin tam tersine, osteoporoz (kemik erimesi) riskini arttırması, vb.] istatistikî verilere dayanarak belirtmektedirler.

    Diğer yandan, “sokak sütleri” ne karşı “savaş açan” büyük süt firmaları, bu sütlerin çeşitli virüs ve bakteriler taşıdığı için sağlık açısından son derece zararlı olduklarını öne sürerek, ısıl işlem görmüş ve kutulanmış süt tüketilmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar.

    Bu iddia kesinlikle doğru değildir:

    1.Büyük süt tekelleri tarafından “teslim alınmamış” tıp adamları ve beslenme uzmanları, insan organizması için en yararlı sütün, günde en fazla 200 ml. İçilen ÇİĞ KEÇİ SÜTÜ olduğunu belirtmektedir – herkes evinde keçi besleyemeyeceğine göre ister istemez inek sütü gündeme gelmektedir.
    2.“Sokak sütleri”nin evde kaynatılması sonucunda içindeki tüm yararlı bakteriler ölürken pek çok virüs ve zararlı bakterinin ölmediğini öne süren tekeller, nispi olarak düşük sıcaklıkların kullanıldığı pastörizasyon yöntemini terk ederek, daha yüksek sıcaklıkların kullanıldığı UHT (ultra high temperature / çok yüksek sıcaklık) ısıl işlem yöntemini kullanmaya başlamışlardır. Bu yönteme geçiş nedenleri açıklanırken, pastörizasyonun öldüremediği zararlı mikro canlıların UHT yöntemi ile tamamen ortadan kaldırıldığı öne sürülmektedir. Gerçek ise bunun tam tersidir. Amaç, süte daha uzun bir “raf ömrü” kazandırabilmek için, sütü dönüştüren bakterilerin ortadan kaldırılmasıdır. UHT işleminden geçirilerek, dünya ölçeğinde “tek üretici” hakkına (!) sahip Tetrapak firması tarafından üretilen ambalaj malzemesinden yapılan kutulara doldurulan sütler, “soğuk zincir”e ihtiyaç duyulmadan taşınabilmekte ve soğuk hava depolarına, soğutuculara gerek duyulmadan depolanabilmekte ve satışa sunulabilmektedir.
    Bu durumda, ‘tüketicilere ne önerilebilir’ sorusuna cevap bulunması gerekir. Tüketicilerin, güvenebilecekleri bir küçük süt üreticisinden aldıkları sütü, süzüp kaynatarak kullanmaları durumunda karşılaşabilecekleri riskler, süt tekelleri tarafından üretilen sütleri tüketmeleri durumunda karşılaşabilecekleri risklerin çok daha altında olacaktır. Tüketiciler nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmek için şu basit deneye başvurabilirler: bir satış noktasından aldıkları UHT ısıl işleminden geçirilmiş, Tetrapak kutulara doldurulmuş sütü, kutusunu açarak oda sıcaklığında bekletirlerse, sütün günlerce “bozulmadan” (!) kaldığını göreceklerdir. Şüphesiz ki küçük süt üreticilerinin kooperatifler bünyesinde bir araya gelerek, pastörize edilmiş, katkısız, günlük sütlerini, cam şişeler içinde tüketicilerine ulaştırmaları, “bu sistem içinde” tercih edilebilecek en doğru alternatif olacaktır. Ama hemen tüm üretici kooperatiflerinin tasfiye edilerek meydanın tekellere terk edildiği bu aşamada, böyle bir üretici örgütlenmesi gerçekleştirilebilir mi sorusu da tüm çıplaklığıyla ortada durmaktadır.

    Benzer tehlikeler diğer süt ürünleri için de geçerlidir.

    Yaşadığımız ülkede en fazla tüketilen – gerek doğrudan ve gerekse yemeklere katılarak – süt ürünü herhalde yoğurttur. Artık hemen her yerleşim bölgesindeki irili ufaklı satış noktasında, çeşitleri her gün artan fabrikasyon yoğurtları bulmak mümkündür. Küçük üreticilerin ürettikleri yoğurtlar ise ancak bazı semt pazarlarında bulunabilmektedir ve açıkçası, çiğ sütten de üretilebilmeleri nedeniyle, “sokak sütleri” ne göre bu yoğurtlar daha fazla risk taşımaktadırlar.

    Bu olguya rağmen fabrikasyon yoğurtların tüketilmesi hiçbir şekilde önerilemez. Büyük bölümü plastik kutularda satışa sunulan yoğurt ve ayranlar (yoğurtun asiditesi ve plastik kaplar “!”), UHT / Tetrapak sütlerden farklı olarak soğuk zincir ve soğuk depolamaya ihtiyaç duysa bile, hiçbir zaman doğal yoğurtlarla kıyaslanamayacak kadar uzun raf ömrüne sahiptirler. Tüketiciler, fabrikasyon kutulu sütlerle yapacakları deneyi yoğurtta da tekrarlamaları durumunda benzer sonuçlarla karşılaşacaklardır. Ek olarak, açıkta bekletilen bu yoğurtların üzerinde, bilinen yeşil küfün yerine, kırmızı – kahverengi bir tabakanın oluşacak; bu tabakanın altında kalan yoğurtun tadında ise bir değişiklik olmadığı görülecektir. Oysa buzdolabında bile bekletilen doğal yoğurt, içerdiği bakteriler nedeniyle, birkaç gün içinde ekşi bir tada sahip olmaktadır. Tüketicilere bu durumda ‘kendi yoğurdunu üretme”yi önerme, belki de şu an için tek alternatiftir. Evinde bir elektrikli fırını olan herkes, çok basit şekilde yoğurt üretebilir: doğrudan buzdolabından aldığınız, daha önceden kaynatılıp soğutulmuş sütü (elbette ki “sokak sütü”), tercihen bir defada tüketebileceğiniz cam şişelere – 500 ml, vb. – doldurun. Güvenilir bir üreticiden temin ettiğiniz doğal yoğurttan yeterli miktarda yoğurdu – 500 ml. için yaklaşık 2 tatlı kaşığı – maya olarak ekleyip karıştırın. 40 dereceye ayarladığınız fırına koyduğunuz yoğurdunuz, 4 – 6 saat arasında hazır olacaktır. Cam şişelerin kapağını kapatarak buzdolabına koyun. 5 – 6 saat soğuyan yoğurdunuz artık tüketime hazır hale gelmiştir.

    Fabrikasyon peynirlerde de benzer tehlikeler mevcuttur. Üretim yöntemi nedeniyle beyaz peynir, ek olarak kirlenmeye daha açıktır.

    Bugün beyaz peynir üretiminde, maliyeti aşağıya çekmek amacıyla, mayalanma / bekleterek olgunlaştırma (yaklaşık 8 hafta) şeklindeki klasik yöntemler yerine, daha değişik yöntemlerle üretim tercih edilmektedir. Beyaz peynirin olgunlaşması için haftalarca soğuk hava depolarında bekletilmesinin yol açacağı ek maliyetten kurtulmak isteyen tekeller, “geliştirdikleri” (!) yöntemlerle ürettikleri “beyaz peynirleri” hemen satışa sunmaktadırlar. Olgunlaşma süresi beklenilmeden satışa sunulan beyaz peynirlerde bazı zararlı mikro canlıların üreyebilmesi ise, bilinen bir gerçekliktir. Diğer yandan, yağ oranı yüksek sütlerden (koyun, keçi, manda) bile yaklaşık % 10 oranında beyaz peynir elde edilebilirken, tekellerin süt üreticisinden, litresi yaklaşık 80 kuruşa (o da vadeli) aldığı sütten ürettiği “beyaz peyniri”; üretim giderleri – ambalaj – depolama – nakliye – toptancı ve perakendeci kârı (elbette kendi kârı) da dâhil olmak üzere, bazen kilosu 6 TL. na kadar inen fiyatlarla nasıl satabildiği de ayrıca cevap aranması gereken başka bir sorudur – kapitalist metropol ülkelerdekinin aksine, Türkiye`de süt ürünlerinin ambalajları üzerinde süt mü, süt tozu mu kullanıldığı veya bunların kullanım oranlarının belirtilmesi yasal bir zorunluluk değildir.

    Benzer sahtekârlıklar kaşar (bilinen adıyla kaşkaval) peyniri ve benzerlerinin üretiminde de yapılmaktadır. Klasik kaşar üretiminde, yağ oranı yüksek sütlerden hazırlanan “ham” kaşarlar, tıpkı beyaz peynirde olduğu gibi, olgunlaşması için uzun süre depolarda bekletilir ve ek olarak, belli zaman aralıklarıyla, üzerlerinde oluşan küflerin silinmesi gibi bakım ve kontrollerden sonra satışa sunulur. Ham sütten elde edilme oranı yaklaşık beyaz peynirle aynı olan “klasik” kaşarın bu üretim tarzı, düşük kârlara yol açtığı için tekeller maliyeti aşağıya çeken (kârı arttıran) yöntemler kullanmaya yönelmişler ve “yeni” kavramlar yaratmışlardır: “taze kaşar”. Kaşar peynirinin üretildiği diğer coğrafyalarda bilinmeyen bu “yeni ürün”, düşük fiyatı nedeniyle Türkiye`de yaygın olarak kullanılmakta ve artık “eski kaşar” adıyla tanımlanan klasik “gerçek” kaşara göre çok daha fazla satılmaktadır.

    2011 yılı içinde, bazı basılı ve görsel kitle iletişim organlarında, isimleri açıklanmayan bazı “büyük” süt ürünleri üretim firmalarının, değişik ürünlerinde ithal süttozu ve kazein (hatta teknik kazein) kullandıklarının belirlendiği yönünde haberler yer aldı. Kazein, süt ürünleri üretim zincirinde hemen hemen son halkadır. Teknik kazein ise gıda sanayinde değil, adından da anlaşıldığı gibi, daha başka ürünlerin üretilmesinde kullanılır.

    Belirtilmesi gereken bir başka nokta ise; süt dışında diğer süt ürünlerinin (yoğurt, ayran, peynir türleri, vb) üretilmelerinden sonra pastörize edilemeyeceğidir. Bu ürünlerde ancak kullanılan süt pastörize edilebilir ve üretim sürecinde bu ürünler kirlenmeye daima açıktır.

    SON SÖZ

    Tekellerin azami kâr hırsıyla yarattıkları ve sağlığımıza zarar veren bu sahtekârlıklara karşı tüketiciler – sözümüz çalışan sınıf ve tabakalara – “sokak sütleri”nden, hazır süt ürünlerine göre çok daha ekonomik olarak ve sağlıklarına zarar vermeyecek süt ürünlerini üretebilirler:

    ■Kaynatılıp soğutulan sütten elde edilecek kaymaktan tereyağı (buzdolabının buzluğunda yeterli miktarda biriktirdikten sonra),
    ■Tereyağının alınmasından sonra kalan peynir altı suyundan çökelek,
    ■Çökelekten arta kalan peynir altı suyundan hamur işi, çorba, tatlı, kek, vb.
    ■Sütten yoğurt,
    ■Ve de canınız ne isterse.

    .

  2. 2

    Taşkın

    Abdollah Aysu ve Ahmet Hikmet Köse yazdıklarınız her ne kadar gerçek olsada, yıllardan beridir sahtekarların yazılı ve görsel bombardımanına maruz kalan bizler tarafından maalesef yeterince anlaşılmamaktadır.
    Kanser vak’a larındaki artış körleşmiş gözlerimizi bile açamamaktadır. Bahsettiğiniz doğal inek sütünü bugün çocuklarımıza içirmeye kalktığımızda tadını beğenmediklerinden (yada bilmediklerinden) içmek istememekte ve hatta zorladığımızda bunu bize kusarak geri vermekteler. İşte halimiz bu! Bu saatten sonra devletten yada üreticiden bir şey beklemek hayal olur. Gıda kartelleri tarafından toplu olarak katledileceğimiz güne kadar sağlıcakla kalın.

  3. 3

    deniz

    Sayın Taşkın, herşeye rağmen umutlu olmalıyız. Bilirsiniz, kayayı kıran en son vuruş değil, ona daha önce defalarca yapılan vuruşların toplamıdır. Üretici ile tüketiciyi direk buluşturan kooperatifler kurarak, nerden geldiğinden ve nasıl üretildiğinden emin olduğunuz gıdalarla beslenerek sistemde gedikler açıyoruz. Via Campesina örgütlerinin dediği gibi: umudu küreselleştir, mücadeleyi küreselleştir !

Yoruma kapalı.

Toprak Onur Yaşam